Türkiye’nin resmi ideolojisi
15.11.2015 11:29 BİRGÜN FİKİR
Bugün artık resmi ideoloji otoriterizmle, muhafazakarlıkla zenginleştirilmiş siyasal İslam’dır

ALİ HAYDAR FIRAT*

Bugünün Türkiye’sinin içinde bulunduğu ağır siyasi atmosferi anlamak için, bunu yaratan aktörlere ilişkin çözümlemelerin daha derinleştirilmesi, farklılaştırılması ve yeni yaklaşımların üretilmesi gerekmektedir. Yıllardır aynı torba içine koyarak, tekleştirerek ve eleştirinin temel hareket noktası haline getirerek kullandığımız kavram setini değiştirmemiz zorunludur. Kuşkusuz bunu söyleyen, yazan çok sayıda insan var ama bunu daha da geliştirmek gerektirmektedir. Çünkü hala Türkiye solu ülke gerçekliğine ilişkin sağlam bir hedef belirlenmemiş ve bu çerçevede bir entelektüel üretim ve ona eşlik edecek bir pratik inşa edilmemiştir. Burada en temel mesele de resmi ideolojidir. Özlüce, Türkiye solunun bir bütün olarak Kemalizm’e bakışını değiştirmesi, resmi ideolojiyi yeniden tanımlaması, oluşan toplumsal formasyonu çözümlemesi, birlikte yaşama siyasetini kimlikler ekseninde parçalayan, ortadan kaldıran niteliğini çok iyi hesaplayarak hareket etmesi gerekmektedir. Yanlış yerden başlayarak doğru yere varamadığımıza göre, şimdi yeniden ve yeni bir yerden başlamak gerekmektedir. Bunun için ilk ve en önemli nokta kuşkusuz resmi ideolojidir.

Türkiye’de resmi ideoloji ile ilgili bir çerçeveleme, tanımlama yapıldığında bu hemen Kemalizm olarak tespit edilir. Kemalizm’in devlet tarafından sürekli re-organize edilmesi ve nihayetinde Türk-İslam Sentezi ile tümden farklı bir içerikle yeniden üretilmesi bugün artık farklı bir kapsama kavuşmuş, siyasal ve toplumsal kurguya dönüş(türül)müştür. Bugün artık resmi ideoloji otoriterizmle, muhafazakarlıkla zenginleştirilmiş siyasal İslam’dır. Siyasal İslam’ın bugün AKP’yle iktidar sürecinde kazandığı yeni biçim, devletle bütünleştirilen kadro ve ideolojisi bizi resmi ideoloji konusunda yeniden düşünmeye itmektedir.

Solun uzunca bir süre zamanını, emeğinin, entelektüel faaliyetini alan Kemalizm eleştirisi; sağlıklı bir biçimde tartışılmamış, geçirdiği dönüşümler iyi analiz edilmemiş ve giderek Cumhuriyet karşıtlığına dönüşen bir sol tavır ortaya çıkmıştır. Bundan en fazla yararlananların AKP ve Siyasal İslamcılar olması ise ayrı bir tartışma konusudur. Kemalizmin hegemonyasını ortadan kaldırmak isterken Siyasal İslam’ın hegemonyası için mayınsız arazi yaratanlar, buna entelektüel zemin hazırlayanlar şimdi pişmanlıklarını dile getiriyorlar. Kuşkusuz buradaki en büyük rol Gezi Direnişinindir. Çünkü Gezi, cumhuriyet değerlerini sahiplenen, onu ileri taşımayı ve geliştirmeyi hedefleyen bir motivasoyunu solun farklı kesimlerinin önüne koymuştur. Solun Atatürk’e, Cumhuriyete olan mesafesinin ortadan kaldırmıştır. Ancak bugün hala solun farklı kesimlerinin Cumhuriyet değerlerine ilişkin yaptığı tümden reddiyenin ağır sonuçlarını yaşıyoruz.

Cumhuriyetin olumlu ve olumsuz yönlerini ortaya çıkarmak, buradan eleştiri üretmek sağlıklıdır. Ama bu süreci tümüyle hapsetmek, yok saymak, değersizleştirmek solun kitleselleşmesi yönünde ciddi bir engel ortaya çıkarmıştır. Bugün AKP’nin gösterdiği şey, ortaya çıkardığı toplumsal formasyon Cumhuriyetin ortaya çıkardığı değer ve ilkeleri ortadan kaldırmaya dönük çok ciddi bir kırılmadır. Kendisini sosyalist solda konumlandıran siyaset ve aktörlerin AKP ve Cumhuriyetçiler için “yok birbirlerinden farkları” yaklaşımının tarihsel ve günce olarak anlamsızlaştığını görüyor ve yaşıyoruz.
Cumhuriyetin soldan yorumlanmasının, solda konumlandırılmasının 1960-1980 arası solun kitleselleşmesinde yarattığı imkan, açtığı alan üzerinde durulması gereken bir husustur. Saygın bilim insanı Korkut Boratav, laikliğin, cumhuriyet değerlerinin solun örgütlenmesi, hak araması, mücadelesi ve kitleselleşmesi noktasındaki önemine işaret etmesi ne yazık ki yeterince değerlendirilememektedir. Ama bugün sekülerliğin –Cumhuriyeti aşan boyutu ile birlikte- yoğun bir biçimde gündeme alınması büyük önem taşımaktadır. Ancak iki temel hareket noktasının çok iyi belirlenmesi ve buradan yeni bir siyasetin oluşturulması gerekmektedir.

İlk olarak bu ülkenin resmi ideolojisi; Kemalizm, Atatürkçülük ya da Cumhuriyet değildir. Bu ülkenin resmi ideolojisi siyasal islamdır. Bunun aktörü AKP ve onunla birlikte hareket eden tarikat/cemaat ve bürokrasidir. Ama en nihayetinde bunları aşan bir toplumsal formasyondur. Dolayısıyla bir ideolojik hegemonya kurulmuştur ve bunun aktörlerini, etki alanını iyi hesaplamadan yürütülen bir mücadele amacına ulaşmayacaktır.
İkinci olarak, sosyal demokratlardan sosyalistlere herkes Cumhuriyet’in değişim ve dönüşüm karakterine sahip çıkması, geliştirmesi ve bu çerçevede yeni bir sahiplenme ve ortaklık kurması gerekmektedir. Bütün eksiklileri, tarihsel hataları ve yanlışlıklarıyla Cumhuriyet solun bütünü için bugünün koşullarında siyaset yapacağı, siyaset üreteceği ve örgütleneceği bir zemindir.

Cumhuriyetçi paradigmanın geriletilmesi solu da geriletmiş ve her iki tarafın entelektüel, moral üstünlüğünü yitirmelerine neden olmuştur. Bunun farkına varmak, bu temelde yeni ortaklıklar kurmak ama bunun öncesinde kendi gücünü ve potansiyelini çok iyi analiz etmek başarmanın tek koşuludur. Solun gücünü çoğunluk-azınlık ekseninde değerlendirmekten özenle kaçınıp, bir yenilgi psikoloji ile değil bir yenilenme gerekliliği ve heyecanıyla yola çıkması tek çıkar yoldur. Bilinç altımıza zorla sokulan AKP rengiyle baştan sona bezenmiş Türkiye haritasının bir algı operasyonu olduğundan hareketle o haritanın çok farklı renkleri ve potansiyelleri barındırdığını bilerek bu sıkılmışlık ve terk etme psikolojisinden arınmak gerekiyor. Türkiye’de solun şimdi yolun en başında olduğunu bilmesi, sabırla geleceği inşa etmesi en gerçekçi yöneliştir.

*Doktor / İletişim Bilimci- Yazar