Ülkemizin geçmişinde diri diri insan yakmak yokmuş!*
03.07.2016 09:37 BİRGÜN PAZAR
Ülkemiz tam bir kopuşun, yarılmanın eşiğinde. Artık her biri birer rakam olarak algılanan ve cenazeleri de siyasete malzeme alanı olarak kullanılan şehitlerimiz, her gün ölen bebeklerimiz, insanlarımız, acılarımız bir yanda, diğer yanda “bana, hep bana” diyen, kandan beslenen bir karanlık...

ZEYNEP ALTIOK AKATLI
Madımak Katliamı'nda yaşamını yitiren şair Metin Altıok'un kızı, CHP Genel Başkan Yardımcısı

“Ömrümce kendimi hep sözde buldum,
Söz cehennemdi yanıp kavruldum.
Yeniden doğdum kendi külümden,
Ben Anka’ydım konuşuldum.”

Metin Altıok

Bunu söyleyen bu ülkenin Adalet Bakanı. 23 yıllık hukuksuzluğun ardından, hem de katliamın yıldönümüne günler kala bu sözleri en ufak bir vicdani rahatsızlık duymadan söyleyebilen bu Bakan insanlık suçlarının zaman aşımına uğrayışını “hayırlı olsun” diyerek katillere muştulayan dönemin Başbakanı, bugünün Cumhurbaşkanı'nın pusulasında; kindar ve dindar nesil şiarıyla inşa edilen Yeni Türkiye’nin Adalet Bakanı!

Dün Sivas’ta tekbir sesleriyle “Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak”, “Kahrolsun laiklik”, “Müslüman Türkiye” çığlıklarıyla insanları diri diri ateşe atan zihniyet bugün yanı başımızda cihat çağrısı yapıyor, kafa kesiyor. O gün kinle Pir Sultan Abdal’ın heykelini parçalayan, dişleyenler; bugün insan ciğeri yiyor. İBDA-C, Hizbullah gibi örgütler eliyle yapılan katliamın arkasındaki radikal İslam ideolojisi bugün El Nusra, El Kaide ve IŞİD gibi örgütler eliyle tıpkı o günkü gibi tekbir ile can alıyor. MİT TIR'ları ile ilaçların altında silah desteği verilen o örgüt Suruç’ta, Ankara’da, Kilis’te, Atatürk Havalimanı’nda ülkemizi hedef alıyor insanlarımızı katlediyor. Daha kaç insanımızın canını teslim edeceğiz? İnsanların canı üzerinden dış politika skoru güden bir anlayışla karşı karşıyayız. Patlamadan dakikalar sonra henüz etkisi, sonucu netleşmemişken acıları paylaşmak, baş sağlığı dilemek yerine “diplomatik galibiyet”ten söz ederek, ölümlerden siyasi malzeme çıkaranlar arsızca “YILMAYACAĞIZ” diyebiliyor. Hangi diplomatik galibiyet? Ülkeyi tüm komşularıyla savaş noktasına getiren AKP dış politikasının düşmanlaştırdığı dünya güçlerinin Türkiye’yi yalnızlaştırması sonucu ekonomiden, güvenliğe yaşanan çöküş ve bunu tamir etmek için yüz indirmek, etek selamlamak ne zamandan beri politik galibiyet olarak tanımlanıyor?

ulkemizin-gecmisinde-diri-diri-insan-yakmak-yokmus-155849-1.28 Haziran günü Sivas Katliamı’nın firari sanıklar üzerinden devam eden davasındaydık. Zamanaşımı kararının kaderini belirleyecek olan üst mahkeme heyetinde Sivas Katliamı sanık avukatlarından biri var. Neredeyse tüm sanık avukatları gibi iktidar partisinin ve hükümetin üst düzey kadrolarında bu insanlar yer alıyor. Hiçbir şey tesadüf değil. Katliamın hemen ardından usulsüzce sanık avukatlığını üstlenen bir milletvekili milletvekili ve dönemin adalet bakanı Şevket Kazan’dan bugünün “geçmişimizde diri diri insan yakmak yok” diyen adalet bakanına planlı bir hukuk dönüşümü içerisindeyiz. Ekseni siyasal islam olan bir rejimin inşaası için 23 yıl önce Sivas’ta hiçbir zaman açığa çıkarılmayan karanlık güçler tarafından atılan temel, son 14 yılın iktidarında eğitimden hukuka sistemli bir kadrolaşma ile tek adamın şiddet rejimine ve onun kefen giymiş “dindar ve kindar”larına harç sağlamıştır. Sorgulamayan, insani duygularını yitirmiş, çıkar odaklarının elinde biat eden toplumun tam kontrolü ancak hukukun tam anlamıyla güce hizmet etmesiyle mümkün. O nedenledir ki insanlarımızın cansız bedenleri yerdeyken mecliste yangından mal kaçırırcasına sabaha kadar kaç madde daha geçiririz diye uğraşıyorsunuz.

Ülkemiz tam bir kopuşun, yarılmanın eşiğinde. Artık her biri birer rakam olarak algılanan ve cenazeleri de siyasete malzeme alanı olarak kullanılan şehitlerimiz, her gün ölen bebeklerimiz, insanlarımız, acılarımız bir yanda, diğer yanda “bana, hep bana” diyenler, derelerimizden, nefesimizden bile rant çıkaran, geleceğimizi tüketen, şiddete doymayan, kandan beslenen bir karanlık...

"Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız" diyor Albert Camus; "o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın". Ben bu ülkeye baktığımda maalesef cinayetler, toplumu aydınlattığı, düşündüğü, sorguladığı için öldürülen, katledilen, kaybedilen insanlar görüyorum. Unutmayın ki devletin devamlılığı vardır. “O zaman ben iktidarda değildim” diyerek bu ülkenin geçmişinden kaçamazsınız. Onca ölüm varken sadece 28 Şubat ve İslamofobi için insan hakkı peşinde koşamazsınız. Açlık, yoksulluk varken saraylarda düğün yapamazsınız, “adalet sarayı” diyerek içini boşalttığınız adliyeleri sözde hakaret davaları ile kilitleyemezsiniz. Faili meçhullere kulak tıkayamazsınız. Emri ben verdim diye böbürlendiğiniz çocukların davalarını, Roboski, Suruç, Reyhanlı, Ankara, Atatürk Havalimanı’nı zamana bırakamazsınız. Bu davaların da zaman aşımını bekletemezsiniz. “Bu ülkenin geçmişinde insan yakmak yoktur” diyerek kanlı geçmişinizden kaçamazsınız. Sorarlar size 6-7 Eylül’ü, 2 Temmuz 1993’ü, 19 Aralık 2000 Hayata Dönüş Operasyonu’nu, hazmedemediğiniz 7 Haziran seçimi sürecinde tutuşturulan seçim otobüslerini, seçim bürolarını, Gül Kitabevi’ni sorarlar. Bir düğmeye basılmışçasına şiddete teslim edilen kentleri, sivillerin yaşadığı sokakları sorarlar. Beyaz Toros’larla tehdit ettiniz ya insanları, hesaplaşmadınız ya darbe anayasasıyla... O anayasanın bütün imkânları ile önümüze getirdiğiniz yasaklar, tutuklamalar, patlamalar, aldatılmışız dediğiniz düzmece davalar… Nasıl hatırlayacaksınız ki bunları? Özenle hafızasızaştırdığınız toplum ve bilinçle yok saydığınız hakikatler arasında kurmaya çalıştığınız Yeni Türkiye’nizin cumhurbaşkanı bile kendi sözünün farkında değil. “Mavi Marmara’ya izni biz mi verdik?” diyor. “İzni ben verdim” diyen kendi sesinden kayıtlar dönüyor dünden bu yana ama işte Ensar vakıflarında aklı tutulan, bedeni esir alınan nesil nasıl hatırlayacak?

Bir haftadır burada elbirliğiyle tutuklu bir hukuk inşa ediyorsunuz. Öyle bir yargı ki; karikatürden tahrik olan şeriatçıların öldürdüğü insanlara ilişkin haber yapan vicdanlı gazetecileri olasılık üzerinden suçlu ilan edip, 23 yıl önce diri diri insan yakan aynı zihniyetin maşalarını “iyi niyetli” insanlar diye tanımlayan bir gerekçeli karar yazabiliyor. Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya için olasılık üzerinden uydurulan suç da tıpkı Sivas Katliamı’nın 23 yıldır deneyimlediği pişkin kurgunun bir versiyonudur. Dini saikle insan yakmayı meşrulaştıran, tahrik olma özgürlüğünü eyleme davet eden bu anlayış tam bir skandaldır. Danıştay ve Sayıştay yarın işiniz bittiğinde silkeleyip atacağınız atanmış kuklalardan oluşsun, bu kararlar çoğalsın, yürürlüğe girsin diye telaşla gece yarıları geçirdiğiniz o kanunlar gün gelecek sizlerin ayağına dolanacak.

Geçmişten günümüze tek bir katliam, tek bir siyasi cinayetin bile adaleti bulamadığı bir düzen demokrasi değildir. Yüzleşme, hafıza ve adalet ise gerçek bir demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarıdır. Tüm demokrasi şehitleri için, sizin gibi Sivas’la Başbağlar’ı ayırmadan, ölümleri yarıştırmadan tüm katliamlar için adalet istiyoruz. Bu ülkeyi ölüm kültürüyle beslenen, baskı ve kaosa mahkûm Ortadoğu rejimlerine bırakmayacağız. Tarihinde aydınlanmamış faili meçhul siyasi cinayet bulunmayan, “gerçek demokrasi” ile yönetilen bir Türkiye için, dini sömürmeyen vicdana ve akla inanan namuslu vekillere sesleniyorum. Gelin yanlış iliklenmiş düğmeyi birlikte çözelim, kof sözlerle hukuku, adaleti ve parlamentoyu kilitlemeyi görev bilmek yerine ülkemizin hak ettiği geleceği sağlayacak bu adımı birlikte atalım.

*Zeynep Altıok Akatlı'nın 30 Haziran 2016 tarihli TBMM konuşması