Türkiye eğitim sistemi ne durumda? -3
30.09.2015 08:56 GÜNCEL
Veli Der: Güçlü olanın ayakta kalacağı bir sistem, sosyal riskler ve istikrarsızlık dışında hiçbir şey getiremez. Toplumun genel mutluluğu sayılı girişimcinin kısa vadede elde edeceği kâra feda edilemez

HAZIRLAYANLAR: BURCU CANSU - SERBAY MANSUROĞLU

Türkiye eğitim sistemi ne durumda? -1

Türkiye eğitim sistemi ne durumda? -2

GÜÇLÜNÜN AYAKTA KALDIĞI SİSTEMİN GETİRİSİ OLMAZ

Çocuklarını dayatılan okullara göndermek, çeşitli başlıklarda aidat ödemek zorunda bırakılan, fiziki altyapısı, iyi eğitimi olan bir okul bulmakta zorlanan velilerin kurduğu Veli Der (Öğrenci Veli Derneği) eğitimin sorunlarının çözümü noktasında bir mücadele yürütüyor. Veli Der’den Feray Aytekin Aydoğan sorularımızı yanıtladı:

Paralı eğitim velilere ne getiriyor?
Paralı eğitim, imkânı olan velilere imkânları ölçüsünde kendilerini sınıfsal olarak bir diğeriyle kıyaslayabilmesi dışında bir şey getirmiyor. Bu kıyaslama kimilerine görece kendini iyi ya da güçlü hissetme olanağı vererek eğitim sistemi ve sorunlarına yabancılaşması sonucunu yaratırken çoğunluğa, gerek sistem gerekse aile içinde bir yetersizlik duygusu katıyor. Yetersizlik duygusu; kendisi için az sistem için çok tüketim, kendisi için az sistem için çok emek harcama zorunluluğunu doğuruyor. Veliler umutsuzluğa kapıldığı ölçüde sistem çok yönlü kazanıyor. Gelinen noktada devlet okullarında para toplama kalemi 2-3 katına çıkmıştır. Bu tablo bakanın sözünü hatırlarsak- mevcut iktidarın veliye hangi gözle baktığını ve neyi getirdiğini değilse de veliden neyi götürdüğünü ortaya koymaktadır.

Paralı eğitimle nasıl başa çıkılır?
Bu gidişatı durdurabilmenin temel koşulu yurttaşlık bilincinde yatıyor. Veli öncelikle yurttaş olarak haklarını bilmeli ve tüm bu uygulamaların yurttaşlık haklarının ihlal edilmesi sonucu uygulanabildiği gerçeğini görebilmelidir. Bunun ardından yalnız olmadığını, hak gaspına konu komşuyla birlikte uğradığını kavrayarak onlarla bir araya gelebilmelidir. Bugüne kadar velilerin örgütlü yapısı ve kararlı duruşuyla devletin birçok yanlış uygulamadan geri adım attığını görebilirsiniz.

Nitelikli eğitim neden düşüşte?
Devlet okullarında nitelik düşmüyor, düşürülüyor.

Devlet okullarını nasıl, niçin savunmalı?
Nitelikli devlet okulu sorunu başta orta ve yoksul kesimin dolaylı yoldan da huzurlu bir ülkede yaşama beklentisi olan varlıklı kesimin yani aslında tüm toplumun meselesidir. Kalkınmanın, sosyal bütünleşmenin ve genel refahın anahtarı nitelikli bir eğitimdir. Güçlü olanın ayakta kalacağı bir sistem, sosyal riskler ve istikrarsızlık dışında hiçbir şey getiremez. Toplumun genel mutluluğu sayılı girişimcinin kısa vadede elde edeceği kâra feda edilemez. Ulusal hedefler tüm fertler için düşünülür ve tüm fertlere sorumluluk yükler.

Kamusal-nitelikli eğitim mümkün mü?
Kamusal ve nitelikli eğitim hem pedagojik hem altyapı anlamında mümkün. Bugün bir okulun yapılması için gereken bütçe, önümüze astronomik rakamlar olarak sunulsa da bir okul binası fiyatına belediyelerin fantastik şehir kapıları, robot ya da dinozor heykelleri yaptığını biliyoruz. Devlet eliyle gerçekleştirilen lüks ve gösteriş harcamalarının eğitime aktarılmasıyla bile altyapı sorununun çözülebileceğini görebiliriz.

***

ÖZELE KAÇIŞ YERİNE DEVLETTE ISRARCI OLUNMALI

Devlet okullarından uzaklaşmak yerine herkes için nitelikli eğitim sunmaları amacıyla mücadele etmeli

CANAN ARATEMUR ÇİMEN*

Son yıllarda Türkiye’de eğitim sistemi baş döndürücü bir hızla değişiyor. Göreve gelen her bakanla birlikte yeni bir “reform” süreci içine giriliyor. Bu süreçte eğitim bir yandan piyasa ilişkileri içine daha fazla çekilirken diğer yandan daha da muhafazakârlaşıyor. Özellikle, 4+4+4 sisteminin uygulanmaya başlaması, ortaöğretime ve yükseköğretime geçişte sınav sistemlerinin sürekli değiştirilmesi, genel liselerin niteliksel bir iyileştirmeye gidilmeden sadece isim olarak Anadolu lisesine dönüştürülmesi, yüksek talep bahanesiyle imam hatip okullarının sayısının artırılması, başarı sıralamasında en üstte yer alan liseler hariç diğerlerinde yabancı dil hazırlık sınıflarının kaldırılması, müfredat değişiklikleri ile yönetici ve öğretmen kadrolarındaki hızlı değişimler vb gibi kamusal eğitimin niteliksel ve niceliksel dönüşümüne neden olan politikalar, devlet okullarının orta sınıf ailelerinin gözünde değer kaybetmesine neden oluyor. En başarılı görülen Anadolu liseleri bile nitelik yönünden artık sorgulanır durumda; dolayısıyla devlet okullarına güven azalıyor. Bu nedenle de ailelerin, -özellikle çocuklarının puanı en üst yüzdelik dilimde yer alan az sayıdaki Anadolu lisesini kazanmaya yetmediğinde- burs veren özel okulları daha fazla tercih etmeye başladığını görüyoruz.

Çünkü orta sınıf ailelerin gelecekle ilgili kaygıları çok yüksek; bu yüzden de eğitim alanında zorlu bir mücadele ve rekabet içindeler. Geleceğe yatırım yaptıklarını düşünürken en doğru kararı vermek ve hata riskini en aza indirmek için yoğun emek, çaba ve zaman gerektiren uzun eğitim yılları boyunca maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyorlar.

Tabii, tüm bu değişim ve dönüşümlerin toplumsal etkilerinin olması kaçınılmaz. Neoliberalleşme sürecinde sorumluluğun ve yazgının bireyselleşmesi ilkesiyle gayet uyumlu işleyen bu süreçte ailelerin çocuklarının eğitimiyle ilgili sorumlulukları sürekli artarken devletinki azalıyor. Aynı zamanda aileler, yapısal sorunlara bireysel çözümler bulmaya çalışırken eğitim alanındaki rekabetin kurallarını da belirlemiş oluyorlar. Orta sınıf ailelerin sahip olduğu ekonomik, kültürel ve sosyal sermayenin, eğitim aracılığıyla yaratılacağına inanılan gelecek için kullanımı, sadece sınıfsal yeniden üretime hizmet etmiyor, aynı zamanda sınıfsal farklılaşma ve toplumsal ayrışma işlevi de görüyor. Rekabet çıtası sürekli yükselirken, bahsi geçen sermaye kaynakları kısıtlı olan ailelerin yarışa yetişmesi iyice imkânsızlaşıyor. Kısacası, sosyal hareketliliğe ve sınıflar arası geçişe imkân veren süreçlerde yaşanan mücadele, toplumun daha alt kesimlerinde yer alan aileler ve çocuklar aleyhine gittikçe zorlaşıyor.

Sonuç olarak, orta sınıf aileler eğitim alanındaki mücadelenin sonunda kendi çocukları için bireysel kurtuluşun yolunu açmaya çalışırken toplumsal eşitsizliklerin artmasına da katkıda bulunuyorlar. Bu nedenle, ortak geleceğimizde daha adil ve eşitlikçi bir eğitim alanı yaratmak istiyorsak ailelere önemli bir görev düşüyor; devlet okullarından uzaklaşmak yerine devlet okullarının yaşaması ve herkes için nitelikli bir eğitim sunması için mücadele etmek.

*Boğaziçi Üniversitesi Doktora Öğrencisi

***

OECD'DE EN AZ HARCAMA

* Türkiye’de eğitime ayrılan finansal kaynakların tümüne ilişkin veri toplanmamaktadır. Dolayısıyla hanehalkları ve diğer özel kaynaklar tarafından yapılan eğitim harcamalarına ilişkin yeterli veri de elde edilememektedir. Ancak kamu kesimi tarafından yapılan eğitim harcamalarını Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yayımladığı verilerden yararlanarak izlemek olanaklıdır.

Bu bölümde, merkezi yönetim, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF) ve yerel yönetim kaynaklarıyla yapılan eğitim harcamaları incelenecektir.
OECD tarafından yayımlanan, ülkelerin eğitim harcamalarının tüm kamu harcamaları içindeki oranına ilişkin en güncel veri 2011 yılına aittir. Bu veriye göre, OECD’ye üye olan 34 ülke için tüm kamu harcamaları içerisinde okulöncesi eğitime ayrılan pay ortalama yüzde 1,1’dir. İlköğretim ve ortaöğretime ayrılan pay da ortalama yüzde 8,4’tür. Türkiye’de ise bu oranlar sırasıyla yüzde 0,4 ve yüzde 6,3’tür. Benzer bir hesaplama eğitim harcamalarının Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranına göre yapıldığında da Türkiye’nin harcamalarının OECD ortalamasının altında kaldığı görülür. Bu bakımdan Türkiye, eğitime en az kamu harcaması yapan OECD ülkeleri arasındadır.

Eğitim Reformu Girişimi-2014-2015 Eğitim İzleme Raporu