TÜSİAD: Üniversite sayısı 77'den 185'e çıktı ancak kalite tutturulamadı
07.12.2017 12:21 GÜNCEL

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, Ankara'da düzenlenen ve Başbakan Binali Yıldırım ile Bakanların katıldığı Yüksek İstişare Konseyi toplantısının açılışında gündeme ilişkin açıklamalar yaptı.

Özilhan, son 15 yılda altyapıda önemli kabul ettiği yol, köprü, liman yatırımlarına dikkat çekerken, "Her yerde şehirler büyümüş, gelişmiş, güzelleşmiş. Şehirleri birbirine bağlayan yollar, altyapı çok iyi. Ama Türkiye nicelik meselesini çözmeye çalışırken nitelik meselesini göz ardı etti. Kentleşme hız kazanırken, doğa ve insan uyumu göz ardı edildi" dedi.

Eğitimdeki kalitesizliği de dillendiren Özilhan, "Üniversite sayısı 77'den 185'e çıktı; ancak kalite tutturulamadı" ifadesini kullandı.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan'ın konuşmasından öne çıkan satırbaşları:

Ülkemizde, siyasi ve ekonomik konular gündemde hep en ön sıralarda yer alır.

Özellikle içinden geçmekte olduğumuz günlerde gündem çok sarsıcı.

Bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü ve mutlak düşünce özgürlüğü çerçevesinde sonuçlandırılması gereken iddiaları takip ederken, geleceğimizi şekillendiren konuları da ihmal etmemek durumundayız.

Gelecek kuşakların bekası, bugün savuşturduğumuz jeostratejik tehditler kadar, bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemelere ne ölçüde uyum sağlayabileceğimizle de ilgilidir.

Son dönemlerde esas ilgi ve alâka devlette ve ülkede yuvalanmış şer odaklarının temizlenmesine yöneltilmiş durumda.

Doğrudur, bu odaklar bütün devlet kurumlarından hızla ve tamamen temizlenmelidir.

Diğer yandan bilim ve teknoloji alanında dünyadaki gelişmelere ayak uydurma çalışmalarını da aksatmamak gerekir.

Her iki gereklilik de, temellerinde demokrasi, hukuk devleti ve sınırsız düşünce özgürlüğü olan yaratıcı bir toplumu şart kılmaktadır.

Bilim ve teknolojide kapasite oluşturmanın önemli bir özelliği var: bu da uzun vadeli düşünmek ve uzun vadeli bir stratejiye göre hareket etmek.

Bu alanda başarılı olan, öne çıkan ülkelere baktığımızda, Avrupa, Amerika gibi Batı ülkelerinde de, Japonya, Çin ve Kore gibi Doğu ülkelerinde de uzun vadeli bakış açısını görüyoruz.

Türkiye'de ise uzun vadeli strateji uygulama konusunda bir gelenek oturmuş durumda değil.

Sıcak gelişmeler ne olursa olsun, gündemimizde bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere yer vermek, bu konuyu uzun vadeli bir perspektifle ele almaya başlamak durumundayız.

TÜSİAD'ın en yakından takip ettiği konuların başında Sanayi 4.0 geliyor.

Bilim ve teknolojideki ilerlemeler pek yakın bir gelecekte insan toplumlarının yaşamlarında önemli değişimlere yol açacak.

Nanoteknoloji, yapay zeka, nesnelerin interneti, genetik, dijital iletişim, robotik, malzeme bilimi, biyoteknoloji, Blok zincir, 3D baskı, özerk taşıtlar…

Peki biz neleri tartışıyoruz?

Osmanlı 18 yüzyıldaki ilk sanayi devrimini yakalayamamış olmanın bedelini çok ağır ödemişti. Şimdi biz dünyadaki son teknolojik devrimin neresindeyiz?

'Nicelik tamam ama nitelik yok' vurgusu
Türkiye geçtiğimiz 10-15 yılda altyapıda önemli bir atılım yaptı.

Yollardan, limanlara, havaalanlarından köprülere, sabit ve mobil genişbant bağlantılarına, ekonomik aktivite için gereken en temel altyapı sağlandı.

Bugün bir sanayici bakış açısıyla Anadolu'ya gidince kaydedilen gelişmeyi görmemek imkansız.

Her yerde şehirler büyümüş, gelişmiş, güzelleşmiş. Şehirleri birbirine bağlayan yollar, altyapı çok iyi.

Bu altyapı yatırımları bir ülkenin kalkınması, büyümesi için elzem.

Kentleşmenin yanında, eğitim ve sağlık alanında da gelişmeler kaydedildi.

Üniversitesiz şehir kalmadı.

Sağlık hizmetlerine erişimde önemli ilerlemeler sağlandı.

Ama Türkiye nicelik meselesini çözmeye çalışırken nitelik meselesini göz ardı etti.

Kentleşme hız kazanırken, doğa ve insan uyumu göz ardı edildi. Arsaların, evlerin fiyatı değerlenirken, kültür, tarih ve doğa varlıklarımızın değeri unutuldu.

Şehir hastanelerine milyarlarca liralık yatırım yapılırken, yüksek teknolojili sağlık ekipmanlarını kullanacak yetişmiş teknisyen, yeterli doktor ve sağlık elemanı sıkıntısı ortaya çıktı.

Dünya masrafı büyük, yönetimi zor büyük hastanelerden vaz geçiyor.

Teknolojideki gelişmeler çerçevesinde ihtisas hastaneleri önem kazanıyor.

En sorunlu alan ise eğitim.

Üniversite sayısı 77'den 185'e çıktı; ancak kalite tutturulamadı.

Bu sene ilk yerleştirmede 370 bin kontenjan boş kaldı.

Gençler toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeyen üniversitelere kaydolmadı.

Açılan üniversitelerde bazı bölümler talep yetersizliği nedeniyle kapanma riski ile karşı karşıya.
Demek ki dünya standartlarında öğretim üyeleri olmadan, bilimsel özgürlük ve nitelikli eğitim sağlanmadan üniversite sayısının artırılması yetmiyor..


Geçen ay Türkiye OECD PISA Direktörü Andreas Schleiche, son PISA sınavında Türkiye'nin 72 ülke arasında 50'nci olmasını Türk eğitim sisteminin yeni dünya düzenine ayak uyduramaması olarak değerlendirmişti.

Eğitim sisteminde sorunlarımız olduğunu başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere yetkililerimiz de teyit ediyor.

Eğitim sistemi bir kez daha değişirken, uzun vadeli düşünmek ve dünyada ortaya çıkan yeni yetenek ve becerilere uygun bir sistem tasarlamak gerekiyor.

Bilgisayarlardan, nesnelerin internetinden, artırılmış gerçeklikten, robotlardan, yapay zekadan bahsettiğimiz bir ortamda, eğitim reformunun merkezinde, ezber yerine, öğrenmeye açık olma ilkesi yer almalı.

Ezber yöntemi geleneğimizde var.

Bugünkü bilgisayarların olmadığı eski günlerde bu yöntem doğruydu.

Ama bugün değil. Bugün önemli olan bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulayabilmek.

Bunu başaramazsak Türkiye'nin en önemli ekonomik problemi ne faiz oranları olacaktır, ne de cari açık; en önemli ekonomik sorunumuz eğitim olacaktır.

Günümüzde değişimin hızı o kadar yüksek, kapsamı o kadar geniş ki, bundan çok değil 20-30 sene sonra, dünya bugünkünden bir hayli farklı olacak.

Ekonominin işleyişi, insan ömrü, şehir yaşamı, ulaştırma gibi bir dizi alanda köklü değişimler söz konusu.

Değişime ayak uydurmak için, iş ve çalışma yaşamı, vergi rejimi, sosyal güvenlik sistemi, finansal sistem, sağlık sistemi, eğitim sistemi gibi toplumsal yaşamın tüm alanlarında çok köklü değişiklikler yapmalıyız.

Bu değişimlere başlamak için geç kaldık.

Bütüncül bir perspektifle yaklaşılması gereken bu süreçte dünyadaki en iyi uygulamalardan ilham almak gerekir.

Bu işler “yap-boz” taktiği ile olmaz.

Bu süreci yönetemezsek, bizi kaotik bir gelecek bekleyecek.