Vatandaş İngilizce konuş!
İBRAHİM SİRKECİ İBRAHİM SİRKECİ
İstatistikle çarpıtmak kolaydır. Hele de karşınızdakiler durumdan habersizse. Uygun istatistik yöntemlerle neredeyse istediğiniz herşeyi istediğiniz gibi söylemenin mümkün olduğu...

İstatistikle çarpıtmak kolaydır. Hele de karşınızdakiler durumdan habersizse. Uygun istatistik yöntemlerle neredeyse istediğiniz herşeyi istediğiniz gibi söylemenin mümkün olduğu yaygın bir kanaat. Bunun doğruluğunu tartışabilirsiniz. Ancak bu raporlardan bazı şeyleri seçerek rapor etmek hem keyfidir hem de yanıltıcıdır. Bu işsizlik oranları açıklandığında da böyledir, göç rakamları açıklandığında da.

Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi İngiliz resmi istatistik dairesi de kadrolu ya da değil çok kaliteli bir ekiple düzenli olarak rutin ve ısmarlama istatistik raporları yayınlıyor. Bu raporlar tabii ki genel resmi politikalarla çatışmamak kaydıyla yorumsuz olarak yayınlanıyor. Bir kez piyasaya düşünce de anında sağcı politikacı ve gezetelerin yabancı düşmanlığı ve ırkçılığına malzeme oluyor.

Tahmin edebileceğiniz gibi işler genel olarak kötü gitmeye başlayınca, sadece ırkçı milliyetçi partiler değil tabelası sol partiler de diğerleri de aynı yabancı düşmanlığı kuyruğuna takılabiliyor. İskoç Gordon’un İngiliz İşçi Partisi de istisna değil.

Son seçimlerde göç ve göçmenler meselesi temel malzemeydi. Daha önceleri göçmenlere ve göç almaya ilişkin olumlu ve teşvik edici politikalar da duyarken, artık bu neredeyse tamamen kayboldu. Gelecek bahar muhtemelen üçü bir yerde (yerel, genel ve AB parlamentosu) seçimler olacak. Muhtemelen ona hazırlık olarak şimdiden göç karşıtı ve yabancı düşmanı söylemler artmaya başladı.

AB’nin doğuya genişlemesi ‘Polonyalılar ülkemizi işgal etti’, ‘Bunları sınır dışı etmeli’ gibi temalarla gündemi 3-4 yıl meşgul etti. Ondan önce de bir anda 100 bin sınırına dayanan sığınmacı sayıları aynı etkiyi yaratmıştı.

Bu hafta birkaç rapor yayınlandı ve anladık ki bu kez AB vatandaşı olmayan göçmenlerden muzdaripmiş ülke. ‘Hangimiz daha sertiz bu göç meselesinde’ yarışı başladı. Muhafazakâr eski bakan Soames’in liderliğindeki ‘tüm partiler dengeli göç grubu’ geçen hafta bir açıklama yaptı. Herkese sorduk, on kişiden sekizi daha az göçmen olsun diyor kıvamında bir kamuoyu yoklaması sonucuna dayanarak yılda sadece 20 bin göçmen kabul edilsin yoksa ülke çok kalabalıklaşacak, nefes alamayacagız bu küçücük adada, aman durdurun şu dünyayı inecek var şeklinde feryatlar etti.

‘20 yıla kadar 7 milyon daha göçmen gelecek ne yapacaz o zaman’ gibi gayet afaki bir korkuya dayanan bu göç kotası talebi yeni bir şey değil. Başka ülkelerde de uygulanan bir politika. Soames ve adamları göçmenlerin ülkede sadece 4 yıl kalmalarına izin verilmesini istiyor.

Tam bunun üzerine bir de İstatistik Dairesi de bir Londra İstihdam Raporu açıkladı: Şehirde çalışanların ‘üçte birden fazlası yabancı doğumlu!’ Tepkileri tahmin edebilirsiniz. İşlerimizi çalıyorlar, İngilizlere iş kalmıyor, vs. Çünkü Başbakan Brown görevi devraldığında ‘Britanyalı işler Britanyalılara’ gidecek vaadinde bulunmuştu.

Bu iki raporun üzerine, benzer biçimde herkesten daha ‘sert’ olan Göç Bakanı Liam Byrne hemen duruma müdahale etti: Göçmenlerin kabul edileceği meslek gruplarını sınırlayan yeni göç sistemini açıklayıverdi. Kasım ayında uygulamaya girecek sisteme göre doktorlar ve hemşirelere artık ihtiyaç kalmamış, inşaat mühendisleri, matematik öğretmenleri ve çobanlar lazımmış.

Kraliçeden daha kralcı bakan Liam, ‘gelenler çok çalışmak, kuralına göre oynamak ve İngilizce konuşmak zorunda’ deyü de buyurmuş. Yalçın hocanın kulağı çınlasın, elinin kiri olamayız, isim analizi yapacak olursak Liam geleneksel bir İskoç ve İrlandalı ismi. Yani bizim pek bir İngiliz göç bakanı en iyi ihtimalle ikinci ya da üçüncü kuşak göçmen. Ama Allah için İngilizce konuşuyor, çalışkan ve de kuralına göre oynuyor; göç ve göçmen karşıtı olmak teamülden ne de olsa.

İstatistiklerin nasıl yorumlanacağını kontrol etmek hem mümkün değil hem de demokratik değil, ancak burada rahatsız edici olan iki şey var: Birincisi, hep bir ağızdan tek bir yorumun ya da tek bir özelliğin dillendirilmesi. İkincisi de reklamlara, sanat yapıtlarına uygulanan türden ahlaki sınırlamaların bu çoğu zaman kaba istatistik saptırmalarına uygulanmaması.

İngiltere, ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelerle kıyaslanamasa da epeyce göç alan bir ülke. Ancak aynı şekilde çok göç veren de bir ülke. Yılda yaklaşık yarım milyon kişi gelirken 300 binden fazla da ülkeyi terkediyor. Yani dünyanın pek çok ülkesinde de kalabalık İngiliz göçmen nüfusu mevcut. Örneğin Türkiye’ye gelen göçmenler arasında da üçüncü en kalabalık grubu Britanyalılar oluşturuyor.

Umarım bu karşılıklı ve çok yönlü nüfus hareketlilikleri, iç politikadaki bu manasız ve temelsiz ama ciddi anlamda sakıncalı salvoların uzun vadede de olsa kaybolmasına yol açar. Çünkü Londra en çok bu karmakarışık insan manzarasıyla güzel. Yoksa emin olun, kraliçenin sarayıyla ya da Tussaud Hanım"ın mumya müzesiyle falan çekilmez bu şehir.