Valerian: Bilimkurgu fantezisi
TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ TUĞÇE MADAYANTİ DİZİCİ
Valerian filminde yaratılan ilginç evreni daha çok izlemek zevkli olurdu ama sürekli bu keyfi bölerek araya giren yoğun yan hikâye bombardımanı bunu elimizden aldı

Fransız çizgi roman uyarlaması olan, Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu, filmi bir bilimkurgu fantezisi; bakması güzel ama tadı lezzetsiz filmlerden. Luc Besson’un yönetmenliğini üstlendiği film, Star Wars ve Avatar karışımı garip bir evrende geçiyor. Valerian (Dane DeHaan) ve Laureline (Cara Delevingne) isimli iki ajan evrendeki farklı ırklardan, türlerden oluşturulan uluslararası ana merkezde görev yapan kötü generalden, haksızlığa uğramış bir uzaylı türünü korumaya çalışıyor. Valerian’ın film olarak nasıl devam edeceğini kestirmek güç ama sahip olduğu tüm gariplikler dolayısıyla filmin fanları olacağı kesin.

Yeşil ekran oyunculuğu
Filmin sıkıntılarından biri oyuncularından kaynaklı. The Place Beyond the Pines ve A Cure for Wellness filmlerinden hatırlayacağınız ve aktör olarak başarılı olan Dane DeHaan bu role hiç uymamış. Yanlış oyuncu seçimi hem oyuncunun performansını hem de hikâyenin makul bir derecede de olsa inandırıcılığını tökezletmiş. Zaten oyuncunun tipine bakınca bile onda evrenin kurtarıcı askeri olabilecek bir kumaş görmek zor. Cara Delevingne hakkında ise genel bir değerlendirme yapmam için biraz erken ancak bu film bazında Dane DeHaan’dan belki bir tık daha inandırıcı bir rol ortaya koymuş diyebilirim. Ama esas problem başroldeki bu çocuk görünümlü ikilinin arasında kimyanın hiç tutmamış olması. Hele ki aralarında bir git gel aşkı var gibi davranmaları gülünç çünkü bize aşk diye yutturmaya çalıştıkları şey kesinlikle ortaokul seviyesinde. Tabii filmin neredeyse tamamının greenboxta çekildiğini hesaba katmak gerekli. Bu sistem oyuncular açısından başlı başına ayrı bir mücadele gerektiriyor çünkü çekim sırasında oyuncular için etkileşim araçları çok az oluyor ve oyuncuların karakterlerinin içine girmeleri ve devamlılığını getirebilmeleri zorlaşıyor. Filmde Rihanna harika bir oyunculuk sergiliyor. Elbette şaka yapıyorum ama kendisi şovunu iyi bir şekilde yapıyor, diyebilirim.

Extravaganza hikâye
Başroldeki iki ajanımız İnsan Federasyon Yönetimi’nin verdiği bir görevle çok uzak bir gezegenden türüne az rastlanan küçük bir yaratığı kurtardıktan sonra Bin Gezegen Şehri olan Alpha’ya geri dönüyorlar. Orada kendilerine generali koruma görevi veriliyor ve bu arada barış içinde yaşayan bir uzaylı grubun başına gelen korkunçlukları öğreniyorlar. Ve bundan sonra bu iki ajanın esas görevi başlamış oluyor. Filmin içinde o kadar çok yan hikâye var ki insan ana hikâyeyi kaçırabiliyor. Normalde yan hikâyenin var olma sebebi, bu hikâyelerin ana hikâyeye bağlanması veya karakter gelişimlerine hizmet vermesidir. Ancak filmdeki yan hikâyeler bunlardan hiçbirini yapmıyor. Sanki ana hikâye tamamlanınca ortaya 60 dakikalık bir film çıkmış ve ‘çok kısa oldu, filmi uzatmamız gerek’ denmiş ve küçük ayrık segmentler filmin ana hikâyesinin içerisine itina ile yerleştirilerek film uzatılmış. Ama bu sefer de film biraz fazla uzamış.

Görsel trip
Besson’un verdiği röportajlardan ve filmin sonundaki, to my father (babama), yazısından anlaşılıyor ki bu proje yönetmen için derin bir anlam taşıyor. Besson verdiği röportajda filmle ilişkisini şu şekilde anlatıyor; ‘on yaşındayken babamım bana verdiği bir dergide, Valérian and Laureline, okuyarak bu serinin bağımlısı olmuştum. Çizgi romanı her zaman çok sevdim bu yüzden babam bana okumam için sadece çizgi romanlar verirdi.’ Bu tarz filmlere iyi film veya kötü film demek tam doğru ve yeterli olmaz. Valerian baş döndürücü görüntülere sahip aklı açık bir film. Özellikle yönetmenin yaratıcılığını kanıtlayan görsel tripler işin bir yandan ne denli orijinal olduğunu gösteriyor. Hele ki çoklu boyut sahneleri ve farklı uzaylı medeniyetleri tasvirleri oldukça ilgi çekiciydi. Yaratılan bu ilginç evreni daha çok izlemek zevkli olurdu ama sürekli bu keyfi bölerek araya giren yoğun hikâye bombardımanı bunu elimizden aldı. Sonuç; Valerian, hikâye anlatımı perspektifinden bakıldığında orantısız duruyor ve sahneleri arasında çok fazla ton yani his farkı var. Üstelik bu dengesiz hikâye anlatımı filmin sahip olmaya çabaladığı espri eşiğini de sarsıyor. Ama bazı filmler hikâyesi için izlenmez zaten o yüzden Enter the Void ve Dr. Strange karışımı görüntüleri çağrıştıran Besson’un hayal dünyasını görmek isteyenler buyurabilir.