Türkçe bu mu?
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Yazılı ve sözlü iletişim araçlarında Türkçenin kötü kullanımı o boyutlara vardı ki, artık okuduğum yazılardan, izlediğim programlardan tat alamıyorum!

Ne yazın dergilerinde, ne günlük gazetelerde, ne de sözel ve görsel medyada Türkçe kaygısı kaldı!

Hatta ödüllü yazarların kitaplarını okurken bile bazen afakanlar basıyor!

Bir de “sosyal medya” denen vahşi bir ortam var ki, orada yazılanları okumaya yürek dayanmıyor!

• • •

Odatv, Melih Gökçek’le ilgili bir haber yapmış. “Böyük Başgan”, bu habere fena kızmış ve Twitter hesabından hemen bir yalanlama yayımlamış. İşte Melih Gökçek’in 2 Kasım 2014 günlü açıklaması. Noktasına, virgülüne, imlasına dokunmadan aktarıyorum. Yanlış yazımları bold olarak gösterdim:

“Bu Odatv insanlara pislik atmakta rakipsiz. Bu akşam benim personellerimden Hikmet Alpdündar’ın oğlu Yasin’le Hilal’in nikahına gittim. Nikah da pekçok tanıdık sima var. Mesela bir yanımda eski devlet bakanı Sait Yazıcıoğlu, diğer tarafımda Mamak Belediye Başkanı Mesut Akgül var. Karşımda Savcı Sayan ve Fatih Nurullah Hoca var. İşte fotoğraflardan bir kolaj. İsmi sayılanların hepsi nikah masasında. İşte Odatv haberi, kullandığı başlık ve fotoğraflar. Düğünden kelime yok. Odatv, sizde utanma, arlanma, haber ahlakı nerde? Geçmişte de hep haberleri tahrip edip haber yaptınız. Şimdi utanıp arlanıp haberi düzeltecek misiniz? Tabiki hayır. Çünkü bizim hakkımızda doğruyu yazmak tiynetinize uygun değil, ama böyle rezil olursunuz. Son söz, ayrıca Fatih Hocam ve Savcı Sayan’la bir araya özel olarak gelsem ne olacak? İkisiyle de biraraya gelmekten de onur duyarım. Odatv sizden gazeteci filan olmaz. Olsa olsa mahalle sokakarası dedikoducusu olur. Bu yıl size ‘en iyi sokak dedikoducusu’ ödülü vereceğim.”

Bu zat başkentin Belediye Başkanlığı makamında oturuyor ama Türkçenin en temel bilgilerinden habersiz; sözgelimi “de”nin, “da”nın nasıl kullanılacağını bilmiyor! Belli ki “düzeltme imi”yle de hiç tanışmamış! Hepsi bir yana, “tahrif etmek” (bozmak, değiştirmek) yerine “tahrip etmek” (yıkmak, kırıp dökmek) yüklemini kullanmak nasıl bir bilgisizliktir?

Melih Gökçek, Twitter’da her gün sağa sola laf yetiştirip “cıvıldaşacağına”, oturup biraz Dilbilgisi çalışsın! Bu Türkçeyle değil “tivit” yazmak, fırından ekmek bile alınmaz!

• • •

“De, da” demişken…

Hazır “de”, “da” eklerine değinmişken, Enver Aysever’in 10 Kasım 2014 günlü BirGün’de yayımlanan “Yerlerinde olsam intihar ederdim!” başlıklı yazısındaki şu kullanımları da çok yadırgadığımı belirtmeden geçemeyeceğim:

“Bu ülkede faili meçhul (bence belli) cinayetler hep vardı, doğal olarak derin devlette. Bu ülkede darbeler hep oldu, dolayısıyla darbecilerde.”

Tümcelerdeki yazım yanlışları çok açık: “Devlet” ve “darbeciler” sözcüklerine eklenen “de” bağlacı neden bitişik yazılmış, anlayamadım Ayrıca Türkçede “te” diye bir bağlaç yoktur. İlk tümcenin sonundaki bağlantı sözü “te” değil “de” olmalı ve ayrı yazılmalıydı…

• • •

Bilgi yanlışları

Yazım yanlışlarının yanı sıra, yayın organlarında bilgi yanlışları da eksik olmuyor. İşte birkaç örnek:

İnsan yemeye alışkın bir ‘Hannibal’ pusuda beklemektedir.” (Emine Ülker Tarhan’ın 2 Haziran 2014 günlü basın açıklamasından)

Bu tümcede kullanılması gereken doğru sözcük, yamyam anlamındaki “cannibal”dir. Sözcüğün, tarihte Kartacalı Anibal olarak bilinen (MÖ 247-183) ünlü politikacı ve general Hannibal ile bir ilgisi yoktur!

Ali Sirmen, 28 Ağustos 2014 günlü Cumhuriyet’teki “Hani Bunun İlk Sahibi?” başlıklı yazısında, Hürriyet’ten atılan yazarları şöyle sıralamış:

“Emin Çölaşan, Bekir Yıldız, Özdemir İnce, Cüneyt Ülsever ve daha niceleri…”

Bekir Yıldız öleli yıllar oluyor. Kendisi köşe yazarı değil, öykücü ve romancıydı. Üstelik Hürriyet gazetesinde hiç çalışmamıştır. Belli ki Bekir Coşkun’u Bekir Yıldız’la karıştırmış. Olabilir, yazarlar da yanlış yapabilir. Ama böyle durumlarda yazarların yanılgılarını, bilgi yanlışlarını gidermek; editörlerin, düzeltmenlerin görevi değil midir?

1 Kasım 2014 tarihli BirGün’ün, “Daha kaç ölüm seyredeceksiniz?” başlıklı haberinin 1. sayfa spotu şöyle:

“Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği üyeleri, Ankara Konur Sokak’taki Madenci Anıtı önünde Ermenek’teki maden faciasını protesto etti.”

Öncelikle “Konur Sokak” değil Konur Sokağı! İkincisi, Ankara’daki “Madenci Anıtı”, Konur’da değil, Olgunlar Sokağı’ndadır. Konur Sokağı’ndaki yontunun adı “İnsan Hakları Anıtı”dır. Bu iki anıt da değerli sanatçı Metin Yurdanur’a aittir.