Vanuatu’nun muhtarları sarayda!
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Dünyanın geri kalanına ‘uygar beyaz adam’ bakışıyla yaklaşmak hiç hoş değil, farkındayım. Ama bazen o ‘dünyanın geri kalanı’nda öyle akla mantığa sığmayan, öyle insanlığa yakışmayan şeyler oluyor ki, ister istemez kendinizi o bakışın öznesi olarak buluyorsunuz bazen… Buyrun şu olaya bakın da kolaysa kendinizi ‘uygar beyaz’ bakış açısından uzaklaştırın!

1974 yılında Kraliçe 2. Elizabeth ve eşi Prens Philip, Birleşik Krallık kolonilerinden Vanuatu’nun Tanna Adası’na resmi bir ziyarette bulundular. Koloni yöneticileri kraliçe ve prense öyle büyük hürmet gösteriyordu ki, Tanna’da yaşayan Yaohnanen kabilesinin üyeleri bu iki kişinin insanüstü özelliklere sahip olabileceği kanısına vardı. Kabilenin mitolojik anlatı kültüründe kraliçeye birincil düzeyde denk düşen veri yoktu ama prens için çok uygun bir hikâye vardı: “‘Dağ ruhu’nun oğlu denizleri aşıp çok uzak topraklara ulaştı. Orada çok güçlü bir kadınla evlendi. Zamanı geldiğinde Yaohnanen insanlarına geri dönecek.” Bu demekti ki, Prens Philip dönüşü beklenen tanrısal varlıktı. O gün bu gündür Tanna adası sakinleri Prens Philip’e tapınıyorlar. Sağ olsun prens hazretleri buna hiç itiraz etmedi, hatta etrafında örülen miti sürekli güçlendirecek hamleler yaptı. Önce koloni valisi aracılığıyla kabileye imzalı bir fotoğrafını yolladı. Köylüler buna karşılık olarak prense bir ‘nal-nal’ -günlük hayatlarının en önemli malzemelerinden biri; domuz öldürmek için kullandıkları özel bir sopa- gönderdi. Bunun üzerine tanrıprens kabileye nal-nal ile çektirdiği bir fotoğrafını armağan etti. Hâlâ zaman zaman kullarından bazılarını -genellikle köyün yöneticilerini- Londra’daki saraya davet edip onore ediyor, böylece muhtarları aracılığıyla Yaohnanen halkına tanrısal mesajlarını gönderiyor.



Ricky Gervais’ın bir İngiliz televizyonu için hazırladığı An Idiot Abroad (Uzak Diyarlarda bir Salak) adlı mizahi seyahat programının Eylül 2011’de yayımlanan bir bölümünde sunucu Karl Pilkington’ı Vanuatu’da görüyoruz. Bilirsiniz, denizaşırı ülkelerin ‘ilkel’ halklarını ele alan seyahat programlarında genellikle ‘objesine bilimsel bir serinkanlılıkla yaklaşan’ sunucular olur. Pilkington ise programın adındaki ‘idiot’a denk düşen bir sempatiklikle sunum yapıyordu. Ama Yaohnanen kabilesini ziyaret ettiği bölümde -2. sezon 1. bölüm- tanık olduğumuz durum o kadar tuhaf ki, özel bir sempatiklik çabasına gerek kalmadığını görebiliyorsunuz*: Köyün girişinde Prens Philip’in fotoğrafları asılı; tahta çitlere bu tanrının bibloları yerleştirilmiş, doğum gününde özel ayinler yapılıyor vs.

Hem Sky 1 televizyonunda yayınlanan proğramı izlerken hem de 2013’ten bu yana uluslararası medyadan ‘Prens Philip dini’nin gelişimini takip ederken sürekli şunu düşünüyordum: Bu tür ‘kişi kültü’ merkezli varoluş biçimleriyle ilgili tuhaflıkları bizimki gibi ‘aşırı gelişmiş ileri demokrat’ ülkelerde insanlara göstermek, medya yoluyla sık sık gündeme getirmek lazım; bu sayede içinde bulunduğumuz uygarlık ve demokrasi ikliminin ne kadar akılcı, mantıklı, değerli olduğunun altı bir kez daha çizilmiş olur. Coğrafi koşullar ve emperyalizm nedeniyle geri bıraktırılmış; bilimsel düşünce ve kültürel değişimlerden hakkını alması engellenmiş zavallı ‘ilkel’ toplumların sadece muhtarlarının bir saraya davet edilmesiyle bile nasıl kolayca yönlendirilebildiğini görmek bu yüzden çok önemli…
*An Idiot Abroad’un tüm bölümlerine youtube’da ulaşabilirsiniz.