Türkçenin kılçıklı bir sorunu
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

3 Kasım 2015 günlü BirGün’ün 9. sayfasındaki kısa haberlerden birinin başlığı şöyleydi:
Davutoğlu’yu tebrik etti”.

Başlığı görünce, gazetemizin değerli yazarlarından Özgür Gürbüz’le bir yazışmamızı anımsadım:
Arkadaşımız özelden şöyle sormuştu:
“Bu soru herhalde size defalarca sorulmuştur. Kocaeli’nde mi diye yazıyoruz yoksa Kocaeli’de mi? Sanıyorum her ikisi de doğru kabul ediliyor ama gerekçelerini bilmiyorum. Bu konuda yardımcı olabilirseniz veya kaynak önerebilirseniz çok sevinirim.”

O zaman kendisine şöyle yanıt vermiştim:
BirGün’de ‘Dilin Kemiği’ köşesini yazdığım için, Türkçenin kılçıklı tüm sorunlarına kesin yanıtlarım olduğu sanılıyor. Neredeyse yarım yüzyıldır kafa yoruyorum dil konusuna. Ama öyle bir Türkçemiz var ki, çoğu zaman içinden çıkamadığımız durumlar oluyor. Ben de sık sık yaşıyorum bu sıkıntıları, duraksamaları. Çünkü bir kural konuyor, sonra ayrıksı örneklerle, o kural neredeyse geçersiz kılınıyor...”
Gelelim soruya: Kocaeli’ne mi, Kocaeli’ye mi?

İşte Türkçenin ‘havuz problemleri’nden biri daha! Çık çıkabilirsen işin içinden…

Özgür Gürbüz’ün dediği gibi, iki yazım biçimi de kullanılıyor. Üstelik, sorun tek başına Kocaeli ile de sınırlı değil. Örneğin Kırklareli, Tunceli, Türkeli, Osmaneli, Yusufeli, Taşeli gibi “eli” ile biten başka yer adları var. Bunlara dilbilgisi açısından belirsiz ad tamlaması deniyor. Sözgelimi “Taşeli” sözcüğü şu öğelerden oluşuyor: Taş+el+i. “Taş” ve “el” sözcükleri addır. “-i” ünlüsü ise burada 3. tekil iyelik eki sayılıyor. “Taşeli’ne” derken, ad tamlaması ile “-e” durum eki arasına adıl (zamir) /n/’si giriyor. Bizim kafamızı daha çok, bu sesin /n/ mi yoksa /y/ mi olması gerektiği sorusu karıştırıyor. Dilciler, tamlama ile durum eki arasına /n/ kaynaştırma ünsüzünün girmesinin Türkçe açısından daha uygun olacağı görüşündeler. Sözgelimi Şiar Yalçın, “Doğru Türkçe” adlı kitabında “Kırklareli” örneğine değinirken şöyle diyor:
«İnsan burada zihnen bu kelimelerin ikinci unsurlarını ayırıyor, yani takı olan unsura uyumlu ek hangisiyse onu kullanıyor. Kırklareli ad tamlamasıdır, tıpkı ‘akide şekeri’ gibi. Ve nasıl ki ‘akide şekeriyi’ değil de ‘akide şekerini’ yiyorsak, Kırklareli’ye değil, Kırklareli’ne gidiyoruz, deriz. “

Bu arada Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel’e de danıştım. O da, bu sözcüklerin “Kocaeli’ne” ve “Kırklareli’ne” biçiminde yazılması gerektiğini söyledi.

Aynı biçimde, “…oğlu” ile biten belirsiz ad tamlamalarından sonraki durum ekleri arasına da kaynaştırma harfi olarak /y/ değil /n/ ünsüzü girer: Bayraktaroğlu’na, Çapanoğlu’na, Devecioğlu’na, Eyuboğlu’na, Kadıoğlu’na, Osmanoğlu’na vb. Dolayısıyla BirGün’deki 3 Kasım 2015 günlü haberin başlığı, “Davutoğlu’nu tebrik etti” biçiminde olmalıydı.

Açıklanan kural uyarınca, aşağıdaki yer adlarının “durum eki” almış yazım biçimlerinin de şöyle olması gerektiği açıktır:
Beyoğlu’na, Eminönü’ne, Nişantaşı’na, Şehzadebaşı’nı, Sarayönü’nü, Sarayburnu’nda, Tepebaşı’nda, Beylikdüzü’nden, Direklerarası’ndan…

Uzun yıllar düzeltmenlik de yapan değerli dostumuz Refik Durbaş’ın 12 Kasım 2015 günlü BirGün’deki “Abidin” başlıklı yazısında geçen şu tümce düşündürdü beni:
“İzinli günlerimde Çınaraltı’da vakit öldürüyor, akşamları Beyazıt ya da Aksaray meyhanelerinde sabahın nöbetini tutuyordum.”

Belirsiz ad tamlamalarında iyelik ekiyle durum eki arasına /n/ sesi girdiğine göre, bu tümcedeki “Çınaraltı’da” sözcüğünün “Çınaraltı’nda” olması gerektiğini düşünüyorum.

BirGün’deki küçük bir yazım yanlışı bakın nerelere getirdi bizi!

Bir kez daha yinelemekte yarar var: Türkçeye kafa yoranların bile hayli zorlandığı ve zaman zaman karıştırdığı çetrefil bir konuda söz söylemek kolay değil. “Sürç-ü lisan” ettikse affola!

Canip Yıldırım için
Türkiye İşçi Partisi’nde birlikte çalışmıştık. TİP’in Güneydoğu’da örgütlenmesinde büyük katkısı olmuştu. Çok nazik, sevecen, çelebi bir insandı. Aralarında Musa Anter, Şerafettin Elçi, Kemal Burkay, Naci Kutlay gibi Kürt aydınlarının da yer aldığı ünlü “49’lar Davası”nda yargılanmış; 12 Mart askeri darbesinde ikinci kez tutuklanmıştı. “Kürtlerin Canip Abisi”, benim de elli yıllık dostumdu. 90 yaşında, koca bir çınar olarak ayrıldı aramızdan. Anısına selam olsun…