Anasayfa BİRGÜN PAZAR Üniversite çökerken…

Üniversite çökerken…

ÖZGÜR BOZDOĞAN – Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri

Üniversite özgürlüklerin olduğu yerde vardır. Bu özgürlükleri yok ederseniz, üniversiteleri de yok edersiniz..(1)

Geçtiğimiz hafta boyunca üniversite, en yoğun tartışılan başlıklardan biri oldu. Bir taraftan üniversiteye kayıt yaptırdıktan sonra ayrılan öğrenciler konusu gündeme gelirken, diğer taraftan da para karşılığı yazılan tezler, ticarileşen üniversiteler konuşuldu. Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken birden Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü tarafından paylaşılan bir haber(2), tartışmanın nasıl ve hangi zeminde sürdürülmesi gerektiğine dair ciddi bir işaret olarak ortay çıktı.

Rektör, üniversitede yapılan bir araştırmadan veya bilimsel bir gelişmeden değil, üniversite içerisinde açılan tanzim satış bölümünden gururla söz ediyordu. Rektörün siyasal yaşamı ve atanış şekli dikkate alındığında, tıp fakültesi içerisinde tanzim satış açmak gibi dâhiyane bir fikre imza atmış olması şaşırtıcı bulunmayabilir. Ancak, bu adımın rektör kimliği ile atılıyor olması ve rektörün üniversite yaşamı içerisindeki etkisi-yetkisi dikkate alındığında durumun vahameti ortaya çıkmaktadır.

Bu arada, hemen her gün üniversitelerle ilgili yaşananların sonucunu olanca açıklığı ile ortaya koyan raporlar yayınlanıyor(3), YÖK bunlarla ilgili yorum dahi yapmıyor, yapamıyor. Profesör başına düşen öğrenci sayısından, sahte ve para karşılığında en fazla tez yazılan Dünya genelinde üçüncü ülke konumuna gelinmesine kadar pek çok iç karartıcı husus raporların içerisine girmiş durumda. Türkiye’de bulunan üniversitelerin eğitimin niteliği açısından 137 ülke arasında 101. sıraya gerilemesi ile beraber, yazılan makalelere yapılan atıf sayılarının dramatik şekilde düşmüş olması toplumun pek çok kesimi tarafından düşündürücü ve kaygı verici olarak değerlendiriliyor.

Tam da bu noktada ifade etmek gerekir ki, “Olması gereken üniversite ile siyasi iktidarın istediği üniversite” arasındaki fark bugün konuştuğumuz sonuçları üretmektedir. Üniversiteyi, bilim insanlarını, öğrencileri sürekli tehdit olarak algılayan bir akıl, diğer taraftan da gelinen aşamada verili üniversite yapısının, kendisinin ve sermayenin gereksinimlerini karşılamamasının-karşılayamamasının paradoksu içerisinde çırpınıp duruyor.

Hegemonya alanı olarak üniversite

Siyasi iktidarın kendi hegemonyasını tesis etmek için kullandığı geleneksel yöntemler bugün pek çok alanda olduğu gibi üniversitede de etkisini göstermektedir. Üniversite, işlevi, var oluş nedeni ve tarihsel-toplumsal misyonu nedeniyle tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de iktidar tarafından hegemonyanın öncelikli kurulması gereken alan olarak kabul edilmiş ve bu amaca uygun müdahaleler kurgulanmıştır.

Üniversitelerin, küresel olarak piyasaların gereksinimlerini karşılaması gereken kurumlar olarak, yeniden yapılandırılmaya başlandığı bir tarihsellikte Türkiye Üniversiteleri de bu dönüşümden payına düşüne aldı. İnsan, doğa ve toplum yararına bilim üreten kurumlardan iktidarın ve piyasanın gereksinimlerini karşılayan kurumlara doğru hızlı bir yol alış da başlamış oldu. Eğitim Sen bu konu ile ilgili tespitini 2011 yılında yapmış ve bu sürecin üniversiteleri sessizliğe sürükleyeceği ile ilgili uyarılarını kamuoyu ile paylaşmıştı(4):

“ Üniversitelerin işleyişinde en anlamlı faktör, toplumda eleştirel düşünceyi teşvik etmesidir. Üniversiteler, bilginin geniş biçimde toplumsal amaçlar için üretildiği ve yayıldığı kurumlardır. Üniversitelerin sessizliği durumunda, toplumsal eleştirel düşünceler üreten ve bunları ifade eden toplumsal kurumlar kalmayacaktır. “

Üniversiteyi tamamen sessizleştiren, bilim üretemez hale getiren en önemli nedenlerden biri de sürekli olarak bu alana dışarıdan yapılan müdahaleler olmuştur. Yapılan müdahaleler sadece üniversitenin kurumsal yapısını değil, bilim üretim süreçlerini de olumsuz etkilemiştir. Böylesine bir yapının üniversitelerde bilimsel üretimi artırması, eleştirel düşünceyi teşvik etmesi zaten beklenemezdi, öyle de oldu.

Bilimsel üretim süreçleri ile beraber kurumsal ve idari özerklik de üniversiteler açısından vazgeçilmesi mümkün olmayan esaslardır. Bu alanlara yapılan müdahaleler asalında üniversitenin var oluşuna yapılan müdahaleler olarak kabul edilebilir. Sonuç olarak elimizde bugünkü verili durum kaldı.
A

kademik ve idari kadrolara yapılan yandaş, akraba atamaları, akademik yükseltmelerde yaşanan sorunlar, dağıtılan unvanlar, adım adım bilimden uzaklaşan yapılar ve son yaşanan örnek olarak toplumsal cinsiyet eşitliği tutum belgesinin bile” mütenasip” olmadığı gerekçesi ile YÖK’ün sitesinden kaldırılması. Verilen mesaj çok net olarak anlaşıldı aslında. Üniversite siyasetin emrindedir artık ve düğmesi olmayan cübbelere ilikler çoktan açılmış, düğmeler dikilmiştir.

Ucuza tez yazılır, araştırma yapılır, atıfta bulunulur…

Üniversitede yaşanan çürümeyi fark etmemizi sağlayan en dikkat çekici örnek ise ücret karşılığı yazılan tezler, makalelere yapılan atıflar ve puan toplamak için çaresiz şekilde katılmak durumunda kalınan bilimsel niteliği olmayan kongreler oldu.

Yaşananların sonuç olduğunu unutmadan, bunları üreten nedenlere odaklanmak çözümün aranacağı zemini belirleyeceği için çok daha anlamlı olacaktır. Akademik yükseltmelerde kullanılan ölçülerin nitelik ağırlıklı değil nicelik ağırlıklı oluşturulmasından dolayı pek çok bilim insanı için söz konusu kriterleri karşılamak mümkün olmadı veya oldukça zor hale geldi. Var olan her durumu kendisi için pazara çevirebilen piyasa, bu durumu da kendisi için kısa süre içerisinde verimli, geniş bir pazar haline getirme becerisini gösterdi. Ancak söz konusu durum basit şekilde her hangi bir alanın piyasalaşması değil de üniversitenin, bilim insanının üretiminin piyasalaşması olunca durumun ciddiyeti birkaç kat artmış oldu. Başlarda çok ciddi bir sorun olarak görülmeyen bu durum, zamanla ülkedeki tüm üniversitelere yaygınlaşıp, diğer etkenlerle de birleşince toptan bir nitelik kaybı ve üniversiteden kaçış artık gizlenemez hale geldi. Bundan daha birkaç yıl önce Dünya sırlamasında ilk 100 veya 500 içerisinde bulunan çok sayıda üniversite artık sıralamaya dahi giremeyince durumun ciddiyeti fark edildi. Ancak en önce bu durumu dert edinip çözüm üretmesi gereken YÖK ve siyasi iktidarın, var olan tabloyu bizler gibi okumadığını düşünmek için sayısız nedenimiz var. En azından, bu kadar yoğun tartışma içerisinde dahi, yaşananlarla ilgili açıklama yapma gereği dahi duyulmamış olması, bu düşünceyi güçlendirmektedir.

Üniversiteyi yeniden düşünmek

Yaşanan sorunlar ne kadar ciddi olursa olsun, ne üniversiteden ne de üniversiteyi var eden değerlerden vazgeçilmesi mümkün değildir. Öncelikle üniversiteyi yeniden özürlük alanı haline getirmek gibi bir zorunluluk vardır. Üniversite özgürlüklerin olduğu yerde vardır. Bu özgürlükleri yok ederseniz, üniversiteleri de yok edersiniz.(1) Üniversiteyi dışarıdan yapılan müdahalelere kapalı hale getirerek kurumsal, idari ve bilimsel üretim süreçleri açısından özerk hale getirmek, özgürlüklerle birleştiğinde oldukça önemli bir mesafe alınmış olacaktır. Sonuçta “İnsan, doğa ve toplum yararına bilim üreten, özgürlük alanları olarak üniversitelerin oluşması, oluşturulması” geleceğimiz açısından vazgeçilmezdir.

KAYNAKÇA

http://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/universitelerimiz-evrensel-olcekte-degil-hep-sorun-yasiyor
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/1271477/Dokuz_Eylul_Universitesi_Tip_Fakultesi_nde_tanzim_satis_noktasi_kuruldu.html

https://www.birgun.net/haber-detay/para-karsiligi-tezde-dunya-ucuncusuyuz.html
http://egitimsen.org.tr/wcontent/uploads/2015/07/fa998e2021b7d94_ek.pdf

SON HABERLER

Sarı Yeleklilerin gösterilerinde güvenlik güçlerine ateş açma izni verildi

Fransa'da Sarı Yeleklilerin hafta sonu yapmayı planladığı gösteri sırasında güvenlik güçlerinin hayati...

İDO’dan Cumhur İttifakı’nın Yenikapı mitingi nedeniyle sefer iptalleri

İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş (İDO) Cumhur İttifakı'nın 24 Mart Pazar günü Yenikapı'da...

Aşı reddi artışı salgın ve ölümlere neden olabilir

Türk Eczacıları Birliği (TEB), gerçek dışı bilgilerle aşıyı reddetme eğiliminin salgın ve...

Kati Piri’den Erdoğan’a yanıt: Toplumu bölerek tehlikeli bir atmosfer yaratıyor

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "İslam düşmanlığı" ile suçladığı...

Ayşenur Arslan gözaltına alındı

Yazarımız Ayşenur Arslan "BirGün Gazetesi Yazarları ile Analiz" etkinliğinde konuşmacı olmak üzere...

Galatasaray’dan CAS açıklaması

Galatasaray, Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) yapılan itirazın kabul edildiğini ve UEFA ile...

Beyoğlu’nda kadınlardan krize karşı ‘Ortak mutfak’

İsmi Beyoğlu Belediye Başkan adaylığına açıklandığı günden bu yana toplumun büyük ilgisiyle...

17 yaşındaki çocuğa taciz suçlamasıyla yargılanan polise beraat!

İzmir'de 17 yaşındaki R.Y., geçen yıl cinsel istismara maruz bırakıldığını bildirdiği olayla...

Edebiyatçılar, Zülfü Livaneli adına açılan kültür merkezinde buluştu

Büyükçekmece Belediyesi’nin yaptığı Zülfü Livaneli Kültür Merkezi  kalabalık bir törenle açıldı.

Erdoğan’ın Konya ziyareti öncesi 13 gazete aynı manşetle çıktı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Konya ziyareti öncesi şehirde yayın...