Türkiye’de futbol, manipülasyon oyunudur
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Nerede kalmıştık” diye tweet atan Terim son derece haklıydı. Çünkü daha Galatasaray’da antrenörken Milli Takım ile anlaşma yapıp bunu taraftardan gizleyerek, yapacağı ajite açıklamalar ile, bir aksilik olduğunda Galatasaray’a tekrar geri dönme kozunu kaybetmek istemiyordu. Attığı bu twitt sayesinde yaptığı manipülasyonun haklı çıktığını gösterdi. Şu anda yaptığı 1905 manipülasyonu gibi! Bir anda yıllık anlaşmayı 2 milyon avrodan, 3 milyon avroya döndürmesindeki ustalık gibi.

Para konularına girmiyorum artık bu konu iyice arsızlaştı bence.

Bayern maçı öncesi Cenk’i satıp ve sanki öyle bir ortam yarattılar ki tüm dünya bu transferi konuşuyor edası ile elindeki en büyük kozu kaybetmeleri ve arkasından hâlâ oyuncu satmak için, özellikle Talisca ve Negredo’ya pazar arayan bir başkan ve anlamsız bir zamanda bir magazin klipi ile Beşiktaş’ı Bayern maçı öncesi farklı bir atmosfer içine elbirliği ile sokmalarına rağmen, bu manipülasyonun da haklı çıkması ilginç! Ve hiç kimseyi ilgilendirmiyor bu can alıcı noktalar.

Hatta Şenol Güneş’i bile ilgilendirmiyor!

Devamında, Fikret Orman’ın Kulüpler Birliği başkanlığına adaylığını açıklaması!

İşin diğer ilginç yanı, tüm Beşiktaşlıların Cenk transferinde gösterdikleri ‘halay’ sevincini aynen bu magazin klipinde de göstermeleridir. Yüz yıllık bir kulübün sosyal sorumluluk projesi Murat Boz klipi gibi olmaz. Beşiktaş’ın, Fikret Orman bilsin bilmesin bir tarihsel süreci ve misyonu vardır.

Diğer yandan;

Arda’nın Barcelona’dan tamamen ilişkiler sonucu Başakşehir’e transfer olup “Hedeflerim var” demesini anlamak zor.

Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum, Barcelona’dan Başakşehir’e bir futbolcu niye gelir? Ancak, transfer olabilecek hiçbir kulüp bulamazsa gelir. Tek cevap bu geliyor aklıma. Ortadaki başarısızlığı manipüle ederek büyük transfer konumuna çekmekteki hamle toplum tarafından bu kere kabul görmedi. O kadar da değil… Ama cesaretlerine hayranım.

Bir de;

Futbolda alınan mağlubiyetlerden sonra, her şeyin önüne koyulan hakem hataları var. Ne hikmetse ben hiç duymadım, antrenörlerden veya yöneticilerden “Bugün kötü oynadık ve kaybettik” diye bir cümle.

Türkiye’deki hakem hatalarını Cüneyt Çakır’ın Avrupa’da yönettiği maçlar ile Türkiye’de yönettiği maçlar arasındaki farkın gerekçelerini detaylandırdığımızda anlayacağız. Türkiye’deki maçların tamamı manipülasyona açık pozisyona sahiptir. Dış beklentiler ve kuvvetli ilişkiler, bizim gibi kuralları ve sorumlulukları her an bertaraf edecek cesarete sahip toplumlarda (!) bu pozisyonu zorunlu olarak açık bırakıyor.

Ayrıca bu hakem hatalarının en önde tutulması, özellikle yorumcuların, kulüp başkanları ile ilişkileri çok kuvvetli olan (!) yorumcular ve yazarları için büyük argüman. Çünkü yönetimlerle kötü olmamak için ellerine büyük koz geçiyor. Olmuyorlar da.

Antrenörlerin, yöneticilerin ve seyircilerin de işine geliyor. Onlar da kafalarını kuma gömmek için büyük fırsat yakalıyorlar.

Futbolda en büyük keyif ve rahatlık başkanlarda. İstedikleri kadar borçlanıp kulübü batağa sokabiliyorlar. Kimse de buna itiraz etmiyor ki iki üç transfer, şampiyonluk manipülasyonu ile ve bağlantılı komisyonlar herkes için sus-pus olmaya değiyor. Borçlar nasılsa kulübün. Kimse de hesap sormuyor, soramıyor soranlar da pasifize ediliyor.

Şu anda borç yüzünden küme düşmesi gereken takımlar var ki, bunların arasında dört büyük takım da var. Daha da borçlanarak ligde oynamaya devam ediyorlar. Hani ortada lig şampiyonluğuna oynamaktan başka bir başarı beklentisi yok ki, bu da ne kadar başarı? Bu kadar açık, kulüpleri siyasi erkin güdümüne sokmaktan başka çare bırakmıyor. Uzun vadede bunun sonu nereye varır sanırım kimse bunun hesabını yapmıyor.

Hiçbir marka değeri olmayan Süper Lige, Katarlı firmanın 600 milyon dolar vermesinin arkasındaki siyasi güç her şeyi açıklıyor sanırım. Zarar eden bir yatırım olur mu? Olur…

Sadece ve sadece, seyirciden ve kulüplerden başka kaybeden hiç kimse yok. Herkesin keyfi yerinde.

Ha güzel şeyler olmuyor mu? Tabii ki var: Galatasaray Genel Kurulunda hâlâ demokrasinin işlemesi…

Ve Emre Can’ın Liverpool’da sahaya kaptan olarak çıkması. Hepsi bu kadar.