Türkiye’de Sinemanın Siyasal İktisadı-2: Sinemamız yabancılaşmıştır!
ZAHİT ATAM ZAHİT ATAM

Yeni Türkiye Sineması kimin için yapılıyor?

Bu afaki ödüller kimin için alınıyor?

Yeni Türkiye Sineması hakkında halkımız ne düşünüyor?

Bu sorular artırılabilir: Basit ve tekil bir yanıtı var, sinemacıların Gezi Direnişi içindeki tavırları ne olursa olsun, sinemamızın en büyük müşterisi siyasal iktidardır. En büyük yapımcısı siyasal iktidardır, sektöre en net ayar veren siyasal iktidardır. En büyük müşterisi de siyasal iktidardır.

Şimdi gel de işin içinden çık.

Denklemin en basit ve yalın olgusal hali şu: Türkiye’de ödül alan filmleri yaklaşık 20 yıllık dilim içinde inceleyelim, Adana, Antalya, İstanbul, Malatya(…) sayın sayabildiğinizi, bu festivallerde en iyi film ödülü alan filmlerin %25’i bile, saf seyirciden gelen parayla kalsa zarar ederdi, iflas ederdi.

Bu festivallerde birincilik ödülü alan son yirmi yıldaki filmlerin sinema salonlarındaki ortalama bilet ücreti 10 lira etmiyor, ortalama salon seyircisi 50 bin değil.

Bu olgular neye işaret ediyor?

Türkiye’de sanat filmlerinin öncelikle halk için yapılmadığına ve halkın tepkisiyle şekillenmediklerine, dahası halkımız bu tip filmleri seyretmeye tenezzül bile etmiyor.

Bir başka radikal örnek daha var: Türkiye’de sanat filmlerinin oyuncuları zaten star olmuyor, hatta ekmeklerini sinemadan da kazanmıyorlar, en azından sanat filmlerinden kazanmıyorlar. Dolayısıyla sinema o insanların karınlarını zaten doyurmuyor. Dahası sanat filmleri bu insanların halk tarafından tanınmasını da sağlamıyor, sanat filmlerinin yönetmenleri kendi oyuncularından daha çok tanınıyor, star olan yönetmenler oyuncu değil. Oysa bu eşyanın tabiatına aykırı, dolayısıyla yeni Türkiye Sineması, Türkiye halklarına yabancılaşmış bir sinemadır.

Türkiye’de önemli toplumsal olayların bir sineması yapılmıyor, dahası önemli sorunlar hakkında film yapmak bir tür gişeye oynamak ve popülizm olarak kodlanmış. Türkiye’nin önemli sorunları hakkında sanat filmlerinin yönetmenleri ekseriyetle fikir beyan etmiyorlar, aradaki boşluğu Dostoyevski ve Tarkovski başta olmak üzere Rus kültürünün temsilcileri hakkında ileri geri, gerekli gereksiz lügat parçalamalar dolduruyor. Yeni Türkiye Sineması kendi iç işleyişinden, konularından ve hatta temalarından büyük oranda Türkiye’nin gerçekliğini kovmuş durumda. Yeni Türkiye Sineması’nda gişedeki bir insanın başarısından çok söz edilmiyor da, hatta kimi örneklerde gişedeki başarı aleyhine bir durummuş gibi niteleniyor da, festival başarıları yere göğe sığdırılamıyor, hele bu festival ödülü yurtdışından alınmış ise…

Yeni Türkiye Sineması:

Türkiye gerçekliğini,

Türkiye halklarını,

Türkiye’nin gündemini ve toplumsal sorunları ekarte etmiştir,

Nihai yabancılaşma alanı ise, gerçek ticari başarı da

Devleti soymak

Gelirini yurtdışından kazanmak olarak görülüyor.

Memleket için hayırlı olsun, Yeni Türkiye Sineması’nın en çok senaryo yazarı da, yazarlar değildir, yönetmenler hiç değildir. Haydi hayırlısı.