Vasat bir Osmanlı masalının kötü anlatıcıları
HAKAN DEMİR HAKAN DEMİR

OECD’nin PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) adlı bir uygulaması var. 3 yılda bir sınav düzenleyerek dünya ekonomik sistemi içerisinde yer alan ülkelerde eğitim gören çocukların matematik, okuma-anlama becerisi ve fen bilgisi konularındaki genel durumunu ölçüyor.

En son sınavını 2012’de yaptı.

Sınava katılan 65 ülke arasında Türkiye kaçıncı sırada dersiniz?

45.

PISA’ya göre Türkiye’de eğitim alan çocukların matematikteki durumu fecaat, okuma anlama becerisi yerlerde, fen bilgisi alanında neredeyse sıfır çizgisinde geziniyor.

Peki eğitim sisteminin utanç verici hali uluslararası arenada da tasdikli söz konusu olan ülkede eğitime dair anaokullarına din dersi konması ve karma sınıfların zararları dışında konuşulan en popüler konu ne?

Osmanlıca eğitiminin gerekliliği.

Baştan belirteyim; Osmanlıca öğretilsin isterim. Hatta 11 yaşına gelmeden çocuklara mümkünse 2-3 alfabe, 7-8 dil öğretilsin. Pedagojik olarak dünyada makul görülen de budur. 11 yaşına kadar çocuk çok rahat dil öğrenir ve ne kadarı mümkünse öğretilmelidir. Bir tane de numunelik akademi alfabesi öğrenmiş olsun, nolacak.

Okullarda yıllardır “My name is Mr. Brown” seviyesini gıdım aştıramamış İngilizce öğretimine bakmıyorum. Osmanlıca öğretecek kadronun var olmamasını da geçtim. Osmanlıcanın geçerliliğini tamamen yitirmiş olmasını da sıkıntı etmiyorum. Ama bu Osmanlı sevdasının, ecdatçı lafazanlığın kofluğu öyle göze batar haldeki, buna takılmadan geçmek imkânsız.

Totaliter siyasi hareketlerin günün tarihle bağını canlandırma çabası, hatta yeni bir geçmiş inşasına girişmesi âdettendir. Her totaliter muhafazakâr akım bunu güç bulunca dener. Fakat herhalde tarih boyu bunu bizdeki kadar temelsiz, nitelik noksanlığına bakmadan, yalnız şekle dayalı yapmaya çalışan olmamıştır.

Bir yandan siyasi perspektifiyle dünyanın alay konusu olmuş, ekonomisi ortalama-ortalama altı seyretmekte, fen-teknoloji-sosyal bilimler anlamında üretkenliği sıfır çizgisine sabitlemişken yeni bir geçmiş inşa etmenin mümkünatı var mıdır?

Gelişmiş-etkili bir ülke eski bir dili eğitim müfredatına sokmuş olsaydı, şimdi o dilin-alfabenin orta vadede dünyada nasıl itibar kazanacağı, bir süre sonra öğrenmenin kaçınılmaz olacağı konuşuluyordu.

Bizim gibi eğitimin temel sıkıntılarını çözememiş, gün geçtikçe de niteliği düşen bir toplumun Osmanlıca hamlesi ise anca üç beş siyasinin ve peşine takılmış militanların kendini tatmin girişimi diye yorumlanabiliyor.

Beklenti ancak ecdattan kalma tarihi eserlere artık çakıyla Osmanlıca da küfür yazabilecek yeni bir nesil tahayyülünden ibaret.

Halbuki eğitimin niteliğe yönelik öncelikli sorunları çözüldükten sonra bu hamle yapılsa belki yalnız ideolojik bir yadırganmayla karşılanacaktı. Meseleye itiraz “ne gerek var” düzeyini geçmeyecekti.

Sadece Osmanlıca değil, Osmanlı’nın kendisi de bu kofluğun kurbanı.

Bugün Osmanlı torunuyum demenin ülke sınırları da dahil dünyada ifade ettiği hiçbir şey yok. Çünkü Osmanlı’yı devam ettirme iddiasındaki ülkenin hali ortada. Batısındaki eski Osmanlı toprakları ondan daha ileride, doğusundakiler de onu takip edilebilecek bir örnek olarak görmüyor. Kahveci Hakkı’nın torunuyum deseniz bile en azından Kireçburnu mahallesinde itibar görürsünüz. Bu sığlığın sonucu da böyle işte. Dedem stratejik olarak koca Osmanlı’dan daha çok muhteva içeriyor.