Türkiye’nin Vietnamı: Tampon bölge
İBRAHİM VARLI İBRAHİM VARLI

Savaş hazırlıkları tam gaz. Gündem Suriye’ye yönelik olası bir askeri müdahale. Senaryolar çeşit çeşit. Devletin zirvesinde peş peşe güvenlik toplantıları yapılıyor. Masadaki seçeneklerden en dikkat çekeni sınırın hemen karşı yakasında Cerablus-Mare arasında 90 km’lik hat üzerinde bir tampon bölge kurulması. AKP’nin daha doğrusu Tayip Erdoğan’ın “tampon bölge” ile formüle edilen Suriye’ye askeri müdahale arzusu iç siyasetteki koalisyon denkleminden ve de ülkeyi erken seçime götürülmesi planlarından bağımsız değil. İçerideki sıkışmışlığı aşmak isteyen AKP sınırın diğer yakasına yapacağı bir müdahaleyle bu kapandan kurtulma arayışında. Neo-Osmanlıcılar savaş kozuyla girilecek bir seçimde milliyetçi-muhafazakar kitleleri konsolide edeceklerinin çok iyi farkında.

***
Kürt kantonları Kobane ve Afrin arasındaki bu hat yıllardır IŞİD’in kontrolündeydi. Öncüpınar ve Cilvegözü sınır kapıları üzerinden “İslam Devleti” ile “komşuluk hukuku” geliştirildi. IŞİD komşuluğu AKP ve “devletin derin koridorları”nda herhangi bir rahatsızlık yaratmadı. Ta ki Kürtlerin Tel Abyad’ı alarak Cizire ile Kobane kantonlarını birleştirmesine kadar. Kobane ve Afrin’in de benzer şekilde bütünleşme ihtimali sonrasında oluşabilecek “Kürt Koridoru” AKP’nin ve de “devlet aklı”nın en büyük fobisiydi. Ankara’daki askeri hareketliliğin nedeni de bu. Erdoğan’ın “Güneyimizde yeni bir devletin kurulmasına her ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceğiz olacağız” sözleri bu aklın cisimleşmiş hali.

***
Tampon bölge ile hedeflenen bir taşla birkaç kuş birden vurmak. Yani bir koyup üç almak. Bu denklem Özal’ın Birinci Körfez Savaşı sırasındaki hayaliydi. O dönem askeri kanadın direnciyle karşılaşmıştı. Gerçekleşmeyen hayal çeyrek yüzyıl sonra bugün Erdoğan ile vuku bulabilir mi meçhul. Ortada çok sayıda değişken söz konusu. IŞİD, Suriye, ABD, İran, Rusya, Kürtler ve tabi ki kontrol edilmek istenen bölgedeki onlarca cihatçı örgütün hepsi bu oyunun içinde. Her biri birer önemli aktör. Bölgesel ve küresel hesaplar işin içinde. Her aktörün kendisine göre hamleleri var. Tüm bunlar kapsamlı bir şekilde hesaba katılmadan atılacak her adım ülkeyi Ortadoğu bataklığına saplamak demek.

***
Planlanan şey özetle şu? Birincisi Batı’ya mesaj vermek. Şayet Cerablus’tan batıdaki Afrin’e kadar uzanan IŞİD’in kontrolündeki hat işgal edilirse “Bakın biz IŞİD’den o bölgeyi aldık, cihatçılara karşı savaşıyoruz” denilecek. Bu şekilde hem “Türkiye radikal İslamcı örgütlere destek veriyor” eleştirilerin önüne geçilecek hem de imaj tazelenmesine gidilecek. İkincisi Kobane’nin batısında Azez-Mare hattında bulunan bölge ülkeleri ve emperyalist güçlerce de desteklenen ÖSO gibi “ılımlı” gruplara hareket alanı sağlanmış olacak. Üçüncüsü ve de en önemlisi “Kürt koridoru” endişesi sona erecek. Kobane ile Afrin’i birbirine bağlayan ara bölge tutulmuş olacak. Kürtleri birbirinden ayıran “Arap kemeri”nin yerine “Türk kemeri” ikame edilecek.

***
Tampon bölge isteği ilk değil. Suriye'deki iç savaşın başladığı günden bu yana neo-Osmanlıcıların rüyasını süslüyordu. Bunun gerçekleşmesi için her yolu kullandı. Her fırsatta gündeme getirdi. Hatta hamisi ABD ile ciddi bir fikir anlaşmazlığına düştü. Ama bu sevdasından hiç vazgeçmedi. Tampon bölge, neresinden bakarsanız bir batak hikâye. Bu hevesin Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürükleyeceğini söylemek için "stratejik derinlik" sahibi olmaya gerek yok. Olası tampon bölgeden çıkış, girişi kadar kolay olmayacaktır. Çıkmaz şu. Neo-Osmanlıcı dış politika bütün yatırımını cihatçılara ve Esad'ın devrilmesine yaptı. Ancak bunu başaramadı. Tökezledi. Esad’ı devireyim derken sınırında yeni bir devletin oluşumuna neden oldu!

***
Neler olacağını kestirmek güç. Şimdilerde “restorasyon”a tabi tutularak yeniden pazara sunulmaya çalışılan AKP işbaşında olduğu sürece “tampon bölge” de savaş ihtimali de yok değil. Bu yaz Ortadoğu'da her zamankinden de sıcak geçecek. Şayet ülke neo-Osmanlıcıların ideolojik, mezhepçi siyasi pozisyonu nedeniyle “tampon bölge” ateşine sürüklenirse Türkiye kendi Vietnam'ını yaratmış olur. Neo-Osmanlıcıların "tampon bölge" arzusu niyeyse peynirin kokusuna yöneldikçe labirentin derinliklerinde kaybolan farenin hikâyesini anımsatıyor fena halde.