Ülkenin vahim hali!..
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Bugünkü yazımda, 28 Kasım Pazartesi günü CHP İstanbul milletvekilleri Ali Şeker, Eren Erdem ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ile birlikte Edirne ve İstanbul Silivri cezaevlerinde yaptığımız bir dizi ziyaretle ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Önce; Edirne cezaevinde tutuklu bulunan; 2014 yılı cumhurbaşkanı adayı, 6 milyon oy alarak TBMM’de 3. parti olan HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettik.

Daha sonra İstanbul Silivri cezaevinde tutuklu olan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’le birlikte Cumhuriyet Gazetesi yazar ve yöneticileri; Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Turhan Günay, Musa Kart, Güray Öz, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik ve Bülent Utku’yla görüşmeler yaptık…

Görüştüğümüz siyasetçi ve gazetecilerin, uygulanan tecrite rağmen, sağlıklı ve morallerinin iyi olduğunu gördüm... Hepsi yaklaşık aynı cümlelerle; “Türkiye’de yaşanan en önemli sorunun demokrasi, hukuk ve insan hakları ihlali olduğunu, laik demokratik Türkiye’yi savundukları için bedel ödediklerini, bedel ödemeye, barış ve demokrasi mücadelesine katkı sunmaya devam edeceklerini” söylediler.

•••

Önce Vahim olan noktanın altını çizelim. Bu ziyaretler sonrasında, rejimi değiştirmeye çalışan AKP’nin hak özgürlükler ve hukuku nasıl yok ettiği, insanları korkutmak için neleri zorladığı daha iyi anlaşılıyor!..

•••

Bilindiği gibi vekil dokunulmazlıkları, anayasaya aykırı olmasına rağmen, TBMM’de geriye dönük olarak trajikomik bir şekilde kaldırılmıştı.

Geçtiğimiz günlerde de HDP’li milletvekilleri “ifade vermeye gitmediler” gerekçesiyle tutuklanmıştı.

Oysa MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Bilal Erdoğan’da savcılığa ifade vermeye gelmemişti.

Ama tutuklanmadılar!..

HDP’li milletvekillerine yapılanlar hukukun taraflı ve bağımlı hale gelmesinin ötesinde yargının yok sayıldığının göstergesidir!..

Bu nedenle HDP’li milletvekillerine uygulanan tutuklanma yöntemi de siyasi bir operasyondur!. Elbette bir milletvekili suç işlerse yargılanmalıdır. Ancak milletvekillerinin yargılanma koşulları anayasanın 83. Maddesi’nde açıkça ifade edilmektedir…

Ancak, milletvekillerinin tutuklu yargılanması anayasa ve yasalara aykırıdır!.. Nedeni belli!..

Hatırlayın!.. Düzmece belgeler ve kopyala/yapıştır fezlekeleriyle oluşturulan AKP/FETÖ ortak yapımı, Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları, milletvekili seçildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular.
AYM’nin bu başvuru için verdiği “Mehmet Haberal “kararında; “Milletvekilinin yasama faaliyetleri engellenemez. Yargı yasamanın görev yapmasına engel olamaz. Yargılanabilir ama tutuklanamaz” dedi. Böylece diğer milletvekillerinin de tutuklanmaları kaldırıldı...

Dahası; bu konuda bir başka kararı da AİHM verdi... Hakkındaki hakaret suçlamaları nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılması isteyen 24. Dönem Konya Milletvekili Atilla Kart, dokunulmazlığı kaldırılmayınca AİHM’e başvurmuştu. AİHM kararında “Dokunulmazlık milletvekilinin değil, bulunduğu mevkiinindir, dolayısıyla milletindir” demişti.

Bu karar çok açıktır!. Milletvekilleri dokunulmazlıklarıyla birlikte görev yapacaktır!..

Kaldı ki; AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin yaşanan tutuklamalar için “Tutuklanmaları doğru değildir. Serbest bırakılabilirler” ifadelerini kullanmaktadır.

Ayrıca, temel hukuk prensipleri olan; “suçluluğu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur karinesi” ve “kaçma ve delileri karartma şüphesi olmayanların tutuksuz yargılanma hakkı” vardır. Bunlar hukukun vazgeçilmez ilkeleridir.. .

Oysa İktidar, “adil yargılama yapmayacağı ve insan haklarına riayet etmeyeceğini” Birleşmiş Milletler’e bildirmiş ve Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan çıkardığını resmen dünyaya ilan etmiştir...

•••

Benzer hukuksuzlar “hain FETÖ” davasında da yaşanıyor!..

Geçmişte Ergenekon savcılarının yaptığını şimdi kendisi gibi düşünmeyen bütün muhalifleri sindirmek adına AKP savcıları yapıyor!..

Dün FETÖ ile aynı menzile yürüyen AKP, kendi içindeki siyasiler yerine,40 yıldır FETÖ cemaatiyle mücadele eden Cumhuriyet gazetesini ele geçirmek adına, kes/yapıştır iddialarıyla gazetenin yazar ve yöneticileri Silivri cezaevine gönderiyor....

Akıllardan çıkmaması gereken konu, dün Ergenekon ve Balyoz gibi davaların yargıç ve savcılarının başlarına gelenlerin, tarafsızlığını ve bağımsızlığını bırakan bugünkü savcı ve hakimlerinde başına da gelebileceği olasılığıdır!..

Kaldı ki, her mağdur ile hukuktan yana olan her siyasetçi bugün yapılanları bir yere not etmektedir!..

Bugünün karar vericiler, yarın hesap vermek zorunda kalacaklarını da düşünmelidir...

•••

Bu kadar açık haksızlık ve hukuksuzluklar kol gezerken herkesin kabul etmesi gereken bazı hayati konulara dikkat çekmek gerekir!.. PKK’nın silah ve şiddet kullanarak gerçekleştirdiği terör faaliyetleri hep birlikte ret edilmelidir!.. PKK’nın oluşturduğu terör, Kürt sorununun demokrasi içinde barışçıl yöntemlerle çözülmesini engellemektedir.

Aynı şekilde; FETÖ ve IŞİD’in terör faaliyetleri de, inanç özgürlüğünü ve mütedeyyinlerin yaşam taleplerini zora sokmaktadır. Bu nedenle “İnanç adına yapılan her türlü terör eylemlerini de” aynı kararlılıkla ret etmek gerekir!.. AKP’nin yaptığı gibi çatıştığı anda değil, aynı menzile giderken de demokrasinin gereği yapılmalı, İslami teröre karşı çıkılmalıdır!..

•••

Bugün OHAL bahane edilerek iktidar müthiş hak ve hukuk ihlallerinin yanı sıra bölücülüğü de körüklemektedir!. Dolayısıyla usulsüzlükler, yolsuzluklar hat safhaya ulaşmıştır...

Bu durumdan bir an önce kurtulmalı, saygın ülke haline gelmeliyiz!..

İlk iş olarak; “Bir başka ülkede serbest yaşamak yerine kendi ülkemde cezaevinde yaşamak benim için bir onurdur. Demokrasi, barış ve kardeşlik için bedel ödemeye hazırım. Burası benim vatanım birlik ve beraberlik içinde bu topraklarda yaşamak istiyorum” diyen HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ivedilikle tutukluluk halinin kaldırılması geriyor. Bu demokrasimiz için gereklidir. Bir partinin genel başkanının tutuklu olması ülke adına yüz karasıdır. Bir sivil darbe yapıldığının göstergesidir!..

Demirtaş’a uygulanan tecrit, avukatlarıyla görüşmesinin kamera ile takip edilmesi, yazdığı mektupların sansürden geçirilmesi, külliyen hukuka da insanlığa da aykırıdır.

•••


Diğer yandan; Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı, “Ülkemize barış gelsin, gerekirse beni öldürün” diyen 74 yaşındaki barış elçisi Ahmet Türk’ün tutuklanması kaldırılmalıdır.

Hüküm giymemiş belediye başkanları görevden alınmamalı. Kayyum yerine meclisten başkan seçilmelidir.

Bilinmeli ki, ülkemizde barışın en ateşli taraftarı olan Türk’ün tutuklanması, tıpkı seçilmiş milletvekillerinin tutuklanması gibi terör ve şiddeti besleyen kaynak olacaktır.

1994 de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı RTE haksız yere, “halkı kin ve nefrete sürüklediği” için yargılanmıştı. Hüküm giydi. Oysa o günleri yaşayanların bu gün hukuka ve haklara herkesten daha fazla sahip çıkması gerekmekteydi. Ama heyhat!....

•••

Cumhuriyet gazetesinin ve çeşitli kulplar takarak tutuklanan yazarların suçları, sadece, özgürce düşünmek ve düşüncelerini ifade etmekti. Kamunun haber alma hakkını korumaktı. Diktayı hedefleyenler özgür düşünceyi istemezler. Tehlikede burada!


Bilinmeli ki; bugünün AKP mağrurları, yarının taraflı hukuk mağdurları olduklarında, yapılan hukuksuzları takip etmek ve haklarını korumak yine aydınlara, solda olan CHP’ye, hak ve özgürlüklerden yana siyasetçilere düşecektir!.. Bu gün demokrasiden yana olanlar bu kez de onlarında yanında olacaktır!..