Vapurlar vapurcuklar

İstiklal Caddesi’nin ortasından sabahtan akşama caddeden geçenlere bakıyorum. Haftaya kısmet olursa güzel bir objektife sahip bir makine bulacağım, planım caddedeki tiplerin fotoğraflarını çekmek. Sonrasında da ne yapacağımı bilmiyorum ama buradaki insan nehrinde akan insanları görüntülemek istiyorum. İki farklı Perulu tayfa var mesela. Nedense hep birisi daha çok ilgi çekiyor. Oysa ki tüyleri vb. aynı…

Yıllardır insanlara bakmayı çok eğlenceli buldum. Adada yaşadığım yıllarda vapur çıkışlarına gider, vapurdan inenlerin suratlarına bakardım. Şimdi Kadıköy iskelesinde aynı şeyi yapıyorum. Bu arada iskelelerin de yağmur sızdırması acayip. Hava yağmurlu olsun, olmasın Kadıköy’deki Karaköy iskelesi ful sızdırıyor. Artık sus tesisatı sorunu mudur bilemem ama sızdırıyor işte. Yağmur yağınca hiç sormayın. Ful iskele elek gibi…

İskelelerde en sevdiğim anlar ise kapının inceden kapanmaya başladığı zamanlar. İnsanlar üzerlerine üflenmiş karıncalar gibi hızlanıyor, kapıdan geçebilmek, vapuru kaçırmamak için şekilden şekle giriyor. Bir de vapur kaçırmamak için sahilin bir ucundan koşmaya başlayanlar var, kaptan olsam, ilk onlar kaçırsın diye elimden geleni yaparım aslında. Bunu kaçırsın ki, bir sonraki gün koşmak zorunda kalmasın, zamanlıca gelsin. Ucu ucuna iş yapmasın kimse.

***

Evde de balkonda emekli gibi oturup sokaktan gelen geçene bakıyorum. Bu Pazar günü büyük bir olay oldu. Büyük diyorum, çünkü benim gibi insan meraklısı için büyük bir olay: Elemanın teki yılan gibi bir Ford Mustang’i bizim evin köşesine park etti. Pazar günü de hava açık, her semtten insan ve bir sürü sakallı hipster Moda’ya geldi. Gelecek başka yer yok neredeyse zaten koskoca şehirdi. Neyse abisi, evin köşesinden geçen tüm erkekler istisnasız arabayla göz göze geldiklerinde aptala bağlıyor. Artık Ford Mustang’in yılanlığından mıdır, yoksa Türkiye’de erkeklere özel olarak etki eden bir uyarıcı olmasından mıdır bilinmez, her geçen bir duruyor. Tekrar bakıyor, geriye çekiliyor, bir daha bakıyor, yaklaşıyor, elleriyle gölge yapıp arabanın içine bakıyor, jantlarına bakıyor, kaportasını tık tıklayıp kontrol ediyor, öyle oracıkta bir süre donup kalıyor. İşte bu hayallerimdeki fırsat. Ben de balkondan elimde zencefilli limonlu ballı sıcak suyum, arabayla etkileşime geçen erkekleri maymun izler gibi izliyorum. Tek derdim, bir balkondan da beni izliyorlar mı, o…

Sabahtan akşama evin köşesinde duran Mustang, neredeyse Ayasofya’nın gördüğü kadar ilgi gördü. Selfiler çekildi, toplu fotoğraflar alındı, detay fotoğraflar çekildi, hatta arabanın kapısına elini götürüp, ‘Kendi arabamın kapısını açar gibi çek zanpa’ minvalinde de şekiller yapıldı. Kızlı erkekli herkes Mustang’e dokundu, adeta taptı. Mustang, o pazar günü Moda’ya ait semtsel bir dekorasyon malzemesi oldu, ağaçlar, kuşlar arka plana itildi, herkes Mustang’e sevgisini gösterdi ama Mustang kimseyi takmadı…

Ta ki Mustang’in iri sahibi gelene kadar. ‘Roeeehhhrrrrrr benzin yakıyorum bennn’ diye bir motor sesi ve çevredeki araçların alarmlarının etkin hale geçmesinden sonra Mustang sahibi abi aracını gün boyu park ettiği köşeden almaya gelmişti. Tabii gün boyu o kadar ilgi görmüş araç, adeta bir nazar kolektörü olmuş durumdaydı. Sahibi buna hazırlıklı olmalıydı ama kesin onun da kafasında başka şeyler vardı. Geri vitese taktı, aracı geri geri güzel bir şekilde Kadıköy Belediyesi’nin komik tivitlerinden daha saçma olan dökme babaya oturttu. ‘Çotart!’ diye bir ses geldi. O kadar nazara Mustang değil at bile dayanmaz arkadaş…

Balkon kapısını kapattım, her yer leş gibi egzos ve benzin kokuyordu. Ford Mastenk kıçından vurulmuş bir şekilde, bir U dönüşü yaptı ve ‘Beeeeooohhhrrr roeeaaar!’ diyerek şekilde gazladı gitti. Şimdi köşeye bir BMW park etti, benden başka kimsenin umurunda değil.

Zaten.

BİZİ TAKİP EDİN

360,161BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,088,349TakipçiTakip Et
7,985AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL