Ünlü yazarların özensiz Türkçesi
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

 Kimi popüler yazarlarımızın Türkçesi öteden beri tartışma konusudur. Orhan Pamuk ve Elif Şafak, bu konuda en çok eleştirilenler arasındadır. Her iki yazarımızın dudak uçuklatan dil yanlışlarına, “tadımlık örnekler”le daha önce bu köşede değinmiştik.

     Prof. Dr. İlber Ortaylı, 23 Eylül 2012 günlü Milliyet Pazar’da, Orhan Pamuk romanlarının çevirileri konusunda şöyle diyordu:

 

     “Orhan Pamuk’un kitaplarını İngilizceye Victoria Holbrook gibi hem İngilizcesi mükemmel olan hem de Türkçeyi ve şark dillerini iyi bilen bir mütercim yaptı. İtalyancaya da Venedik Üniversitesi’nden ünlü İranist ve Türkçesi çok güzel olan Giampiero Bellingeri çevirdi. Bellingeri’nin İtalyancasının nefis olduğunu bütün İtalyanlar söyler. Bu bir şanstır. Çevirmenlerin kalitesi, Türkçedeki kusurları örtüyor.”

 

     Orhan Pamuk’un romanlarında genellikle çeviri kokan bir “dublaj Türkçesi”nin egemen olduğu biliniyor. Daha önce aktardığımız ilginç betimlemelerin yanı sıra, “tramvay şoförü” sözünün de bu savı doğrulayan iyi bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.

 

     BUKET UZUNER’İN TÜRKÇE SORUNU

     Türkçesi sorunlu olan ünlü yazarlarımızdan biri de Buket Uzuner. Everest Yayınları’ndan çıkan Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları-SU adlı son romanı bu açıdan bizi hiç şaşırtmadı.

     Marksist inceleme kitaplarıyla tanınan Haluk Yurtsever, bu ara kitap tanıtım yazıları yazıyor. Yakın arkadaş olduğumuz için, benim “doğru Türkçe” takıntım son zamanlarda ona da bulaşmış! Okuduğu kitaplardaki dil yanlışlarını sergilemeye başladı yazılarında. Buket Uzuner’in yeni romanında karşılaştığı dil ve anlatım özensizliklerini Kitap Postası’nda (Ağustos 2012, Sayı: 6) sayfa sayfa şöyle sıralamış:

     “Şu cümledeki yanlışın, yazara değil, editöre yazılması gerekiyor: ‘Aslında iskeleye gelişi ile vapura binişi arasında yarım saatten fazla zaman olduğunu MOBESE kameralarından tespit edildi’ (14).

     Sorunlu bir cümle daha: ‘İnsanın içini ısıtan, samimi, biraz şımarık, oyunbaz ve taze ses tonuyla Sahaf Semahat’i on binlerce kişi arasından teşhis etmek olasıydı.’ (45). Olası, “muhtemel” demek. Oysa burada “mümkündü” denmek isteniyor. Mümkün karşılığı ise olanaklı. Evet, “olası” yaygın biçimde “olanaklı” anlamında da kullanılıyor. Ama bu, doğru ve güzel Türkçe olmuyor. Kötü Türkçe (örnekleri):

     * ‘Kedilerden sarman olanı, artık rahat sepetinden çıkma vaktinin geldiğine karar verip, önce yavaş yavaş sepetinde doğruldu” (51). Bu kısa cümledeki iki sepetten biri fazla değil mi?

    * ‘Ümit, şimdi Sahaf Semahat’i bütün kulaklarıyla dinliyordu’ (112). ‘Kulak kesilmiş dinliyordu’ demek varken, ‘bütün kulaklar’ kulaklarınızı tırmalamıyor mu?

   * ‘Uzun süren neşeli günlerden sonra aniden üzgünleşirdim’ (126). Türkçede “üzgünleşmek” diye bir sözcük, fiil var mı? Ayrıca “hüzünlenme” diye bir sözcüğün olduğu bir dilde böyle zorlamalara neden başvuruluyor?

   * Editörün dikkatinden kaçmış bir cümle daha: ‘…bak, bu numaraya telefonla edip randevu aldığında, ‘beni Umay Bayülgen yolladı’ diyeceksin’ (193).

  * Şu cümleyi güzel buluyor musunuz: ‘Beni kıskanması için tek bir tane bile olmayan nedeni, benden hoşlanmaması için pek çoktu’ (229).

  * ‘İnsanın beraber anısı bile olmayan birini özlemesi...’ (230). “Beraber” fazla değil mi? Her fazla söz anlatımı zayıflatmıyor mu?

  * ‘…iki katlı, küçük yeşil ev, şimdi bahçenin bir kenarında kalmış olmanın mahcubiyetine rağmen, zamana karşı hala vakurla dikiliyordu’ (254). Vakur, sıfattır. “Ağırbaşlı” demektir. “Vakurla” yazdığınız zaman “ağırbaşlılıkla” demiş olmazsınız. Çünkü ağırbaşlılık “vakar”dır. Doğrusu, “vakarla dikiliyordu” demektir.

   Bu kısa yazıyı yazarken kırk kez sözlüklere, kılavuzlara baktım. Ey yazarlar ve editörler, siz neden bakmıyorsunuz?”

   Haluk Yurtsever kardeşimin tepkisine ve uyarısına katılmamak olanaklı mı?