Üç parti, üç hal ve medya!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Medyada yazılıp çizilenlere bakıldığında, medyayı çocuğa benzetmeden edemiyorum; eline hep yeni ve parlak bir oyuncak verilmesi de gerekiyor! Son haftanın oyuncakları arasında, Cumhurbaşkanı’nın “Ne Kürt sorunu ya!” deyişi ile Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız! “ çıkışı dikkat çekiyor. Öyle gündeme oturdular ki, doların tırmanışı, CHP’nin önseçim kararı, artmaya devam eden işsizlik, Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılı gibi konular yanlarına yaklaşamadı!

Bunlara bakınca, “medyanın sevgilisi” olabilmek açısından partiler ve liderlerin konumu geliyor aklıma. Bu açıdan AKP’nin ayrıcalıklı konumda olduğuna kuşku yok. Yalnız iktidar partisi olarak sahip oldukları olanaklar değil, gündem yaratmayı seven ve bilen, hemen her konuşmasında “bomba“ patlatmayı iş edinmiş gibi görünen, Cumhurbaşkanı olmanın ötesinde Başbakan ve Parti Başkanı da olan liderlerinin olması gibi avantajları da var! Örneğin geçen hafta, –daha önceki haftalar da farklı değil- 4 bini aşkın yansımayla Recep Tayyip Erdoğan en çok konuşulan lider! Anlaşılıyor ki, yalnız anaakım ya da yandaş medya için değil, eleştiriyor bile olsa muhalif medya için de varsa yoksa Erdoğan!

Saray ayrı, saraydaki kostümlü merasimler ayrı; salı grup toplantıları yerine koyduğu muhtar toplantıları ile parti lideri gibi yaptığı toplu açılışlar ayrı; “400 milletvekili” istemi, “Türkiye’nin anonim şirket gibi yönetilmesi“ ayrı; hepsi medya için parlak oyuncaklar anlamına gelmekte!

Bu koşullarda, “CHP ve HDP için de ‘bomba’ gibi söylemler, ‘artistik’ çıkışlar ve ‘kefenin’ yedekte tutulduğunu gösteren cengaverlikler mi gerekiyor?” diye düşünmeden edemiyorum. Burdan bakıldığında, HDP’nin daha şanslı olduğuna kuşku yok. Kürt halkının uzun süreli mücadelesinin ürünü olarak “varlıkları” başlı başına bir çıkış iken, öteki partilerle farklılıkları da göze çarpmakta. Parti olarak seçime girmek ise, kendi adlarına da, Türkiye açısından da gerçek bir “meydan okuma!” Bu çıkışın, genç ve dinamik, samimi ve kucaklayıcı görünen Demirtaş gibi bir liderle güçlendiği de düşünülürse, medyada ve kamuoyunda HDP’ye olan ilginin yüksek olmasına şaşılmaz!

Ancak medyada yaratılan ilgi bir yana, HDP’nin ciddiye alması gereken konular epeyce. Örneğin, hâlâ, Türkiyelileşme iddiası açısından yeterli bir noktaya gelmiş değil; Parti Programları, bir “manifesto” olmaktan öteye geçemiyor. Kısacası, ortaya koyacakları politika ve hedeflerden adaylara kadar birçok konuda Türkiye açısından dikkate alınacak bir programı ve söylemi ortaya çıkarmaları gerekiyor ki, asıl meseleleri burada! 

Buna karşın, CHP’nin medyadaki konumu epeyce kaygı verici. Bu konuda çok örnek verilebilir, birinden söz edeyim. Örneğin CHP’nin, 85 seçim bölgesinden 55’inde önseçime gitmesi önemli bir konu; ancak, herkesin demokrasi deyip durduğu, katılım aradığı bir ülkede CHP’nin önseçimi ilgi çekmekten uzak! Bu nedenle parti yönetimince zaman zaman dile getirilen “medyadan yeterince ilgi görmeme” gibi bir yakınmanın, pek de yersiz olmadığını düşünmek mümkün.

Burada, hem CHP’ye hem medyaya düşen nedenlerden söz edilebilir; bunu düşünmesi gereken de CHP. Örneğin CHP Programı’na bakıldığında, öteki partilere göre, çok daha ciddiye alınarak, emek verilerek, hemen her konuyu kapsamaya özen gösterilerek hazırlanmış bir program olduğu görülüyor.  Parti yönetiminde çok değerleri isimlerin bulunduğuna kuşku yok; örgüt ise yılların deneyimine sahip! Öyleyse, seçim sonuçları gibi, medyadaki ilgisizlik niye? Düşünmek lazım! Bunu yapacak olan ben değilim kuşkusuz. Ancak benimsenen ideolojik ve siyasal duruş ile parti programının kitlelerin “diline” dönüştürülememesi olması gibi; birçok değerin bir araya gelmesinden doğan bir “ego şişkinliği“ gibi; örgüt ve yılların deneyimi derken, içine kapanmış, topluma yabancılaşırken doğrudan parti ile ilgili olmayan konulara duyarsızlaşmış bir örgütün ortaya çıkmış olması gibi konuları düşünmek lazım! Bir “çıkış”  ve bir “meydan okuma” nasıl ve nerede yakalanır; düşünmek lazım!

 

NOT:

[1] Not: Yazılarımı okuyanlar, CHP ile ilgili oldukça eleştirel bir yaklaşımım olduğunu biliyorlardır; şimdi, “hidayete erdiğim “gibi bir düşünceye kapılsınlar istemem; ancak, bazı gerçekleri de yadsımamak gerekiyor.