Anasayfa ARŞİV Ünal Hoca’nın Can Hânesi

Ünal Hoca’nın Can Hânesi

ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nden hocamız Prof. Dr. Hasan Ünal Nalbantoğlu’nu 19 Ocak’ta kaybettik. 2007’de Ulus Baker’in terk-i diyârından sonra, bir de bu vefatla, bizim eski ocağın artık hiç tadı-tuzu kalmadı.

Yıllar önce yatay geçiş sonrası âlelacele bitirdiğim bölümümde onun derslerini “ağır gelir” diye hiç almamış, sürekli övülmesinden kıllanıp (“ne kaçırıyorum?”) Defter’deki yazılarını yarım yamalak felsefe ve sosyoloji kavrayışımla anlamaya çalışmıştım. Bizim zanaâtin ruhunu daha iyi kapar gibi olduğum, doğru dürüst merak ve dertler edinmeye başladığım sonraki yıllarda, tartıştığı meseleleri gönlüme çekebildikçe, bende kalıcı bir Ünal Hoca hayreti peydâh oldu. Yaygın anlamıyla “hayranlık” demiyorum. Üstad bir yazısında Eflâtun’un Theaitetos diyaloğundan bir pasaj hatırlatır. Eflâtun burada, Theaitetos’u şöyle konuşturur: “Bu şeylerin mânâsını düşündükçe hayretten [thaûma] kendimi kurtaramıyorum, onlara bakarken bazı bazı, doğrusu, başımın döndüğü oluyor.” Sokrates buna şöyle cevap verir: “Çünkü feylesofu başkalarından ayıran vasıf da, işte bu duygudur, bu hayrettir.”

Ünal Hoca’nın yazılarında ördüğü meselelerin zaman içinde bende uyandırdığı hayretli heyecanın benim için değeri, bahsi geçen vasfın hakkını verip verememekle ilgili. Hissettiğim heyecanın, onun sık sık “haysiyetli bilim insanının sahip olması gereken şey” diye bahsettiği, aynı zamanda bir tür sorumluluk olarak da kurduğu, kendi can hânesine kuvvetle yerleştirdiği yatkınlığa dönüşmesi için gayret ettim. Böyle bir gayret edinmeyi Ünal Hoca’ya borçluyum.

Açıkçası, son iki haftadır bu köşede üniversitelerin durumu ve akademisyenlerin mâruz kaldığı karakter çürümesinden bahsederken, lafı bir şekilde sahtelik içinde yaşayan yuppie akademisyenlere getirmeyi istiyordum. İki haftadır dönüp durup onun Arayışlar (2009, İletişim) başlığıyla derlenen kitabındaki akademik dünya incelemelerini okuyordum. Üniversitenin anonim şirketleştiği çağımızda ortaya çıkan bir sosyal tip olarak önerdiği ersatz-yuppie (hem çakma, kolpa, hem de yeni orta sınıfın dekadansına gömülü) akademisyen hakkındaki analizinin sosyal bilimlerin güncel hâllerini açıklayabilmek için nasıl kullanılabileceğini düşünüyordum.

Şunu, boğazım düğümlenerek, iliştirmem gerekiyor: Uzun bir süredir kanser illetiyle yaşamak zorunda kalan hocamın vefâtının kederi, bir şey yazmam lazım diye klavye başına oturunca, üstüme daha bir fena çöktü. 20 Ocak’ta aslında onun için değil, biz geride kalanların yas ihtiyaçları için düzenlenen âyinlere katılmak içimden gelmedi. Paul de Man’ın ölümünden sonra Jacques Derrida’nın yazdıklarını anımsadım: “Konuşmak imkânsız”, diyordu, “ama sessiz kalmak veya ortadan kaybolmak veya üzüntümüzü paylaşmayı reddetmek de öyle.” Kolektif âyinlere katılsak da katılmasak da, kamu önünde yas tutmanın, düşüncede dost bildiğimiz önemli bir öğreticinin ölümü hakkında yazmanın, bencil bir tarafı var: Benim üzüntüm, ben şöyle tanıdım, bana etkisi şu oldu…

Eğer yas, dost öldükten sonra dostluğun bir devamıysa, dostluğu sürdürmenin tamamen bencil olmayan, dayanışmacı bir yolu da olmalı. Yas tutma işini, Ünal Hoca’nın bizde bıraktığı imajları, bize öğrettiklerini, yürüdüğü patikaları kullanarak yapmak – şu “hayret” dediğimiz duygulanımı onun hayâletiyle canlı tutmak diyebilir miyiz?

Ünal Hoca mecâli kalmayana dek fikirlerle yaşadı. 1997’de, kendi sorumluluk etiğimizi kurmaya çalışmamızı, “tekinsizliğin sürekli kol gezdiği yeryüzünde” yuvayı geçmişte beyhude aramak yerine, benliğimizde yeniden üretmeye çalışmamızı salık vermişti. Buna girişemeyecek kadar yılmış, ruhsuz, gönülsüz olanlara “eh, geçmiş olsun” demeyi Danko, Helm ve Robertson’ın kinik “Life is a Carnival” (“Hayat Bir Karnavaldır”) şarkısıyla seçmişti.

Bunun kadar poetik değil ama, hocamızın arkasından ortamı biraz şenlendirmek için, aynı isimli “La Vida es un Carnaval”i çalsak ya biz de:

Oh, ağlamaya lüzum yok / Hayat bir karnaval / Onu şarkı söyleyerek yaşamalı /

Oh, ağlamaya lüzum yok / Hayat bir karnaval / Şarkı söyle ve dertlerinden kurtul

 

BİRGÜN TV'Yİ YOUTUBE'DA TAKİP EDİN

11,416AbonelerABONE OL
- Reklam -

SON HABERLER

Urla Tiyatro Festivali kortej yürüyüşü ile başladı

Bu yıl Urla Belediyesi’nin desteği ile gerçekleştirilen Urla Toprak Sahne Tiyatro Festivali...

Doğu Akdeniz’de sondaj gerilimi sürüyor: Bir gemi daha gönderiliyor

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmaları...

Bahçeli, belediye ziyaretlerine 3T ismini verdi: Teşekkür, takdir, tebrik

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 31 Mart seçimlerinin ardından göreve gelen belediye...

‘Kürdistan’a Binali Yıldırım beraatı

“Kürdistan” sözcüğü nedeniyle yargılandığı davada beraat eden gazeteci Mehmet Sanri ile ilgili...

Antalya’nın Maldivleri’nde ‘kirlilik’ tehlikesi

'Antalya’daki Maldivler' olarak nitelendirilen Suluada, yaz döneminde günlük 2 bine yakın ziyaretçi...

Pucca: Tecavüzcüler fink fink gezerken sadece bir tweet yüzünden senelerce içeride olacak olmayı hala aklım almıyor

"Uyuşturucu madde kullanımını özendirmek" iddiasıyla yargılanan "Pucca" lakaplı sosyal medya fenomeni Pınar...

Zorlu PSM yeni sezona hızlı giriyor

6 sezondur İstanbul’da kültür sanat hayatında yerini sağlamlaştıran Zorlu Performans Sanatları...

AKP 188 kütüphane kapattı

Özgür Salih Altın  TBMM’de görüşmeleri süren 11’inci...

Uzaydan çekilen Dünya görüntüleri

NASA, dünyanın güzelliğini ve harikasını gözlemlemek için yayınladığı Dünya isimli serisiyle 4,5...

Eski AKP’li vekilden yeni iddia: FETÖ 2011’de AK Parti’ye 50 kişilik liste verdi, Erdoğan 3 kişiyi aldı

TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanvekili ve eski AKP Manisa Milletvekili Selçuk...

Sonraki haber