Tunca Arslan hakkında iki anım
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

“Üç Maymun” kitabı çıkmadan önce beni telefonla aradı, “senin Birgün’de çıkan yazıların dışında ‘Üç Maymun’ hakkında yazıların var mı?” diye sordu.

Ben de dedim ki “Yeni Sinema Dergisi üzerinde çok daha uzun bir incelemem var.”

Onun dışında, en temiz ve en rafine film analizini Yakın Plan Yeni Türkiye Sineması adlı kitabımda yaptım, orada sanıyorum, 70 büyük boy kitap sayfası analiz ediyorum.”

Niye sordun?

“Üç Maymun kitabını çıkarıyoruz da, oraya alıntı yapılacak.”
“Hangi yayınevinden?”
“Doğan Kitap.”
“Editör olarak mı çalışıyorsun?”
“Evet.”
“Alıntı yapacaksanız, en son ve en temiz hali Yakın Plan Yeni Türkiye Sineması kitabımda var. Birgün’den yapmayın, orada benim yerim dar. Ama fikirlerimin bir bölümünü orada ilk kez yazıyorum, daha sonra onları geliştiriyor, incelemeye dönüştürüyorum. Ayrıca Birgün’de beni uyarmışlardı, haftalarca Üç Maymun’u yazma, başka şeyler yaz diye, o yüzden yazım zaten orada yarım kalmıştı. Kitap piyasada var.” (Not: o zaman baskısı vardı, tükenmemişti)
“Kim uğraşacak? Ne olacak şimdi bilmiyorum, bende!”
Daha sonra kitabın çıktığını Zonguldaklı Belgesel yönetmeni Metin Kaya’dan öğrendim. Kitabın pahalı olduğunu söyledi, “almadım, sadece DNR da biraz baktım, kitap hakkında yazarlar arasında senin ismin yoktu, içeride kısa alıntılar olarak vardı. Şaşırdım.” (Telefonda bana bu bilgiyi verdi, İstanbul’dan Zonguldak’a gitmeden önce otobüs saatini beklerken, zamanı bolmuş, kitapçıları dolaşıyormuş.)
Bunun üzerine çıktım kitapçıya gittim ve kitabı buldum ve baktım, şaşırmıştım. Çünkü yazdıklarım hakkında hem Reis Çelik kanalıyla hem de Ercan Kesal kanalıyla Nuri’nin bu yazıları çok önemsediğini belirten övgüleri bana iletilmişti.
Daha sonra Ercan Kesal’e telefon ettim, “abi bu ne demek? Çok sinirlendim, niye böyle yapmış bu?”
“Yerden göğe kadar hakkın var, üzüldüysen, haksızlığa uğradığını düşünüyorsun, bunu bizzat Nuri’ye ilet” dedi Ercan Kesal.
Bunun üzerine Nuri Bilge Ceylan’a email attım.
Bana yanıt Zeynep Özbatur Atakan’dan geldi.
Bu kez ben hem Zeynep Özbatur Atakan hem de Nuri Bilge Ceylan’a email attım.
O akşam bana Tunca Arslan telefon etti. Yazışmaları biliyordu, ben de sordum,

“sen nereden biliyorsun?”

“Onu geç, onu geç!”,

“iyi de nasıl geçeyim, sen nereden biliyorsun onunla yazışmamı?”

Bağırdı çağırdı, gereken yanıtı aldı, konuşma yarım kaldı.

Kitapta yazılarım budanmış, redakte edilmemiş ve elbette kesilmiş (sansür edilmiş) biçimde Birgün’deki yarım kalmış yazı dizimden alıntılanmıştı.

İkincisi anım da enteresan, hem de birincisinden daha önce olmuştu.

Antalya Film Festivalinin Haliç Kongre Sarayında basın toplantısı vardı. Orada toplantı bitmişti, dışarıda içki ve kokteyl faslı başlamıştı.

Ayaküstü elinde içki kadehi (sanıyorum şarap içiyordu, ama elbette emin değilim) yanımda dururken şunu sordum:

(Selamlaşma faslından sonra, giriş kısmı bitince)

Yakın Plan Yeni Türkiye Sineması kitabım hakkında ne düşünüyorsun?

“Valla Zahit, en son ne zaman yeni hangi kitaplar çıkmış diye bir kitapçıya gittiğimi, kitap aldığımı inanır mısın hatırlamıyorum? Yıllar önce olmalı. Yakın Plan Yeni Türkiye Sineması kitabını duydum, ama inanır mısın, kitabı bile henüz görmedim.”

Bir yudum aldı içkisinden ve gitti yanımdan.

Bu arada arkadaşımızın editör olduğunu hatırlatırım.

KENDİSİNE AYDINLIK GAZETESİNDEKİ KÖŞESİNDE

VE ELBETTE SİYASİ MÜCADELESİNDE BAŞARILAR DİLERİM.

YILLARDIR DERTLEŞİP KONUŞTUĞUMUZ YOK,

KENDİSİNİ YILLARDIR GÖRMÜYORUM

BİR HABER DE ALMIYORUM

AMA BENDEN ONA HABERLER GİDİYORMUŞ…

ÇALIŞKAN DÜRÜST BİR ARKADAŞIMIZDIR,

O KADAR ÇALIŞKAN Kİ “AKLA ZARAR FİLMLER” diye üst akıldan kitap çıkaracak Türkiye’yi önemseyen, eleştiriyi bilimle buluşturan, tarihçi kimliğiyle sosyolojik bilgisini sentezleyen, geleceğe dair ciddi öngörülerde bulunabilen bir yazar arkadaşımız. Uzaktan da olsa, mesleki hayatında başarılar dilemeyi kendime bir görev biliyorum.

Not: kendisinden istirham ediyorum, yazarken tane tane yazsın, ağız dolusu küfür ederken bile tane tane yazsın. Kim kimin hakkında, neyi ileri sürüyor, kim kime ne zaman ne söylemiş onları yazsın. İthamları yazdıktan sonra, yine tane tane işin aslını ve daha sonrasında karşısındakinin ileri sürdüklerini çürüten beyanlarını yazsın. Kısaca, Perinçek’in çeşitli AKP muhaliflerine yazdığı yazı ile onlardan aldığı yazı tipini sinema camiasına taşımasın, böylesi daha iyi olur.