Türk sağının vandallığı ve Sertellerin Sergisi!
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

İstanbul’da Sirkeci’den yukarıya Cağaloğlu’na doğru çıkarken solda tam olarak “Yokuşun Başı”nda yaşayan bir tarih yer alıyor:
“Halil Lütfü Dördüncü İş Merkezi!”
Son yıllarda bölge turizm hamlesinin pençesinde her gün güzelleştiriliyor!!! Yayınevleri, kırtasiyeciler, kitapevleri kapanıyor. Yerlerine daha fazla kâr sağlayacak, yeni tesisler açılıyor. Oteller, kafeler, lokantalar, marka konfeksiyon ürünlerinin taklitleri ile turist avcılığı sektörü Babıali’ye 2000’lerin damgasını vuruyor.
Bu parasal taarruza karşı inatla köklerine sahip çıkan bir ailenin sessiz direnişi yükseliyor:
“Tan Kültür Avlusu!”
Halil Lütfü Dördüncü’nün varisleri, hiçbir kuruluştan maddi katkı talep etmeden sadece ailenin olanaklarıyla koca iş hanını kökleri üzerinde yaşatmaya gayret ediyorlar.
• • •
Gençler için minik bir not düşmeliyim. Bu han 20. Yüzyıla damgasını vuran bir basın merkezidir. Başta efsanevi TAN gazetesi olmak üzere, pek çok gazete dergi bu binada hazırlanıp basılmıştır. Bunlardan biri de Doğan Özgüden, Yaşar Kemal ve Fethi Naci’nin kurucusu oldukları ANT dergisidir. Genel Yayın Yönetmeni Doğan Özgüden ile eşi İnci Tuğsavul Özgüden tarafından yönetilip yayınlanan ANT 3 Ocak 1967’den Mayıs 1971’e kadar yayınlandı. Özgüdenler 12 Mart Muhtırası sonrasında Türkiye’den gizli olarak ayrılırlarken yayınları nedeniyle derginin omuzlarında 300 yıl hapis istemli davalar yükseliyordu.
Tıpkı onlardan 20 önce aynı binada yayınlanan TAN gazetesinin yöneticileri Sabiha Sertel ve Zekeriya Sertel gibi… Zekeriya Bey, Paris’te ve Amerika’da Hukuk ve gazetecilik tahsili yaparak yurda döndü.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’da değişik yayın organları çıkarttı. 1923’te ABD’den dönüşünde Basın Yayın Genel Müdürlüğü’ne getirildi. Basın özgürlüğü konu- ısunda Cumhuriyet rejiminin yöneticileriyle ters düştü ve istifa etti:
-Sansür olan yerde ben olmam dedi!
Böylesi niteliklere sahip insanlarımızın başına gelmedin felaket bırakılmıyor bizim ülkemizde… Tek parti, çok parti fark etmiyor.
Bu konuda Türk Sağının ayrıcalıklı bir yeri var. Devlet ne zaman “haydi” dese Türk sağın militan gücü harekete geçiyor. Fikir mücadelelerini en ilkel biçimde sürdürüyorlar:
-Yakıyorlar, yıkıyorlar, yağmalıyorlar!
Bunu da “devletimizi koruyoruz” diye yapıyorlar.
• • •
TAN Kültür Evi’nde 4 Aralık’ta (TAN Baskını Yıldönümü) Sertel Ailesi’nin elde kalan özel fotoğraflarından bir sergi açıldı. Sergiyi Sertel Ailesi hazırlamıştı. Sertellerin torunu Tia O’Brien ile yeğen Nur Deriş birlikte çalışmışlardı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Tarih Vakfı, Türkiye Yayıncılar Birliği ve Halil Lütfü Dördüncü İş Merkezinin ortaklaşa düzenledikleri bir toplantıyla sergi açıldı.
Serginin bulunduğu avluda devamlı olarak bir belgesel gösteriliyor. Can Dündar’ın hazırladığı “Tan Baskını” belgeselinde 1940’lı yılların anti-komünist ruhunun hangi azgınlık noktalarına ulaştığı anlatılıyor. Can bu belgeseli “ders çıkartılması” amacıyla hazırlamıştı.
Aradan 70 yıl geçti. Aynı hoyratlıklar yine hayatın içinde ve alabildiğine özgür(!) salınıp dolaşıyor. O kadar ki, aynı TAN gibi, ANT gibi saldırıya uğruyor muhalif yayın organları… Gazeteciler de Serteller gibi Özgüdenler gibi yurdu terk etmeye zorlanıyor.
Etmezlerse? O zaman da hapse atılıyorlar. Can Dündar gibi, Erdem Gül gibi!
Türk sağı yine ağırlıklı olarak iktidarın yanında ve başta basın özgürlüğü olmak üzere bütün özgürlüklerin karşısında iki büklüm yerini alıyor.
İstanbul’da yaşayanlar, Halil Lütfü Dördüncü İş Merkezi’ndeki “Serteller Sergisi”ni görmeliler. Özellikle gazetecilik tahsili yapan gençler. Tabii şu anda mesleğin içinde olanlarımız da…