Türkiye’nin operasyonel ‘şeysi’
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Hopa’da, insanlar sel sularına kapılıp henüz ölmüşken ve dört yaşındaki Talha’nın babası, “iki senedir buradaki menfezle ilgili şikâyetlerde bulundum, kimse dinlemedi. Oğlum gitti! Oğlum artık yok! Bana bunu kim anlatır?” diye haykırırken, Anadolu Ajansı (AA) Türkiye’ye ‘benim canım, cici hükümetim’ temalı yeni bir haber geçiyordu. Yazılana göre Türkiye öyle şahane bir ülkeydi ki, birçok kurum ve kuruluşuyla afet, deprem, sel, tayfun, salgın meydana gelen ülkelere yaptığı yardımlar mazlumların yüzünü güldürüyordu. Canından malından olmuş Hopa halkı, devleti ve belediyeyi felaket öncesi önlem almamak ve sonrasında da yetersiz kalmakla suçlarken, Kızılay Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, Japonya’dan Etiyopya’ya, felaketin yaşandığı yere ilk yardım eli uzatanın Türkiye olduğunu anlatıyordu.

•••

Göz göre göre gelen felaketleri “yağmur bu yağar, toprak bu kayar” diyerek fıtratlaştıranların liderliğindeki bir ülkenin ajansından servis edilen haberde ‘Türkiye afetzede ülkelerin kara gün dostu’ ilan ediliyor ve Türkiye’nin yardımlar konusundaki tecrübe ve bilgisi övülüyordu. Başarımız, gelişmişliğimizin adeta kanıtı değil miydi? Bu, dünyanın geri kalanıyla paylaşmamız gereken bir altın bilezik, bu afetler karşısında ne yapacağını bilemeyenlerin önüne tutulan bir ışık, bu yükselen Türkiye’nin… Hopa felaketinden iki gün sonra AA tarafından hazırlanan haberin gazı aşağı yukarı bu minvalde... “Bizde çok ciddi bilgi birikimi ve operasyonel güç var” diyen AFAD Başkanı Fuat Oktay, insana hangi ülkede yaşadığını sorgulatıyor. Zira Hopa’da, itfaiye tarafından kurtarıldıktan sonra, aracın devrilmesiyle dereye düşüp ölen minik Talha Su, Türkiye’nin ‘operasyonel gücünü’ ortaya koyan son acı örnek.

•••

Evet, Hopa’ya çok yağmur yağdı. Ve evet, doğayla uyumlu bir hayat inşa etmediğimiz için korkunç bir felakete dönüştü. Doğal afet değil, senaryosu yağmaya, betona meraklı; bereketli toprağı maden şirketlerine, dereleri HES’lere esir edenler tarafından yazılmış, hazırlanmış bir felaket. “Karadeniz sahil yoluyla suyun denizle bağlantısını kesersiniz, yapmayın” diyenleri göz ardı ettiler. “HES’ler bölgenin ekolojik yapısına büyük zarar verecek, yapmayın” diyenleri duymazdan geldiler. “Yeşil yol dediğiniz betondan bir kuşak, dağın havasını egzozla boğmayın, yaylaları rahat bırakın” diyenleri copladılar. Ağacını, deresini bırakmayan halka terörist, talan politikalarını eleştiren bilim insanlarına vatan haini dediler. Bildiklerini okudular, ülkenin taşını toprağını ranta kurban ettiler. Dere yataklarına yapılaşma izni vererek, bölgenin coğrafi yapısını gözetmeden oradan buradan yol açarak, ağaçları kesip dik yamaçlardaki toprağı köksüz bırakarak felaket için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar. Doğal yapısının ırzına geçtikleri Karadeniz’i, yapay felaket platosuna çevirdiler. Sonuç: 10 insan öldü. Memleketin Valisi, “ne yapalım, dört ayda yağan yağmur bir günde yağmıştır” diyerek, işi Allah’a havale etti. Oysa ivedilikle yapılması gereken şeyler var. Bilim insanları tek tek sıralıyor. Karadeniz’deki rant projelerinden vazgeçilmeli. Dere yatakları ve kıyılarda imara izin verilmemeli. Yol projeleri iptal edilmeli. Ekolojiyi bozacak baraj ve santral yapımları durdurulmalı. Sorumlular hesap vermeli.

•••

İnsanın doğaya ihanetinin bir sonucu olarak meydana gelen iklim değişikliğine ek olarak günü kurtarma derdindeki talan politikaları bizi kaçınılmaz felaketlere sürüklüyor. Suyun toprakla, insanın doğayla bağını koparmanın bedelini maddi manevi kayıplarla ödüyoruz. Dağlardan inen su, içine beton dökülen denize ulaşmıyor. Daraltılan ve imara açılan dere yataklarından geçemiyor. İstinat duvarlarıyla akması gereken yerden yön değiştiriyor. Küçümseyenlere gücünü her defasında daha büyük bir şiddetle gösteren doğa, ihanetin bedelini ödetiyor, ödetecek. Coğrafyasını lime lime ettiği insanların karşısına çıkıp, “meteoroloji demişti” den başka söyleyecek şey bulamayan hükümetin, Etiyopya’ya ihraç ettiği ‘operasyonel şeysi’de kendine kalsın. Bu kötü şaka onlara yeter.