'Türk tipi değil...'
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Ülkenin son haftasına damgasını vuran açıklamalar, Avrupa’daki demokratikleşme dalgaları karşısında Türkiye’nin yerinin sorgulanmasını geçmişe bırakıyor ve şu amacı yansıtıyor: “Gelecek, Avrupa dışında aranmalı.”

Hakkında “tam diktatörlük modeli” nitelemesi yapılan Meksika’yı bile, tepede ve tavanda törpüleme gereği duyuldu; “2. Meclis ve federasyon da sizin olsun! Bize, federal başkanın yetkileri yeter” dercesine. (“Meksika Birleşik Devletleri”, 31 federe devletten oluşuyor).

Sonra, diğer Orta ve Latin Amerika devletleri örnekleri belirtildi. Bölgemizden “Rusya” dendi; Avrupa’dan ise, Fransa ile yetinildi. Bunlarda başkan veya CB’lere tanınan yetkilerin alınmasıyla kurulacak rejim için, “Türk tipi” dendi.

CB’nin hemen her konuşmasında vurguladığı başkanlık söylemi, şu arayışı yansıtıyor: Hepsinde devlet başkanına ait olan yetkiler alınacak; bu yetkileri çerçeveleyen anayasal fren ve denge mekanizması dikkate alınmayacak. Daha doğrusu, yarı-başkanlık, başkanlık, başkancı modellerde başkana tanınan yetkiler bütünü alınacak; anayasal denge ve denetim düzeneklerinin alınması bir yana, bizde var olanlar da kaldırılacak…

Böyle bir rejimi savunana eşlik eden basında sıkça dillendirilen “Türk tipi başkanlık” nitelemesi yanlıştır, yanıltıcıdır; hem yöntem, hem de sonuç bakımından.

Çünkü, böyle bir rejim arayışı, (AK parti seçmenleri dâhil) ne Türkiye halkından gelmekte, ne de Türkiye’nin ihtiyaçları için hedeflenmekte. Tam tersine, tek bir kişi, makamından yararlanmak ve yetkilerini Anayasa dışına taşırmak suretiyle, her gün “yeni bir rejim seferberliği” için yapabildiğini ardına koymuyor. Kendisi için hiçbir amaç bu denli vazgeçilmez ve hatta kutsal olamaz…

Amaç ve araç ilişkisi şöyle okunabilir: Amaca ulaşmak için önümüzdeki üç ay çok iyi değerlendirilmeli. Öncelikle, “sokak zapt-u rapt” altına alınmalı; kesinlikle, muhalif gösterilere, hele hele “başkanlığa hayır” şeklindeki toplantı ve gösterilere müsamaha edilmemeli. Bunun için İç Güvenlik Paketi hemen yasalaşmalı... Başka bir deyişle, Gezi benzeri büyük toplantı ve gösterileri kaynağında kurutmak için, kolluk gücünün yeni yetkileriyle, önleyici zecri tedbirler sonuna kadar alınmalı. (Model alınan Rusya’da geçen pazar Putin karşıtı gösteri, muhalif B. Nemtsow’un öldürülmesi ile engellenmedi mi? Ankara, bunun denemesini Gezi sırasında yapmadı mı?).

Meksiko-City, Moskova ve Ankara’da sandığın yolu, sokağın halka kapatılmasından geçer. Ama, ilk ikisinin hakkını yemeyelim: Onların hiç değilse tarihsel arka planı var. Ankara ise, bilinmeyen yol ve yöntemlerle (mahkeme kararını tanımadan) inşa ettiği saray yoluyla kotarıyor… Böylece,  sokağın devre dışı bırakılmasıyla seçim “sarayın aracı” haline getirilerek, “saray yolu” ile, sarayın (kendisi için) inşa edildiği kişi için rejim inşa edilecek.

Rüya gibi böyle bir hedefe ulaşılması demek, Türkiye’nin;

1) Demokrasi dalgaları karşısında kendi “iç dalgaları” ile düşe-kalka  “kısmi bir demokrasi”  deneyim ve başarımı inkâr edilerek kendi tarihinden koparılması;

2) Avrupa ile ortak mirastan koparılması: Avrupa demokrasisi, sadece sandık değil, “sokak demokrasisi” aynı zamanda; Yunanistan’dan Fransa’ya… Bizde, kamu makamlarından talepte bulunma veya onlara muhalefet etme amacıyla toplantıların bastırılması bir yana, yas veya anma günü toplantıları bile engelleniyor: K. Maraş ve Sıvas Katliamlarında yakınlarını kaybeden yurttaşların anma toplantı ve yürüyüşlerinin sistematik bir biçimde bastırılması, sadece iki tipik örnek.

3) Demokratik ve lâik model deneyimi yoluyla etkileyebileceği coğrafyanın, tam tersine kendisinden uzaklaşması ile sonuçlanacak.

Sonuç olarak, ad doğru konursa, önerilen ve/ya dayatılan karşısında daha tutarlı bir tavır geliştirilebilir. Bunun için, sokağın dışlandığı, sandığın ise, saray sahibinin hizmetine sunulduğu bir yöntemle kurulmak istenen yeni düzen de doğru adlandırılmalı. Her konuda çok yüksekten ve meydan okuyucu konuşma yapmaktan pek hoşlanan CB’nin, talep ettiği siyasal model için “Türk tipi” söylemi, düşük profilli bir niteleme; oysa, “Tayyip tipi” derse,  kendisi ile daha tutarlı olur.