Uluslararası siyasetin ahlakı
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ

Genel olarak çok naifiz. Herhangi bir ülke ya da ülkenin lideri yanlış bir şey yaptığında ayıplama eğilimindeyiz. Muhtemelen yine aynı naiflikten dolayı da bazı sistem sorunlarını göremiyoruz. Ama sürekli satır arası okuyup tetikte olmak da çok yorucu bir durum. Boris Johnson, nam-ı diğer Osmanlı Damat Ferit hükümetinin maarif nazırı Ali Kemal’in büyük torunu yine ortalığı karıştırdı.

Ortalığın karışması Boris Johnson’ın sözlerinin ya da analizinin sorunlu olmasından ziyade, bir büyük müttefikin hoşuna gitmeyebileceği kaygısından. Johnson dedi ki “Bölgede, dini ve aynı dinin farklı mezheplerini kendi çıkarları için eğip büken, istismar eden siyasetçiler var. Bölgedeki en büyük sorunlardan birisi bu.” Bu görüşe katılabilirsiniz ya da naif bulabilirsiniz. Bence bu sorunlardan sadece birisi, öyle en büyüğü falan değil. Ayrıca bölgeye, yani Ortadoğu’ya özgü de değil. Dünyanın pek çok yerinde din bu şekilde istismar ediliyor. Bunda dinin kurgusunun da payı olduğunu unutmamak gerek.

Johnson’ın asıl ‘rahatsız’ edici sözleri ise “vekâlet savaşı” meselesine dair. “bölgedeki bu vekâlet savaşlarının süregidiyor olmasının Boris için trajik nedeni bu ülkelerde yeterince güçlü liderlerin olmaması” imiş. Boris’in Eton ve Oxford eğitimi onu ya çok etkili ve kurnaz yapmış ya da hiç işe yaramamış diyebilirsiniz. Bu güçlü liderlik meselesi komik çünkü ölçmek çok zor. Yüzde 49 oy alan güçlü lider olur mu mesela? Trump güçlü lider mi? yüzde 34 ila yüzde 52 arasında oylar almış olan Erdoğan güçlü lider mi? Esad çok uzun süre güçlü liderdi ve son beş yılda mı bu güçlü liderlik berhava oldu? Tony Blari güçlü lider miydi? Theresa May bu profile uyar mı?

Boris özellikle İran ve Suudi Arabistan’ın adını vererek bu ülkelerin kukla rejimleri savaştırdığını ima ederek savaş halindeki ülkelerde yeterli büyük şahsiyetlerin, güçlü insanların, erkek veya kadın, olmadığını dolayısıyla kendi mezhep gruplarının ötesine ulaşıp ulusal söylentilerini yeniden yaratamadıklarını bunun asıl trajedi olduğunu söyledi.

Zavallı Boris bu sözlerinden dolayı “güçlü lider” May tarafından azarlandı ve aforoz edildi. May anında bunların Dışişleri Bakanı’nın görüşleri olduğunu örneğin hükümetin Suudi Arabistan ve onların bölgedeki rolüne dair görüşü olmadığını açıklama gereği duydu. Bunun güçlü liderlikle falan alakası yok. Bu basbayağı, “demokrasinin beşiği” İngiltere’de de demokrasinin ne kadar erozyona uğradığının göstergesi.

Bölgede muazzam bir enerji ve nüfuz savaşı yaşanıyor. Bunun mezhep çatışmasıyla ya da bir zamanlar çok popüler olan medeniyetler çatışması ile alakası yok. Suudi Arabistan, İngiltere’nin en büyük silah müşterisi. 4 milyar Sterlin değerinde silah sattığınız bir ülkeye ‘müşteri velinimettir’ diyorsunuz özetle. Bu arada herkes kirli onu da unutmayalım. Avrupa Birliği’de 11 milyar Avroluk silah satmış Suudilere. Suriye’de Suudilerle işbirliği yapıp ses çıkarmamak da başka ülkelerin utancı.
Suudilerinkine girmeyelim. Onların kabahati büyük. Ama göç araştırmacısı olarak, mülteci krizinde de utanç verici bir karneleri olduğunu unutmayalım diyorum.

Son söz olarak Boris Johnson’ın barış havarisi olmadığını da hatırlatalım. Aynı Johnson daha eylül ayında Suudilere silah satışını savunmuş; Yemen’i bombalayan Suudilerin ‘insan haklarını henüz yeterince’ ihlal etmediğini ifade etmişti.
İyi haftalar ve bol şanslar.