Uçan seccadeden düşmek
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Pusulalı seccade… Son on yılın Türkiyesini bu kadar iyi özetleyen başka bir ürün var mıdır acaba?!

Pusulalı seccade Anadolu uyanıklığının bir ürünü olarak dinsel tv kanallarının reklamlarında boy gösteren yeni bir postmodern şaheser. O da tıpkı ‘ezan okuyan saat’ ve ‘zikirmatik’ (depolarda giriş-çıkış yapan ürünleri saymak için üretilen ama Türkiye’de ‘otomatik tesbih’ olarak kullanılan küçük sayaç) gibi, ilk bakışta mantıklı ve kullanışlı görünen bir araç: Nerede olursanız olun artık kıble yönünü bulmak için sıkıntı yaşamayacaksınız, üzerindeki pusula seccadeyi hangi yöne doğru çevirmeniz gerektiğini gösteriyor.

Aslında bu seccade ‘pusulayı coğrafi keşifler, doğa sporları vs. için değil de sadece Kabe’nin bulunduğu yönü bulmak için kullanılacak bir alete indirgeyen dinsel kafa’ bağlamında tartışılabilirdi, ama oraya bile ulaşamıyoruz çünkü ürünün çok ciddi ve aynı oranda basit bir sorunu var: Eğer Türkiye’nin bulunduğu koordinatlarda değilseniz pusulanın sizi yanlış yönlendirmesi kaçınılmaz, çünkü pusulanın üstünde kıble yönü Güney-Güneydoğu olarak işaretlenmiş. Tamam, Türkiye’deyseniz ve Kabe’ye yönelmek istiyorsanız doğrusu bu. Ama reklamlarda da dile getirildiği gibi bir ‘milletlerarası yolculuk’tasınız diyelim, mesela İslamabad’dasınız (Pakistan); Orta Anadolu aksanlı kardeşinizin TV ekranından ballandıra ballandıra anlattığı seccadeyi serip pusulada yeşille işaretlenmiş kısmı ayarlıyorsunuz. Namaza başladınız, ama bunun Ankara Beştepe’deki kaçak binanın yanına yapılan yeni camide kıldığınız namazdan önemli bir farkı var: Yüzünüzü Kabe’ye değil Yeni Delhi’de Yamuna Nehri kıyısındaki bir Hindu tapınağına dönmüş durumdasınız... Ganesh kabul etsin! Ya da ABD’nin Pennsylvania eyaletinde bir çiftliktesiniz diyelim, Güney-Güneydoğu ucu yeşile boyanmış pusula kim bilir nerelere secde etmenize yol açacak… İşte ürün bu…

Ülkeyle ilişkisine gelirsek... Sanıyorsunuz ki Suruç’taki şeriatçı katliamdan sonra ülkenizin yönetimi uyandı, şimdiye dek açık ve gizli destek verdiği IŞİD isimli o insanlık dışı örgütle nihayet mücadeleye başlıyor; ama sonra fark ediyorsunuz ki aslında ilk gün IŞİD’e yapılan saldırı tümüyle göstermelikmiş, tüm o bombaların asıl ve tek hedefi bir oy makinesi olarak PKK imiş -’Örgüte zarar verirsem milliyetçi oylar benim olur; zarar veremedim diyelim, uyuyan örgüt uyanıp eylemlere başlar, oylar yine benim olur!’- o günden beri ülkenin kan gölüne dönmesi bundanmış -e, PKK da aynı seccadenin üstünde, aynı pusulaya bakıyor… İnsana rükûsunu secdesini bile şaşırtan bu seccade, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi temel değer yargılarını altüst ederken bir o yana bir bu yana dönmeyi bırakır mı sanıyorsunuz?!

Yani aslında ‘satıcı’, Nazi propaganda bakanı Goebbels’in görse kıskanacağı bu aleti farklı yerleri kıble olarak algılamanızı istediği için böyle tasarlıyor, tanıtıyor, satıyormuş. Dünya politika tarihinde müstesna bir yere sahip olacak bu acayip utanmazlık karşısında insanın nutku tutuluyor.

Kimsenin inandığı mabutla arasında olup bitene karışamayız tabii, ama pusula yüzlerini öyle feci, öyle korkunç yerlere döndürüyor ki, kıblesi Aksaray (İstanbul’da bir semt) olanlara inat, seccadeyle pusulayı birbirinden acilen ayırmak gerektiğini bu ‘uçan seccade’ üstündeki herkese göstermek lazım. Aksi takdirde, Müslümanların cehennemini bilemem ama, burada hep birlikte cehennemin dibini göreceğiz demektir.