Vakıfbank ve Ordu Üniversitesi’nin bahçe hasadı
BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA BİLGE SEÇKİN ÇETİNKAYA
Bankalarla üniversitelerin ilişkileri bir garip. Yani onlara göre garip olan bir şey yok da sizin benim gibi eski kafalara...
Bankalarla üniversitelerin ilişkileri bir garip. Yani onlara göre garip olan bir şey yok da sizin benim gibi eski kafalara göre durum biraz garip. Bir üniversitenin kampüsü içindeki bir banka şubesinde oturmuş üniversite harcını yatırmak için bekliyorsun misal. Orada sıra beklerken senelerce“ferman devletin…” diye bas bas bağırdığına mı yanarsın, harçlara karşı bin senedir eylem yaptığına mı yanarsın, “bütün bunları niye daha iyi beceremedik de burada sıra bekliyorum şimdi” diye düşünür kahır olur derdine mi yanarsın, seç beğen yan. Sen yanarken diğer yandan sol omuzdaki melek “ulan bu banka şubesinin ne işi var kampüsün içinde?” diye celallenecek. Korkma! Sağ omzundaki üşengeç melek “hizmet canııım, ne sakıncası var? Şimdi taa bilmem nerelere harç yatırmaya mı gideceksin?” diye uysallaştıracak seni. Tam “sıram geldi yatırayım” diye ayağa kalkacaksın. Caaart! O ne? Önüne biri geçti! Muhtemel ki ana babasının bu bankadaki parası seninkilerin gariban emekli maaşını milföy hamuru gibi kat kat katlayıp fırında açtıracak başka bir öğrenci o. “Golden, platinium” ve “bilmem ne kart”ını sokup çıkarttı ve de senin önüne geçti. Ehöööyt! Şahsen olay çıkartmam kaçınılmaz! Zira burada sizin müşteriniz değil üniversiteyi bileğimin hakkı ile kazanmış bir öğrenci olarak duruyorum! “Bu üniversite Allahın belası harçlarını buraya yatırayım diye zorladığı için saatlerdir sıra bekliyorum. Müşterilerinizi benim önüme geçiremezsiniz!” Gözümün döndüğünü anlayıp en öne geçiriyorlar! Heyhat! Sistem işlemeye devam ediyor!  Hem de nasıl! Ben saftirik üç kuruşluk harcıma yanarken bankalar üniversitelerdeki çalışanların maaşlarının kendilerine yatırılması için promosyon üstüne promosyon veriyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Eğitim-Sen duruma gücü oranında müdahale etti de bu promosyonların çalışanlar lehine kullanılması ve çalışanlara pay dağıtılması konusunda bir yönerge yayınlandı. Ancak anlaşılan o ki öğrenci kitlesinin yaptığı parasal işlemler pastasından pay kapma yarışı bankaların gözünü döndürmüş durumda. Son uygulama Ordu Üniversitesinden.  Efendim uygulamanın adı “zorunlu kredi kartı” yahut “kampuskart”. Ordu Üniversitesi Vakıfbank’a küçük bir iyilik yapmış. Tüm öğrenci ve çalışanlarının cep telefonlarına kadar tüm kişisel bilgilerini bankaya verivermiş! Banka da kredi kartlarını basıvermiş. Eh madem bu kartlar basılmış, bu kartı almayan öğrenci senelerce çalışıp didinip kazandığı üniversitede öğrenci olma hakkı kullanamayacak haliyle(!). Banka görevlileri derslere dalaraktan kredi kartı almayan öğrencilerin ümüğüne yapışmakta, öğrencilerin disiplin yönetmelikleri ile gözleri korkutulmakta, hatta dersten kalma baskısı kol geziyor. Neden kredi kartı yüzünden! “kişisel bilgilerimi üçüncü taraflarla iznim olmadan nasıl paylaşırsınız?” falan diye dilekçe vermeye kalkışmayın başka haklardan da olursunuz! Hem anayasal “kişisel bilgilerinizin korunma hakkı” hem anayasal “dilekçe hakkınız” gasp edilir Ordu Üniversitesi sınırları içindeyseniz. “Hadi canım!” demeyin! Durum hayal gücümüzün üstünde, Ünye iktisadi İdari Bilimler Fakültesi idaresi 25 Ekim 2011 tarihinde tam olarak bunu yapmış! Dilekçe vermeye kalkanların dilekçeleri ellerinde kalmış.

Şimdi Ordu Üniversitesi yepisyeni Rektörü Prof. Dr. Tarık Yarılgaç’a küçük bir uyarımız olacak. Olacak! Efendim bu öğrenci ve de çalışanlar sizin uzmanlık alanınız olan bahçe bitkilerine benzemezler, konuşurlar bi kere, hatta soru sorarlar. Mesela, bu Vakıfbank ile yapılan anlaşmanın detaylarını bi verseniz? Nedir durum? “Efendim eski rektör imzaladı biz uyguluyoruz” diye bir bahane olabilir mi? Siz eski rektörün tüm kararlarını olduğu gibi uyguluyor musunuz? Yoksa bi bakalım mı yeni uygulamalara illa?

Saksıda durduğumuz gibi durmayıp diğer bir soruyu da Vakıfbank’a soralım. Efendim, temel hedefiniz “kurumsaldan bireysele çeşitlilik gösteren müşterilerin(izin) toplam finansal ihtiyaçlarını özel bir yaklaşım ile karşılayabilmek”miş. “Özel yaklaşım” denince bilgi hırsızlığı ve şantajı mı anlamalıyız? Kurumsaldan bireysele böyle mi çeşitleniyor müşteriler? Hiç talep etmeyen insanların, rızaları hilafına bilgilerine erişmek ve kredi kartı basıp, madem bastık alacaksınız diye zorlamak. Bravooo! İşte vakıf kavramı işte sosyal sorumluluk! Biz bankaları bedliğini bilirdik ama siz hakikaten su kaçırdınız! “Topunuza saygılarımızı sunarız!”