Uzlaşma mı, yenilgi mi?
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
20 Şubat’ta Schauble, Lagarde, Draghi ve Sapin tarafından kaleme alınan metin ortak belge olarak ilan edildi. Peki, bu ortak belge, SYRIZA’nın direnç mevzilerini tamamen ortadan kaldırmış mıdır?

Yunanistan seçimleri sonrası ve SYRIZA/Troyka mücadelesi üzerinde birkaç yazı yazdım. Sonunda (özetle) şöyle bağlamıştım.
Somut koşullar, bu tarihsel dönemeçte Avrupa/Alman emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele sorumluluğunu SYRIZA’ya yıkmıştır. Devrimci dönüşüm aşamalarında değilsek, sınıf mücadelelerinde mevziler kazanılır; müzakereler yapılır; uzlaşmalar aranır. Uzlaşmalar, teslimiyete (yenilgiye) de dönüşebilir. Yunan halkı bu seçeneği istemiyor. Galibiyet ufukta görünmüyor; çünkü SYRIZA drahmi’ye dönüş seçeneğini peşinen dışladı. Onurlu bir uzlaşma arıyor; ama karşı taraf ödün vermiyor. SYRIZA direndikçe dayanışma zamanıdır.

Bu görüşler eskiyor; zira, SYRIZA 20 Şubat Cuma akşamı, Almanya’nın liderliğinde biçimlenen bir ön-anlaşma metnini kabul etti.
Sonraki güzergâhın doğrultusu belirlenmiştir. Bu nedenle tartışabiliriz: SYRIZA (ve Yunan halkı için) bir uzlaşma mı; yenilgi mi söz konusudur?
• • •
Olayların gelişimini hatırlatayım: SYRIZA, müzakereleri başlatırken, “Memorandum” diye bilinen eski programı artık kabul etmediklerini belirtti. Buna karşılık seçim vaatlerinin bir bölümünden vazgeçti: Borç toplamını olduğu gibi kabul etti; sadece ödeme koşullarında ve faizlerde revizyon önerdi. “Kemer sıkma”nın sürdürüleceği; ancak hafifletileceği ifade edildi. Memorandum’da (önceki anlaşmada) yer alan yapısal reformların tümüyle reddi yerine, yüzde 70’inin sürdürüleceği kabullenildi.

Ancak, bunlar yetmedi. Troyka, eski programın kabulünü ön-şart olarak görüyordu. Almanya Maliye Bakanı Schauble tartışmasız liderliği üstlendi ve hiç ödün vermedi. SYRIZA hükümetinin Maliye Bakanı Varoufakis, adım adım (tartışarak, direnerek) geri çekildi.

Öyle anlaşılıyor ki, Varoufakis, protokol dışı kılık-kıyafet ve üslubu ile AB maliye bakanlarının tartışmayı reddettikleri iktisadî olguları ısrarla tekrarladıkça, Schauble’nin tahammül sınırı aşılmış; Alman Bakan, sonunda, Yunan meslektaşıyla aynı mekânda görüşmeyi reddetmiştir.

19 Şubat Perşembe, Maliye Bakanı Varoufakis, hükümetinin son önerisini Troyka yetkililerine sundu. Derhal reddedildi. Zira, Varoufakis, eski anlaşmanın uzatılmasını önermekteydi, ama Memorandum’da içerilen yükümlülüklere, koşullara değil; “borcun sürdürülebilirliği, sosyal adalet ve süregelen krizin sosyal maliyeti” gibi aykırı temalara referans vererek…

20 Şubat’ta geç saatlere kadar nihai anlaşma metni Schauble, Lagarde, Draghi ve (Fransız Maliye Bakanı) Sapin tarafından kaleme alındı. Varoufakis’in bu toplantıya alınmadığı ve metnin “kabul veya red” seçeneği ile ona sunulduğu ileri sürülüyor. (Wall Street Journal, 20 Şubat). SYRIZA ültimatomu kabul etti. Metin, Avro Bölgesi Maliye Bakanları, IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB’nin) ve Yunanistan’ın ortak belgesi olarak ilan edildi.
• • •
Peki, bu ortak belge, SYRIZA’nın direnç mevzilerini tamamen ortadan kaldırmış mıdır? “Uzlaşma” sayılabilecek ödünler içermekte midir?
Yunanlılara biçimsel bir ödün verilmiştir: Halk belleğinde nefretle anılan “Memorandum”, artık “Anlaşma”; “Troyka” ise “Kurumlar” olarak adlandırılmıştır.
20 Şubat belgesi, Yunanistan’ın “tüm finansal yükümlülüklerini (yani borçlarını), bütün alacaklılara karşı, koşulsuz ve vadesi içinde” kabul ettiğini belirtmektedir. Bu, açıkça, yeni sürecin ön-koşuludur.

Dahası, bir hareket noktası olarak, eski anlaşmadaki (Memorandum’daki)  tüm diğer yükümlülüklerin süregeldiği; programın bitimine kadar  bunlarda yapılabilecek herhangi bir revizyonun da “kurumlar” tarafından onaylanıp denetleneceği güvence altına alınmıştır. Böylece SYRIZA, “Memorandum’u reddediyoruz; Troyka müfettişlerini topraklarımızda istemiyoruz” sloganlarını geri çekmiş olmaktadır.

20 Şubat belgesi, eski (ve geçerli) programın tamamlanması için dört aylık ek bir süre tanıyor ve ilk iki ayda Yunanlılara iki görev veriyor: Birincisi, 23 Şubat’a kadar “halen geçerli olan anlaşmaya dayanan bir reformlar listesi hazırlamak ve ‘kurumlar’ın onayına sunmak.” İkinci olarak (bu liste onaylanırsa) Nisan sonuna kadar vaat edilen reformları hayata geçirmek.  Uygulamayı da “kurumlar” denetleyecektir.

Denetimler olumlu çıkarsa Haziran sonunda, Memorandum’un “başarıyla son bulduğu” belirlenecek; Yunanistan’a verilecek 7,2 milyar avro serbest bırakılacak ve yeni bir kredi anlaşmasının müzakeresi başlayabilecektir.
SYRIZA ilk listeyi, Brüksel ile sürekli temas sağlayarak hazırladı; 23 Şubat’ta liste onaylandı. Bu listede, SYRIZA’nın seçim vaatlerinin bir bölümünü sürdürme çabası ye alıyor. Sosyal harcamalarda bu nedenle gerçekleşecek artışların, vergi kaçağını engelleyip, vergi hasılatını artırarak ve yolsuzlukla mücadele ile karşılanabileceği beklentisini içeriyor. IMF Başkanı, bu beklentilerin gerçekçi olmadığını ileri sürdü.

Esasen, Nisan sonuna kadar bu listenin uygulanmasında, Memorandum’da kabul edilmiş olan yapısal reformlar, politikalar, ‘kurumlar’ın onayı olmadan değiştirilemeyecektir. Özellikle “malî hedefleri, ekonomiyi, finansal istikrarı olumsuz etkileyen öneriler” reddedilecektir.   Demek oluyor ki, işten atılan kamu personelinin geri alınması; asgari ücret ve emekli aylıklarının indirilmesi gibi toplumsal yıkım uygulamalarını düzeltme seçenekleri engellenebilecektir. Gerekçe peşinen hazır: “Harcamaların karşılığı yok; önerdiğiniz kaynaklar yetmez…”

“Bütçede kemer sıkma” konusunda ise, sadece 2015 için (belirtilmemiş) bir hafifletme lütfedilmekte; sonraki iki yılın faiz dışı fazla hedefi (milli gelirin yüzde 3 ve yüzde 4,5 oranında) olduğu gibi korunmaktadır.
• • •
20 Şubat belgesi açıklanınca, bir gazeteci (Paul Mason) Avro Maliye Bakanları toplantılarına başkanlık eden Hollandalı (üstelik İşçi Partisi’nden) bakana sormuş: “Demokratik özlemlerini çiğnemiş olduğunuz Yunan halkına bir mesajınız var mı?” Hollandalı yanıtlıyor: “Bunun objektif bir soru olduğunu düşünmüyorum.”
Alman Maliye Bakanı Schauble ise daha açık konuşuyor: “Yunanlılar bu anlaşmayı seçmenlerine anlatmakta muhakkak güçlük çekecekler.” (The Telegraph, 21 Şubat). Böylece, dilinin altındaki baklayı da çıkarmış oluyor. Zira, önceliği, Almanya hegemonyasındaki Avrupa düzenini (yani Avro Bölgesi emperyalizmini) sorgulama cüreti gösteren bir siyasi hareketi hizaya getirmekti.

Bir başka tepki ise Avrupa Parlamentosu’na SYRIZA listesinden milletvekili olarak seçilmiş olan Manuel Glezos’tan geliyor: “Troyka’ya ‘kurumlar’, memorandum’a da ‘anlaşma’ diyerek programın özünü değil, terminolojisini değiştirmiş olursunuz. SYRIZA’nın sözlerini tutacağı yanılgısına katkı yaptığım için Yunan halkından şahsen af diliyorum.”

Glezos 92 yaşındadır. 30 Mayıs 1941’de Akropol’deki gamalı haçı indirerek Yunan (hatta Avrupa) halkının Alman faşizmine direnmesini simgeleyen kişidir. 14 yı1, 4 ay, Alman işgalcilerinin, yerli işbirlikçilerinin ve Yunan cuntasının zindanlarında yatmıştır.
Şimdi de SYRIZA’yı destekleyenleri, yöneticilerden hesap sormaya davet ediyor.

Böyle bir davet için Glezos’un hakkı, yetkisi vardır. Bizlere “hariçten gazel okumak” düşmez. Yunan halkı ile dayanışma zamanı ise devam etmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız