Vasatın hegemonyasında zavallının yükselişi ve düşüşü
19.02.2017 10:36 BİRGÜN PAZAR
Zavallının iktidarı vasata muhtaçtır, ancak onun içinde örgütlenebilir. Üniversite vasata düşmandır, vasatın olmadığı yerde var olabilir. Çünkü bir yerin üniversite olup olmadığını tabelasından ya da ÖSYM kılavuzundan değil, ilginç bir yere geldiğiniz duygusundan anlarsınız

Dinçer Demirkent - Dr.

Her haliyle vasat olan ve erk elde ettikçe vasatlığı, kendisine erk bahşedene köleliğe dönüşen bir üniversite yönetiminin, Türkiye’nin en köklü eleştirel sosyal bilim geleneğine karşı giriştiği tasfiyenin kısa öyküsünü sunmaya çalışacağım size. Elbette Türkiye’yle ve Türkiye üniversitesiyle iç içe geçmiş bir öykü. Tahmin etmesi zor değil, yüzün üzerinde akademisyeni tasfiye ederek, Türkiye’de tiyatronun beşiği DTCF Tiyatro Bölümü’nü kapanma noktasına, Türkçe eleştirel siyaset biliminin en önemli odağı Mülkiye’de lisansüstü öğrenimi sürdürülemez hale getiren; eleştirel medyanın rahmi İletişim Fakültesi’nin üyelerinin yarısından fazlasını ihraç eden Rektör Erkan İbiş’in üniversitesini anlatacağım. Zavallılığın Weberci manada tipik halini.

Zavallılık, hukukun var olduğu herhangi bir zeminde hiçbir sonuç doğurmayacak bir kararname ile sonlanıyor. Öyle zavallı bir metin ki bu, bazı arkadaşlarımızın olmayan fakültelerden çıkarıldığını yazıyor. Şaka değil, arkadaşlarımız KHK ile Ankara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nden atılmış. Fakat böyle bir kurum yok Türkiye’de. İşte başka bir vasat kurumun “denetleyemem” dediği olağanüstü hal kararnameleri bunlar, emir erleri tarafından oluşturulan ve imzaya sunulan metinler.

Bu metinlere dayanılarak çıkan KHK’ler ile işlerinden atılan akademisyenleri ve kurumları savunmaya gelen binlerce öğretim üyesi, öğrenci, mezun ve yurttaşı kampüse sokmayan, onları darp eden polis, hızını alamayarak, hıncını öğretim üyesi cübbelerinin üzerine postallarla basarak alıyor. O polisi oraya gönderen kim mi? Elbette tipimiz: Erkan İbiş. Hikâyenin sonunun müjdesi Mülkiye’de 16 Şubat günü Prof. Dr. Yavuz Sabuncu’nun anısına düzenlenen Anayasa Sempozyumu’nda, o çiğnenen cüppelerin atılan akademisyenlere giydirilmesiyle verildi. İçeriye Anadolu Ajansı’nı bile almayan rektör İbiş, anayasa üzerine düşünmeyi de hukuksuz tasfiyelerinin kamu vicdanında açtığı yaraya ihraç edilen öğretim üyelerinin sürdüğü merhemin duyulmasını da engelleyemedi. Murat Sevinç’in deyimiyle, "odalarımızdan başımız dik çıkıyoruz, bu da size dert olsun."

Evet artık üniversite bizim olduğumuz her yerdir ve bizi tasfiye ettiğiniz kurumlar ancak biz kurduğumuzda yeniden üniversite olacaktır. Kibir değil söylediklerim, zavallılığın üniversitesine karşı gücünü bilimden ve inandığı hakikatten alan bir geleneğin gücü. İçeride kalan ve dışarı atılan akademik yoldaşlarımızla zor günler geçireceğimiz aşikâr, ama yaşanan bu zavallılığı örgütlerken bizi nasıl mağdur edemediyse bu tip, bahsettiğim zorluk içinde de edemeyecektir. Neden mi?

Zavallılığın Örgütlenişi ve Zavallılığa Karşı Mücadele
Zavallının iktidarı vasata muhtaçtır, ancak onun içinde örgütlenebilir. Üniversite vasata düşmandır, vasatın olmadığı yerde var olabilir. Çünkü bir yerin üniversite olup olmadığını tabelasından ya da ÖSYM kılavuzundan değil, ilginç bir yere geldiğiniz duygusundan anlarsınız. Lisede, köyünüzde, şehrinizde erkek ve kadını bilirsiniz yalnızca, eğer iç içe geçmiş cinsel yönelimler üzerine özgün tartışmalar hatta kimliksizleşmeye ilişkin fikirler duyduğunuzda üniversiteye adım atmışsınızdır demektir. Erkan İbiş buna saldırdı. Lise müfredatında zararlı ve yararlı cemiyetleri okursunuz devrim tarihi diye. Amfide Cumhuriyet'in kuruluşunda ve sonrasında Kürtlerin, Ermenilerin Türkiye’nin siyasal birliği içindeki konumundan bahseden birini görürseniz orası üniversitedir. Erkan İbiş buna saldırdı. Düşünsel konforunuz içinde işçi çalışır, patron hakkını verir, belki az belki fazla ama ekmek kapısıdır işte. Eğer patronun işçiye değil işçinin patrona verdiğini haykıran biri varsa ve bütün o patronun sahip olduklarının aslında işçinin bir sınıf olarak elde ettiklerinin haksız temellükü olduğunu söylüyorsa üniversitedesinizdir. Erkan İbiş buna saldırdı. Basitçe üniversite “vasat”a karşı en temel özelliği “ilginçlik” olan bir yerdir. Erkan İbiş bu ilginçliğe tahammül edemedi. Akit gibi tetikçi organlarda yer alan ‘ahlaksızlık dersleri’, ‘terörist merkezi’ haberlerini üniversiteye saldırı değil, kendisine vasattan gelen bir uyarı olarak aldı. Bu tipin kaderidir. En kudretli olduğu anda bile kudretini aldığı yere dayanır. Onu yaptı, üniversiteyi vasatın zor aracı kolluğun yönetimine teslim etti. İlginçliği korumaya çalışan herkese, eleştirdiği için, vasata teslim olmadığı için soruşturmalar açtı, onlar direndikçe daha çok açtı. Daha çok açtıkça kendisinde olduğu kudreti arttı, kudreti arttıkça ilginçlikte direnenlere daha çok soruşturma açtı, hatta dava açılmasını istedi. Peki üniversite ne yaptı?

Vasatın Üniversitesi, Zavallının Diktatörlüğü
Anlatacağım öykünün en hazin boyutudur bu bölüm, üniversite kurullarının vasata teslim edilişinin öyküsüdür, ibretliktir. Ben bu öykünün Mülkiye ve üniversite yönetim kurulu boyutlarını şahsen biliyorum, fakat başka akademik yoldaşlarımın anlatıları bu durumun bir Türkiye öyküsü olduğunu şimdilik yanlışlamamıştır.

Akademik kurullarımızda vasatın iktidarına zeminini sunmuş bir büyük kavramsal icat vardır: Sessiz çoğunluk. Barış akademisyenlerine disiplin soruşturmaları, yurtdışı konferans yasakları, atamaların yapılmaması, yıllık izinlerinin verilmesi, derslerinin ellerinden alınması hatta lisansüstü programlara öğrenci alınmaması gibi yollarla akademik değer olarak algılanacak ne varsa ayaklar altına alınarak yapılan baskılar veridir. Fakat “şu imzacılar da neden hâlâ ısrar ediyor” der bu sessiz çoğunluk; affedersiniz, bunu diyemez çünkü sessizdir. “O öğretim üyesi de o makaleyi okutmasaymış”, “o sınav sorusunu sormasaymış”, “rektörün ifade hürriyetine müdahalesine öyle sert cevap vermeseymiş” der sessiz çoğunluk; affedersiniz, diyemez çünkü sessizdir. “Hep onların ifade hürriyetinden bahsediyorsunuz” der bu sessiz çoğunluk, ya bizimki? Buna karşı, “Affedersiniz ama siz sessiz değil miydiniz? Hangi kamusal kurula çıkıp ifadenizi, argümanınızı sundunuz?” dediğinizde bir gölge misali mesafelenir size, sessizliğini garantiye alarak.

İşte bütün kurulları bypass ederek kapalı kapılar ardında yaptığı kadro pazarlıklarıyla, kelle pazarlıklarıyla zavallılığı hakim kılmış vasat, bu sessiz çoğunluktur üniversitedeki. Bütün hukuki prosedürleri ortadan kaldırarak, üniversite yönetim kurullarını zavallılığın diktatörlüğüne teslim eden sessiz çoğunluk bu vasattır. Bu vasatın sayesinde o yönetim kurulları hiç tartışmadan, hiçbir kanıt ve gerekçe göstermeden isimlerimizi KHK’lere koyarak suç işlemiştir. Hiçbiri sorumluluktan kaçamayacaktır.
Bu suça ortak olmayanlar, bugün hâlâ üniversite içinde, artık daha zor koşullarda mücadeleyi sürdüren akademik yoldaşlarımız ve dışarıda kalan bizler sadece bir tek şeyi savunduk ve bunda ısrar ediyoruz: Üniversite ilginç bir yerdir, ilk görenin başını döndürecek kadar. Bunu istesek de sizin vasatınıza ve zemin sağladığınız zavallı tipe teslim edemeyiz. Tam da bu nedenle, hayır gitmiyoruz, üniversite bizim bulunduğumuz yerdir artık.