Türkiye-İsrail görüşmeleri üzerine...
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

Oryantal siyaset/şarkiyatçı siyaset adına ne derseniz deyin özünde zihinlerde oluşturduğu ilk algı kıvırma siyasetine denk düşmektedir. Dilimize yerleşmiş olan şark kurnazlığı lafı da içinde samimiyetsizliği barındırmıyor mu? AKP içinde bulunduğumuz bu günlerde de aynı oryantal dansı tekrarlamakta. Bu yazının yazılmakta olduğu saatlerde yada bir iki gün içerisinde olası bir İsrail Türkiye Anlaşması kamuoyuna açıklanabilir. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın bu konudaki; “ 26’sında olabilir, 28’inde olabilir. Sadece gönderdiğimiz yardım malzemeleri değil, elektrik ve doğalgaz dönüşüm santrali veya su temini konusunda İsrail ile belli noktaya gelindi. Sadece Türk-İsrail açısından değil, Gazze halkı da nefes alacak.” biçimindeki açıklaması, AKP sözcüsü Ömer Çelik’in” İsrail bizim dostumuz” sözleri ve son olarak Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin,” İsrail ile inşallah bu hafta sonu, özür dileme, tazminat ve Gazze’nin insani ihtiyaçlarının karşılanmasının garanti altına alınması ile ilgili gelişmelerde sonuçlar alınacak. Bizim için İsrail önemli bir ülke ve müttefik.” şeklindeki beyanatı yeni bir oryantal raks provasını işaret etmekte. İsrail’in özür dileyeceği ve tazminat ödeyeceği gibi söylemler tamamen içe dönük olup olası anlaşmanın nimetleri öne çıkarılarak üstü örtülecek gerçekçi olmayan söylemlerdir. Gazze halkının nefes alması ve yardım gibi açıklamalar ise tam bir ikiyüzlülüğü barındırmaktadır. Zira yapılacak olası bir gaz anlaşmasında alınıp satılacak ‘İsrail gazının’ bir kısmı bizatihi Gazze halkından çalınmış gazdır. Gazze Marin1 ve Gazze Marin2 gaz kuyuları kurulmuş olup, Gazze şeridi ve Batı Şeria kıyılarından çıkartılacak gaza İsrail fiili olarak el koymuş durumdadır. Filistin halkından çalınmış gazın satın alınmasını ve Avrupa pazarına satılmasını yarın ülke halklarına başarı gibi göstermek AKP’nin bir başka riyakar yüzüdür. Yandaş medyanın pompalamasıyla da AKP seçmeni ve bir kısım ulusalcı bunu yutacaktır. Sonuçta çalmaya alışmış kesim çalıntı mal alıp saymaya da teşnedir. Bu mal kardeş dediği halka ait olsa bile…

Biraz da bu olası anlaşmanın içeriğinde söz edelim.

Akdeniz günlük trafiğin, yaklaşık 4 bin gemi ile bir hayli hareketli olduğu ve bu hareketliliği ile dünya ticaretinin % 17’sine ev sahipliği yapmakta olduğu bir bölgedir. Bir süredir bu bölge sadece bir geçiş yolu olmaktan çıkıp giderek önemli bir arama noktası olmaya doğru evrilmektedir. Libya kıyıları ve Mısır Nil Deltası bu bölge içindedir. Diğer potansiyel bölgeler ise Mora yarımadası, Girit, Rodos ve Fethiye uzantısı ile Suriye, İsrail, Güney Kıbrıs ve Mısır arasında kalan bölgedir. Nitekim bu bölgelerin bir kısmında sondaj faaliyetleri sürerken bir kısmında fiili olarak gaz ve petrol üretimi başlamış bulunmaktadır.

İsrail, kuzey sahili açıklarında, Dalit, Tamar ve Leviathan baseni içinde yaptığı arama çalışmalarından olumlu sonuç almış, 2009 ve 2010 yıllarında bu bölgelerdeki bazı doğalgaz sahaları tespit etmiştir.


Tespit edilen toplam rezerv miktarı; 952 milyar metre küp dolayındadır. Bu rezervler ile birlikte İsrail’in doğalgaz potansiyeli 1 trilyon metre küpü geçmiş bulunmaktadır.

Diğer yandan Kıbrıs, - İsrail’deki kaynakları tespit eden Noble Enerji ile yaptığı anlaşma ile- 12.Parsel ( Afrodit) sahasında gerçekleştirilen sondajlar sonucu 150 milyar metre küp civarında bir gaz rezervi tespit etti. Diğer bölgelerde ise aramalar sürmekte..

Doğu Akdeniz doğalgazının en yakın ve en büyük pazar olan Avrupa’ya nakli için boru hattı projeleri şimdiden tartışılmaktadır. Ürettiği doğalgazın % 70’ini LNG olarak nakleden Mısır ile birlikte İsrail ve Kıbrıs gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması en ekonomik yollardan birini oluşturmaktadır. Bu aynı zamanda Katar ve Irak gazlarının da bu yola dahil edilmesini beraberinde getirmektedir.

Politik açıdan enerji geçiş yolları çoğu zaman kaynakların da önüne geçebilmektedir. Nitekim Güney İran gazının alternatif bir hat olan Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılması girişimi bu gün Suriye’de yaşananların nedenlerinden biridir.

Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden nakli gerek İsrail, gerekse Kıbrıs için mevcut politik durumda pek çok sorun içermektedir. Türkiye’deki AKP iktidarı bu sorunların başında gelmektedir. Yeni Osmanlı anlayışının temelinde uygulanmak istenen dış politika ile Erdoğan AKP’si istenmeyen bir unsurdur. ABD, AB ve bölge ülkelerini büyük bir kısmına göre, Suriye gelişmelerindeki kendine biçtiği rolünün ötesinde Mısır’da Mursi ile girdiği ilişkiler ve bu ilişkiler çerçevesinde Mursi’nin devrilmeden önceki eylemlerinden Erdoğan AKP’si de sorumlu tutulmaktadır. Bilindiği üzere Mursi hem İsrail, Mısır, Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmasını bozmuş hem de İsrail’e verilen doğalgazı kesmişti.

Münhasır Ekonomik Bölge ( Exculasive Economic Zone) anlaşmaları uluslararası hukukta önemli bir rol oynamaktadır. İsrail, Kıbrıs Mısır ve Lübnan ile bir anlaşma gerçekleştirmiş ancak bu anlaşma Lübnan Parlamentosundan geçmemişti. Yine de Mısır ile birliktelik uluslararası hukuk açısından bir sacayağı oluşturmuştu. Ancak Mısır’ın bu anlaşmadan çekilmesi sac ayağının birinin kopmasına dolayısıyla üzerinde pişirilecek enerji içerikli tencerenin devrilmesine neden olmuştu. Dolayısıyla yarın da böyle olup/olmayacağının bir garantisi yoktur. Çok karmaşık, sürekli değişim gösteren ve zaman zaman güncel ve gelecek politikalar üzerinde hâkim rol oynayan enerjipolitik buz pateni gibi kaygan bir zeminde gerçekleşir. Ancak şu var ki burada estetik yerini şiddet, kan ve gözyaşına bırakır. Zira, mevcut enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurma çabası ve geçiş yollarının güvenliği meselesi ülkelerde iç çatışmalar, darbeler ve hatta açık işgallerle sonuçlanmaktadır.

Gelinen noktada, Gazpromla 20 yıllık LNG anlaşması yapmış, Kıbrıs/Vasilikos’ta LNG istasyonu tesisi konusunda temaslarını sıcak tutan bir İsrail için alternatifler mevcutken Türkiye için süngüyü düşürmekten başka bir alternatif bulunmamaktadır.

Öte yandan, İsrail ile paslaşmalar Abdullah Gül döneminden beri sürdürülmekte olup başta Davutoğlu olmak üzere bu süreci sürdürenler bu gün bizatihi Erdoğan tarafından dağıtılmıştır. Bu süreçte de ‘başarı’yı hanesine kaydedecek Erdoğan aksi durumda faturayı, bugünlerde Rusya ve İsrail ile temasları sürdürenlere kesecek olması şaşırtıcı olmayacaktır