"Tüzüğü değiştirme zamanı..."
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT
Geçen h
Geçen haftaki yazımızda da belirttiğimiz gibi, Eğitim Sen'in anadilde eğitim hakkını savunması düşünsel bir eylem. Ancak bu düşünce, devletin kendisini ifade etmesi için uygun bir gerekçe olduğu gibi konjonktüre de denk düşünce fiile dönüşmüş gibi cezalandırıldı. Bu davada, düşünce yargılanmış ve mahkum edilmiştir. "Konjonktüre denk düşünce" diyoruz çünkü Eğitim Sen'in savunduğu anayasaya aykırı fikirler bundan ibaret değildi! Eğitim Sen anayasanın yasaklamasına karşın, kamu çalışanlarının siyaset yapma hakkını da savunuyor. Bu düşüncesini tüzüğünde belirttiği gibi her fırsatta güçlü bir şekilde dile getiren Eğitim Sen'e bu konuda herhangi bir dava açılmadı.Yeni dava açmak isteyen varsa, bunu ilgililere ihbar etmeyi bir borç biliyoruz! Ama bunu yapamazlar.Yapamazlar çünkü siyaset yapabilme hakkı, tüm kamu çalışanlarının ortak talebi olmasının yanı sıra, siyasi partilerin de zaman zaman propaganda malzemesi yaptığı bir konu.

Anadilde eğitim hakkını savunmak ise, toplumun büyük bir kesiminin kuşkuyla yaklaştığı bir konu. Eğitim Sen'in içinde bile, tüzüğün bu maddesinin, sendika içindeki bir grubun talebini dile getirmek amaçlı olduğu görüşü var. İşte bu kaygı ve görüşler, Eğitim Sen'in kendisine yönelik bu davada yalnız kalmasına neden oldu. Oysa, Eğitim Sen'in düşünce düzeyinde kendisini ifade etmesinin yanında olmak, görüşüne katılmasa bile, kendisine "demokrat" diyen herkesin görevi olmalıydı. Eğitim Sen karşısında devlet, bütün siluetiyle ortaya çıkınca, bu desteği vereceği umulanların bir bölümü bile çekimser kaldı. Demokratlıklarını, kendilerine kimin destek verdiğine göre kaypaklaştıranlar, Eğitim Sen davasında asıl suçlu olanlardır. Bütün bunlardan anlaşılan o ki; Türkiye'de bir düşüncesinin meşru olması için çoğunluk fikri olması gerekiyor. Demokrat olmak için de çoğunluğun fikrini savunmak gerekiyor!

*

Neyse, olan oldu. Gelinen noktada Eğitim Sen'in de yapması gerekenler olduğunu düşünüyoruz. Onu yakından tanıdığımızdan, Eğitim Sen'in bu duruma teslim olmayacağını biliyoruz. Kapatılsa bile, kendisini daha güçlü bir şekilde yaratacak dinamik bir yapıya sahip. Ancak bunun, zaman ve emek alacağı da gerçek. Bundan dolayı Eğitim Sen, yargı süreci tamamlanmadan tüzüğünü değiştirip yoluna devam etmelidir. Hem iktidarın eğitim politikaları, hem de üyelerinin çözüm bekleyen ekonomik ve özlük sorunları bunu zorunlu kılıyor. Zaten sendika, dava sürecinde bu düşüncesini yeterince ifade etme fırsatını elde etti. Eğer bu dava olmasaydı, Eğitim Sen'in bu talebi tüzüğünde bir cümlelik yazı olarak kalacaktı. Böylece devlet, Eğitim Sen'e yıllarca uğraşsa elde edemeyeceği bir fırsat vererek, bu düşüncesini tüm topluma yaygınlaştırmasına aracılık etti. Şahsen ben, bu dava açılıncaya kadar, Eğitim Sen'in tüzüğünde böyle bir düşüncenin yazılı olduğunu bilmiyordum. TBMM'nin içtüzüğü bile şu anda Eğitim Sen'in tüzüğü kadar ünlü değil! Eğitim Sen, bu propaganda çalışması için ilgililere teşekkür edip, tüzüğünden bu maddeyi çıkarmalıdır.