Uygur bölgesinde yaşananlar - 1
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK

Gördüğüm kadarıyla, Çin hakkında bildiklerinin çoğu Batı basınının dezenformasyonundan ibaret olan bazı Türk gazetecileri (bazıları kendini solcu olarak tanımlıyor) Uygur bölgesinde yaşananları çözdüler. Ben konuyu yazmakta galiba biraz geç kaldım.
Buralara ilk geldiğim yıllarda Çin’i anlamak benim açımdan çok kolaydı. Tanık olduğum her şeyi Batı aklının yayınlarından edindiğim yanıltıcı-çarpıtılmış ezberi kullanarak açıklayabiliyordum. Aklım sonradan karıştı; Çin’i ve Çinlileri yakından tanıdıkça ezber de karaya oturmaya başladı. O gün bugündür, Çin’i merak edenlere ve anlamaya çalışanlara “İşe zor olandan; yani Batı ezberini ve beyaz adam aklını bir tarafa bırakarak başla. Yoksa Çin’de aradığın her neyse, onu mutlaka bulursun” diyorum.
Velhasıl, konuyu Çin devlet politikaları ve ÇKP aklına yer vererek yazmamın nedeni Çin’i övmek veya yermek, desteklemek ya da karşı çıkmak değil yaşananların doğru anlaşılmasına katkıda bulunabilmek.
Basının bahsettiği (olduğunu iddia ettiği) sorunları birkaç başlık altında topladım.

Oruç, ibadet, giyim-kuşam
Bu konuda ortalıkta dolaşan sorunlara maddeler halinde kısaca cevap vereceğim. Asıl anlatmak istediğim sorunun arka planı:
− Çin’in her yerinde, her türlü dini (Taoist, Budist, Hıristiyan vs) sembol, ritüel ve inanç ifadesi kamu görevlileri ve yöneticilerin tümüne yasaktır, sadece Müslümanlara değil.
− Çocuklara 18 yaşından önce dini eğitim verilmesi yasaktır. On sekiz yaşını dolduran ergen isterse dini eğitimi kendisi alır. Resmi olarak böyle bir yasak olmasına rağmen, hiç kimseye yanında çocuğunu bir Budist tapınağına veya kiliseye götürdüğü ya da camiye götürüp birlikte namaz kıldığı için bir ceza verildiğini duymadım.
− Devletin izin ve onay verdiği yer, kurum ve kişiler dışında kimse dini eğitim veremez. Amaç, dini güvenilir dini otoriteler ve dini eğitim merkezleri aracılığıyla kontrol altında tutmak, politik alan dışında kalmasını sağlamak.
− Öğrencilere oruç tutma yasağı sadece 18 yaşından küçükleri kapsıyor ve çocukların dini eğitim almasını yasaklayan uygulamadan kaynaklanıyor. Bu yaştan büyük olanların tuttuğu oruçla kimse ilgilenmez.
− Kadınlar için giyim kuşam yasağı: Yasak sadece burka gibi yüzü de örten geniş kesimli giysileri içeriyor. Yetkililer bu giysilerin tanınmayı imkânsızlaştırdığını ve saklanma ve silah-patlayıcı taşıma amacıyla kullanıldığını söylüyor. Bence, köktendinci yobazlığa karşı “tam saha presin” de bu yasakta etkisi büyük.
Öncelikle, resmi olarak ateist bir devletten söz ettiğimizi bilmeliyiz. Dine karşı sert tutum yirmi beş yıl kadar önce yumuşatılmış. Şimdi din kendini ibadet ile sınırladığı ve politik alana girmeye çalışmadığı sürece, ÇKP için sorun teşkil etmiyor. Bu sınırı ihlal ettiği an, düşman sınıfına girmesi ve “Fulan Gong”un başına gelenleri yaşaması kaçınılmaz (başka bir yazıda anlatacağım).
Uygur bölgesinde yaşanan sorunlar da dinin El Kaide vs gibi radikal İslamcı yapılar aracılığıyla politikleşmesinden kaynaklanıyor. Resmi kaynaklar beş yüz kadar Uygur’un bu radikal yapılar safında Afganistan, Irak ve Suriye’de savaştığını söylüyor. Bölgedeki karışıklıkları çıkartanları da bu radikal yapılarla bağlantısı olanlar veya onların uzantıları olarak görüyorlar. Sayıları fazla olmamakla birlikte, son birkaç yıl içinde yüzlerce insanın ölümüne neden olan olaylar çıkardılar ve çok vahşiler. Malum, bu köktenci yapılar “Müslüman değilse, düşmandır ve katli vaciptir” kadar basit bir düşman tanımına sahipler. Hatta bir örgütün bir diğerini yeteri kadar Müslüman bulmadığı için düşman saydığı ve savaş açtığı yapılardan bahsediyoruz. Dolayısıyla, Çin ve Çinlileri de (resmi ve sivil) Uygur bölgesinde bağımsız bir İslam devleti kurmak uğruna savaşılması gereken düşman kabul ediyorlar.
Bugüne kadar çıkan bütün olaylar bu köktenci yapıların memurlara ve sivil Hanlara (Çinli) saldırması ve çok sayıda insanı öldürmesiyle başladı. Bu kitlesel saldırılardan sonra ÇKP’nin bu gruplara karşı tavrı sertleşti ve küçük bir olaya bile çok sert karşılık vermeye başladı. Destek verdiğini ve ilişkisi olduğunu düşündüklerine karşı baskıyı artırdı (o yüzden son iki yılda bölgeden yurtdışına kaçışlar arttı). Böylece, bu yapılanmaları halktan ayrıştırmayı, uzaklaştırmayı başardıklarını, en azından epeyce yol aldıklarını düşünüyorlar. Bu tespit sanırım büyük ölçüde doğru. Bunda, Çin’in uyguladığı bu kapsamlı ayrıştırma politikası kadar Uygurların bu radikal grupların kendilerini nereye sürükleyeceğini ve sonlarının Afganistan’dan beter olacağını görmüş olmalarının da payı var.

Zorla kürtaj, tek çocuk sınırlaması
Çin’de zorla kürtaj yapıldığına dair haberler Batı’nın kara propagandasından ibaret. Tek çocuktan fazlası için zorunlu giderleri (eğitim vs) devlet karşılamaz ve bazı para cezaları vardır. Bu sınırlamanın gerekçeleri burada halka çok iyi anlatılabilmiş. İki katına çıkmış nüfusu barındırmaya yetecek kaynaklara sahip olmadıklarını ve böyle bir artışının bedelinin “bir kez daha açlıktan kırılma” olabileceğini iyi biliyorlar. Zaten iki-üç çocuk için hevesli pek kimse de yok.
Uygur bölgesinde ise bambaşka bir gerçek, bir pozitif ayrımcılık söz konusu. Çin anakarası içinde tek çocuk sınırlamasından muaf tutulan tek ulus Uygurlar. Kentlerde iki çocuğa, kırsal bölgelerde ise dört çocuğa izin var. Uygur bölgesi (1) zaten nüfus yoğunluğu düşük bir bölge. (2) Halkın iki/dört çocuğu yeterli bulacağını ve daha fazla çocuk istemeyeceğini veya aileleri bu sayıda çocukla yetinmeye ikna etmenin kolay olduğunu düşünüyorlar. Böylece, sorunu bu halkın çocuk konusundaki hassasiyeti, kültürel değerleri ve dini inançları ile çatışmadan çözmenin yolunu bulduklarına inanıyorlar. Göründüğü kadarıyla, bu çözüm yolu sorunsuz çalışıyor denebilir.
(Yazının ikinci kısmını yarınki BirGün’de okuyabilirsiniz)