“Umutsuzluk gazeteciliği” diye bir şey mi var?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Bu köşede daha önce yayımlanan bir yazıda (7 Mart 2018) Daniel Kahneman’ın bilimsel çalışmalarına referansla, insanların beyninde kötü habere öncelik veren bir mekanizma olduğundan söz etmiştim. Araştırmalar gösteriyordu ki, kötüyü algılama hız ve kabiliyetimiz iyiden kat kat yüksekti. O yazıda gazeteciliğin de haliyle haber akışını kötü habere öncelik vererek inşa ettiğini örneklemiştim. Hele ki tık avcılığı söz konusuysa bu durum zirve yapıyordu.

Yalnız bir tehlike vardı ki, bu durum paradoksal olarak insanlarda bıkkınlık yaratarak güncelden kopmaya yol açıyordu. Elbette kötü haberden kaçmak çözüm değildi ama kötü haberi farklı açılardan görerek sorgulamak şarttı. Kısacası felaket tellallığı yapmadan önce durup bir düşünmek kimseye bir şey kaybettirmezdi. Çünkü bağımsız medyanın sürdürülebilirliği önemliydi ve karşısındaki dev sermaye gücüne karşı ayakta kalmasının tek yolu iyi değil çok iyi olmaktı. 24 Haziran seçimleri ve sonrasında bu sorunun başka bir boyutuyla karşı karşıyayız. Türkiye’de sistem değişikliğinden ötürü önemli gelişmeler oluyor. Bu değişiklikler yoruma da uzman görüşüne de, eleştiriye de açık. Dolayısıyla gazeteciliğin konusu.

Ancak masa başında hızla üretilen bazı haberler, hem hakikati eğip büküyor hem de seçim sonrası -doğal olarak- artan umutsuzluğu derinleştiriyor.

Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda örnekler üzerinden giderek “gazetecinin işi hakikatle oynayıp umutsuzluk saçmak mı?” sorusuna bir cevap aramak istiyorum.

“Devlet tiyatroları kapatıldı” haberi
Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi nedeniyle bakanlıklar da Cumhurbaşkanlığı’na bağlanıyor. Bu durum bir sürpriz değil. Bunun referandumu Nisan 2017’de yapıldı. Dolayısıyla kurumların kanunları da değişiyor. İşte bu tarz bir değişiklik, Cumhuriyet gazetesinin internet versiyonundaki haberine “Devlet Tiyatroları Kapatıldı” diye yansıdı. Bunun üzerine kurum bir açıklama göndererek kapatılma durumu olmadığını söyledi. Açıklama sayfaya kondu ancak haberin başlığı bir süre aynı kaldı. Sosyal medyadaki tepkiler üzerine “İlk kararnamayle sanata darbe: Devlet Tiyatroları Lağvedildi” şeklinde değişti. (bu başlık da tartışılır) Gelgelelim, gazetenin habere yönlendiren tweeti değişmemişti “Devlet Tiyatroları Kapatıldı” şeklinde dolaşımına devam ediyordu. Bu yazı yazıldığı sırada halen böyleydi. Devlet Tiyatroları’nın özerkliğinin olmaması bir haber ve eleştiri konusudur, Cumhurbaşkanlığı’na devredilmesi bir haber konusudur ama bunların hiçbiri Devlet Tiyatroları’nın kapatıldığını göstermez. Bunu bir köşe yazarı böyle yorumlayıp tercüme edebilir, bunu bir mizahçı bu şekilde yorumlayarak hicvedebilir ama bir gazeteci yapamaz. Gazeteci hakikati alır, insanların önüne koyar. Sonrasında kim nasıl yorumlarsa yorumlasın.

Hakikate zarar veren ilave haberler
İstanbul Üniversitesi’nin bölünmesine tepki gösteren Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, seçim kampanyası sırasında Muharrem İnce’nin kendisini ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alındı. Bu gerçek bir haberdi. Ancak bu haberin ardından bir de Türk Hava Kuvvetleri’nin SOLOTÜRK isimli akrobosi ekibinin gösteri uçuşlarının Muharrem İnce ile karşılaştıktan sonra iptal edildiği haberi geldi. İlk bakışta, önceki haberi destekleyen adeta fikri takip gibi görünen bir ek haber. Teyit.org’un tespitine göre bu haberi gazetemiz BirGün, Diken, T24, Artı Gerçek, Sözcü ve Sputnik yayımlamış. Oysa haber doğru değildi. Çünkü uçuşların iptali kararı, 18 Mayıs’ta alınmış Muharrem İnce ve SOLOTÜRK ekibi 19 Mayıs’ta karşılaşmıştı. Anlaşılan bir Twitter kullanıcısı herkesi yalanına ortak etmişti. Bu haberin yalan çıkması tek başına kendisini ilgilendirmiyor. Öncesindeki gerçek habere de zarar veriyor. Bunun yalan olduğunu öğrenen bir okurun diğer habere karşı da mesafesi değişiyor. Dolayısıyla dikkatsizce ya da daha fazla tık umuduyla yapılan gazetecilik kendi kendine çelme takmış oluyor.

“Eksik haber” sorunu
Yine seçim sonrasının popüler haberlerinden biriydi “artık hakim olmak için hukuk fakültesi bitirmeye gerek yok” haberi. Hemen hemen bütün bağımsız medyada yer almış olmalı. Bu habere “nasıl olur ya, bu ne saçmalık?” diye tepki verdiğimi hatırlıyorum. Ancak kendisi de bir hukukçu olan Sedef Erken’in kamuya açık tweetlerini okuyunca işin rengi değişti. Erken, konuyu şöyle açıyordu: “konu idare mahkemeleriyle ilgili, örneğin bir vergi mahkemesi hakimi maliye bölümünde gerekli hukuk dersini alıyor, ayrıca sınava girecek. bunun eleştirilebilir yönü yok mu, elbette var, örn maddeyi okuyunca ilahiyat mezununun hakim atanabileceği gibi bir sonuç da çıkartılabilir, belli ki bazı düzeltmeler yapılması gerekiyor.(…) idare mahkemelerinde hukuk fakültesi mezunu olmayan hakimler pek çok ülkede var ve sistem sırf bu yüzden aksamıyor ama bunlar dikkatle uygulanması gereken konular.” Benim buradan anladığım eleştirilecek yönleri olmakla beraber, bu durum dünyada karşılaşılan bir örnek. Bu uygulamaya karşı hukukçu var mıdır? Olabilir. Ancak doğru haber, okura tüm bu görüşleri birlikte vererek oluşur. Haberi sadece “ilahiyat mezunları hakim olacak” diye verirseniz, sadece umutsuzluğu derinleştirmekle kalırsanız.

Bağımsız medya hakikati yalnız bırakmamalı
Bu yazıda ele aldığımız tüm örnek haberlerin ortak özelliği, zaten olumsuz olan bir şeyleri manipülasyon, abartı veya bilgisizlikle daha da kötü bir yere sürüklemek. Yanlış anlaşılmasın, bağımsız medya, iktidara bağlı medya gibi haybeye umut saçsın demiyoruz. Sadece hakikate bağlı kalması yeterli. Zaten hakikat yeterince endişe verirken, ilave umutsuzluk yükleme çabası anlaşılır gibi değil. Anlaşılır tek yanı şu: Belli ki iyi tık alıyor. Buradan elde edilen etkileşimin uzun vadede zararı, yararından çok daha büyük olur. Merkez medyada kendine yer bulamayan hakikati burada da böyle yalnız bırakmaya kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum. Aynı şekilde merkez medyada kendine artık hiç yer bulamayan okur ya da izleyiciyi yalnız bırakmak anlamına da geliyor bu. “Ha bunlar da böyleymiş” şeklinde bir hayal kırıklığı oluşuyor. Sosyal medya zaten yeterince yalan haber üretiyor, provokasyon kol geziyor. Böyle bir ortamda insanların güvenecekleri, “X yazdıysa doğrudur” diyecekleri kişi ve kurumlara ihtiyacı var. Birkaç fazla tık uğruna bu ihtiyaca sırt çevirmenin anlamı yok. Bağımsız medyayı ayakta tutacak olan, bu umutsuzluk saçan abartılı haberlerle gelen tıklar değil, insanların duyacağı güven olacak. Bu ihtiyacı hiç unutmamalıyız.