Üç fotoğraf, iki Türkiye
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

AKP kongresindeki ibretlik tablo hâlâ gözlerimizin önünde; hatırlarsınız AKPliler tam kadro ayakta Saray’dan gelen mesajı dinliyordu. İki savaş arası dönemdeki totaliter rejimleri andıran bu tüyler ürpertici kare 2016 Türkiye’sinden ekranlara yansımıştı. Hükümetin yeniden dizaynında as kadronun dışında kalan Mehmet Ali Şahin evvelki gün kendince açıklama getirdi bu toplu ayine. Divan Başkanı Bekir Bey ayağı kalkınca onu Başbakan olma sevinci ile Binali Yıldırım takip etmiş. Şahin ile Kurtulmuş birbirine bakıp kalkmasak olmaz diye düşünmüş! Salonda hazır bulunanlar birbirine öykünerek salta durmuş. Şahin ‘rahatsızlık duyduğunu’ söylerken şimşekleri üzerine çekmemek için olsa gerek Cumhurbaşkanın ‘mütevazı’ kişiliğine de gönderme yaptı. Şahin’in mütevazilik algısı hakkında yorum değerli okurun. Ancak Şahin’in ayağa kalkma hikayesi için anlattıklarının doğru olduğunu varsaysak bile karşı karşıya kaldığımız manzara vahim. Düşünün ki memleketi yöneten kadro ve kağıt üstünde onların milletvekili olarak seçilmesinde pay sahibi olan delegeler, en basit muhakeme kabiliyetini dahi kullanamıyor; oturmaya devam ederlerse ‘vatan haini’ ilan edileceklerinden ya da en hafifinden koltuklarından olacaklarından korkuyorlar. Bu tablo ‘Yeni Türkiye’, orada akıl yürütme değil biat ve korku esas!

Biat, ‘Yeni Türkiye’de gerekli ama ötesine de ihtiyaç var; tek adama aşk ile sadakat. O da lider kültünü memleketin dört bir yanına yayılmasıyla mümkün oluyor ancak. Zamanında stadyumlarda Atatürk portresi yaptıran ya da yazdıran öğretmenleri ‘putperestlikle’ itham edenler bugün Erdoğan için aynısı yapıldığında alkış tutmaktan ellerini paralıyorlar. Saray, yeni ulus inşasını İslam-Türk sentezci otoriterlik üzerine tesis ederken ‘eski rejimin’ mağdur ettiğini ileri sürdükleri İslamcı gençler rol model olarak cumhurbaşkanını seçiyor kendilerine. Niğde’de bir imam hatip okulunda kız öğrencilerin okul bahçesine dizilerek R. T. E. yazıp fotoğraf çektirdiklerini gördük yakınlarda. Öğrencilerin fotoğrafı Saray’a hediye olarak götürdüğünü de öğrendik. Şimdi acaba bu gençler de aynı şekilde suçlanacaklar mı dersiniz; yoksa lidere duydukları ‘masum aşkları’ ile mükâfatlandırılmışlar mıdır çoktan? Başka gençler de ilham alıp Saray portresi yapar mı yakında?

Bir de biat etmeye, oldubittilere direnenler var elbette. Bu kategorinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Çalıştığı yerde, oturduğu mahallesinde, okuduğu kurumda haksızlıklara, tepeden inme kararlara, paraşüt ile indirilen idarecilere, keyfi uygulamalara direnen bir avuç insan. Bunlar arasında gencecik çocuklar da var. İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin mezuniyet töreni esnasında gerçekleştirdiği protesto tam da bu kabullenmeme haline örnek. Bazı yetişkinler gibi muhakeme yeteneklerini kaybettikleri için değil, geleceklerine ve okullarına sahip çıktıkları için beraber hareket eden ve otoriter ‘Yeni Türkiye’ye sırt dönen gençler suskunlaşmış memlekette bir umut kaynağı elbette. Onların türlü yollarla tasfiye edilen, emekliliğini istemek zorunda kalan öğretmenleri ya da davet ettikleri ama idarece izin verilmeyen sanatçılar öğrencilerle gurur duymuştur eminim.

Başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı, yeni anayasa… Tüm bu makro projeler biçimsel olarak henüz nihai aşamaya gelmemiş olsa da memlekette bütün alanlarda köklü bir altüst oluş çoktan gerçekleşti. Rövanşizmin gözleri kör etmesinin sonucunda ülkede elle tutulur az sayıdaki kurumun da köküne kibrit suyu dökülüverdi. Başarısını kurum içi prensiplere, geleneklere borçlu olan bu kurumlar, ‘demokratikleştirme’ adına hallaç pamuğu gibi atıldı. Liyakat ve uyum ilkelerine göre işlemeye çalışan ve sayısı iki elin parmağını geçmeyen okul, velilerin ve öğrencilerin tepkilerine rağmen iktidarın kadrolarınca kuşatıldı. Yine aynı nicelikteki fakülte ve bölüm benzer süreçlerle işlevsiz, uyumsuz, verimsiz birimlere dönüştürüldü. Muhafazakâr demokrat olduğunu iddia eden ve ‘kurumlara’ önem verdiğini her fırsatta söyleyen kadrolar, o kurumları fethedilecek kale olarak gördüklerinden topla, tüfekle taarruza geçti. Kurumları tanımayan, dinamiklerine saygı göstermeyen idareciler emirle tasfiyelere hız verdi. Bugün bırakın teamülleri ve hakkaniyet ölçütlerini, hukuki prosedürlere dahi itibar etmeyen yönetimler altında nefes almaya çalışıyoruz. Bu şartlar altında yalnızlaşmamak, etkisizleşmemek, sessizleşmemek için daha çok bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Akut sorunlarımızla memleketin genel gidişatı arasındaki bağı gören fakat maksimalist taleplere birlikteliği feda etmeyen bir örgütlenme anlayışı direnmek için tek şansımız.