Türkiye Barış Derneği’ne olan borcumuz
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN
Dünya Barış Günü Türkiye’de 1970’li yılların ortalarından itibaren kutlanmaya başlamıştı

BARIŞ GÜNÜ İÇİN

Dünya Barış Günü Türkiye’de 1970’li yılların ortalarından itibaren kutlanmaya başlamıştı. O yıllarda dünyada “Soğuk Savaş” hükümünü sürüyordu.

Amerika Birleşik Devletleri ve onun müttefikleri “barış” diyen her organizasyonu doğrudan Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) uzantısı olarak işaret ediyorlardı:

-Barış isteyenler, SSCB’nin maşalarıdır!

Türkiye’de de bu ilkel hava esiyordu. O günlerde bir grup yürekli aydın çıkıp Barış Derneği’ni kurdular. Başlarında Büyükelçi Mahmut Dikerdem’in bulunduğu dernekte Türkiye’nin seçkin aydınları, Enis Coşkun, Tektaş Ağaoğlu, Kemal Anadol, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Oya Baydar, Yavuz Çizmeci, Güntekin Gazioğlu, Aykut Göker, Reha İsvan, Mehmet Karaca, Medet Serhat, Nedim Tarhan, Nefise Akyelik, Şefik Asan, Yasar Arıkan, Seyit Aydoğmuş, Hüseyin Baş, Cüneyt Başbuğ, Ataol Behramoğlu, Mehmet Bulut, Metin Denizmen, Ergun Elgin, Mustafa Gazalcı, Zülâl Kılıç, Cemal Kiral, Hasan Fehmi Mavi, Metin Özek, Sedat Özkol, İsmail Hakki Öztorun, Ali Sirmen, Gençay Saylan, Uğur Kökden, Ali Taygun, Orhan Taylan, Haluk Tosun, Melih Tümer, Aybars Ungan, Tahsin Usluoğlu, Nurettin Yılmaz, Karabey Kalkan, Nadir Akgün ve Niyazi Dalyancı yer alıyorlardı.

Bu isimler daha sonra 12 Eylül’ün en ünlü davalarından biri olan Barış Derneği Davası’nın sanıkları olarak 27 Şubat 1982’de tutuklandılar ve Davutpaşa ve Metris askeri hapishanelerinde 38 ay tutuklu kaldılar.  

1991’e kadar uzayan dava sonunda hepsi birden beraat etti. Dava sırasında Dernek Başkanı Mahmut Dikerdem soyadına yakışır biçimde şöyle dedi:

-Biz bu iddianameyi hiç ciddiye almıyoruz. Fakat taşıdığı zihniyeti çok ciddiye alıyoruz. Yargılama müddetince de bu zihniyeti teşhir edeceğiz!

Davanın sanıkları yargılama boyunca Türkiye’deki faşizmi teşhir ettiler!

Her 1 Eylül’de Türkiye’nin namuslu insanları Barış Derneği’nin 12 Eylül’deki üyelerini-sanıklarını saygıyla anıyorlar! Bir bölümü bugün aramızda olmayan bu değerli insanlar Türkiye’nin yüz akı oldular!

Onların o yıllarda attıkları tohumların ne kadar önemli olduğu günümüzde daha iyi ortaya çıkıyor. Barış için mücadele etmek, “insan evladıyım” diyen herkesin boynunun borcudur!

1991’de Sovyetler Birliği de dağılınca tek kutuplu dünyanda artık “barış için mücadele” etmeye gerek kalmadığını öne sürenler oldu. Israr edenlere karşı da bu bilimsel(!) görüşü öne sürdüler:

-Modası geçti!..

Barışı bir moda olarak algılayanlar, sadece bir yıl sonra Avrupa’nın ortasında patlayan Yugoslavya iç savaşıyla duvara tosladılar. Ardından 1. Körfez Savaşı, 2. Körfez Savaşı ve Irak işgali geldi. Uluslararası Toplum diye kendilerine fiyakalı markalar takan işgalciler, girdikleri ülkeleri yağmaladılar. Liderlerini idam ettiler.

Kendi dengeleri içinde bir istikrara sahip olan ülkeleri darmadağın ettiler. Dünyanın başına yeni bir bela musallat ettiler: Cihatçı Terör Örgütleri!

Dünya ortaçağa geri döndü. Bulundukları bölgede güçlü olanlar, mazlumların kafalarını kesiyorlar.  Kadın çocuk dinlemiyorlar!

1 Eylül 1939’da Hitler’in orduları Polonya’yı işgal ederek 1945’e kadar sürecek 2. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Acı dolu bu 6 yılda 50 milyon insan öldü. Bunun 20 milyonu Sovyetler Birliği’ne aitti!

Bu yüzden 1 Eylül Dünya Barış Günü ilan edilmişti. Barış Mücadelesi’nin anlamı vardı! Barış’ın değeri ancak savaş sırasında daha iyi anlaşılabiliyordu.

Türkiye’nin güneyinde fitili ateşlenen cehennemi görünce Barış Mücadelesi’nin değeri de ortaya çıkıyor. Barışın modası geçmez, çünkü o bir yaşam şeklidir:

-Yaşasın 1 Eylül Dünya Barış Günü!

 

***

SSCB’SİZ DÜNYA... 

İgor Ligaçev 1970’ten itibaren Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 2. Sekreteri olarak yirmi yıl görev yaptı. SBKP’nin İkinci Adamı olarak ülkede büyük bir ağırlığı vardı. Onunla röportaj yapmak için Batılı gazeteciler 10 yıl beklemek zorunda kalıyorlardı.

SSCB dağılınca onun da eski önemi kalmadı. 1990’ların ilk yarısında İstanbul’a geldi. Bütün siyasi hayatı boyunca “Kahrolsun Sovyet Sosyal Emperyalizmi” diyen Doğu Perinçek davet etmişti!

Ligaçev ile The Marmara Otelinde bir buçuk saati aşkın görüşmüştüm. Moskova’daki eski güçlü adam şöyle demişti:

-Sovyetler Birliği dağıldı diye düğün bayram edenler, dünyanın bugünkü haline baksınlar! Biz varlığımızla, dünyada sıcak savaşları önleyebiliyorduk!

 
***

ERDOĞAN'IN DEĞERİNİ BİLELİM

Eski başbakan ve eski AKP lideri Tayyip Erdoğan geldiği her görevde zihin açıcı örnekler oluşturuyor. Mesela Türkiye eski başbakanların değerini onun sayesinde daha iyi anladı!

Süleyman Demirel bütün eleştirilere karşın gazetecilerle kavga etmezdi. Hiçbirine dava açmazdı. Hakkında tartışma yaratan en büyük konu yeğeni Yahya Demirel’in Karadeniz Ereğli’sinden yurtdışına sunta yolluyorum diye hurda ahşap sevkedip, ihracat teşviki almasıydı. Uğur Mumcu ve Altan Öymen gibi önemli gazeteciler bu konu üzerine kitap bile yazmışlardı.

Mesut Yılmaz’ın kardeşi Turgut Yılmaz başarılı bir tekstilciydi. Onun bireysel başarıları ağabeyinin devlette olmasına bağlanıyordu ki, çok da üstünde durmaya değer değildi.

Tansu Çiller ise en çok eşi Özer Uçuran Çiller’in çok yetenekli bir banka yöneticisi olmasıyla anılırdı. Sadece İstanbul Bankası’nı batırmıştı!

Hepsinin değerleri Erdoğan’ın 12 yıllık Başbakanlığı döneminde anlaşılabildi.

 O şimdi Çankaya’da… Artık Cumhurbaşkanı!

Daha şimdiden dillenmeye başladı:

-Abdullah Gül çok iyiydi!

Bunu söyleyenlerin başında 2007’deki Gül karşıtları bulunuyor.

Eh bu da az şey değil… Türkiye’ye çok iyilik yaptı:

-Erdoğan’ın değerini bilelim!