Vatandaş pazarlayıcıları
KADİR CANGIZBAY KADİR CANGIZBAY
Hem devletin toprağını, hem de 49 vatandaşımızı IŞİD’e teslim edip, üstüne üstlük bunun konuşulmasını yasaklayan vatan ve vatandaş pazarlayıcıları, hiç mi utanma yok sizde?

Hem devletin toprağını, hem de 49 vatandaşımızı IŞİD’e teslim edip, üstüne üstlük bunun konuşulmasını yasaklayan vatan ve vatandaş pazarlayıcıları, hiç mi utanma yok sizde? Hesap vermelisiniz; daha doğrusu biz insanlar, her gün, her an bunlardan hesap sormalıyız.

Antep’te ölen de, öldüren de bunların, en başta da Erdoğan ile Davutoğlu’nun kurbanları: Şam Camiinde şükür namazı kılacaklarmış.

Ülkemizde çıkartamadılar; iç savaşı da ithal edecekler.

Gazze’yi ‘millî dava’ ilân ettiler; biz ise millete dahil değiliz, bunların gözünde. Ölen, zulüm gören her Ezidi’nin vebali, aşağılayıp nefret objesi hâline getirmek üzere “onlar Zerdüşt, Zerdüşt” diyenin de üzerinde.

“Din, din” diye tutturmuşlar; ama, Batı Şeria’daki Filistinli de, Gazze’nin Hamasçısı kadar Müslüman. Ayrıca din, beşerî/insanî olanın bütününü kucaklamayı zorlaştıran bir engel.

Samsun müftüsü buyurdu: Kadınlarla erkeklerin birlikte horon tepmesi günahmış; ayrıca, kadın kadına horon tepenleri erkekler izleyemezmiş.

Kimden cesaret aldığı belli; bu yaratıkların tümü ‘kızlı-erkekli’ her şeye karşı; üstelik de, daha 6-7 yaşındaki çocuklardan başlayarak: Tekrar olacak ama, hep tekrarlamalıyız: Bunlar (latant veya aktif) pedofil; dolayısıyla, toplum, özellikle de çocuklarımız için tehlikeli.

Vakıa, bunlar ölülerimiz için de tehlike teşkil ediyorlar; zira nekrofillik de var paradigmalarında. Bir ‘din âlimi’, erkeğin ölen karısıyla -6 saate kadar- sevişebileceği fetvasını vermiş, Mursî’nin adamları, yani ‘seçilmiş’ milletvekilleri de bu yönde yasa çıkartmak için bayağı bir hallenmişlerdi Mısır parlamentosunda.

‘Seçilmiş’, sihirli kelime: Mursî veya herhangi başka bir ‘seçilmiş’ sapığın, kendileri de ‘seçilmiş’ kuklalarının oylarıyla 9 yaşındaki kız çocuklarına tecavüzü yasal kılması bu müptezelliği suç olmaktan çıkartıp meşrû kılar mı?:

Demokrasi sandıktan ibaret değildir; ayrıca, Erdoğan ve benzerlerinin sandık dediği de sandık değildir: Seçmenlerin sadece yüzde 26’sının oyuyladır ki, kendisi Meclis’in yüzde 66’sını kapatmış, pek sevgili tilmizi Mursî de cumhurbaşkanı koltuğunu kapıvermişti.

Erdoğan’ın şimdiki oyu da, toplam seçmenin sadece yüzde 38’i; yani, 100 seçmenden 62’si kendisini cumhurbaşkanı olarak görmek istemiyor.

Neyse biz, aynı zamanda akademisyen (yardımcı doçent) olan müftümüze dönelim. Bir süre önce de, dövme yaptırmanın günah olduğunu fetvalamıştı ‘âlim’imiz; ayrıca, insanların göz zevkini de bozuyormuş: Yeni Türkiye’nin ‘ileri demokrat’ örnek bürokratı, fetvasında halkın göz zevkini de gözetiyor. Ya da popülist yalakalığın ve islamî faşizmin insanları sürüngenleştirmedeki doruk noktası: ‘Reis’leri, daha bir hafta önce genç bir futbolcuyu vücudundaki dövmelerden dolayı fırçalamıştı.

Ancak daha önemlisi, müftümüz şöyle bir kelam da ediyor: “Allah’ın yarattığı, en güzeldir; işte o yüzden onun yarattığı üzerinde değişiklik yapmak haramdır”. Tam tamına bu noktada kendi başına büyük bir dert alıyor: Müftümüz, her ne kadar AKP müftüsü olsa da, çok muhtemelen sünnetli; ki bu durumda, Allah’ın yarattığı üzerinde meydana getirilmiş değişikliği telafi edip Allah’ın takdir ettiği orijinal hâline geri döndürüp haram ve günahtan arınmak için kendisini mahir bir rekonstrüktif cerrahın ellerine teslim etmesi gerekiyor.

Neyse ki, işi yine de kolay: Kendisi Samsun’daki üniversitenin elemanıymış ve de o ‘bilim yuvası’ndaki Tıp dekanı da kendisiyle aynı soydan; kendisine en acısız ve dinen en caizinden bir ameliyat yaptırtır; müftümüzün fetvasına itibar ediyorsa bir sonrakini de kendisine yaptırtmak üzere.

Evet, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, doktorların mezun olurken ettikleri yeminden hastaları arasında din, dil, ırk farkı gözetmeme şiarını çıkartıp, Gezicilere tedavi götürmemeye, götürülmesine izin vermemeye kadar uzanabilecek ifadeler koydurup, sonuçta da ‘şeref, namus, vicdan’ yerine ‘Allah adına’ ibaresini ilave ettirten; dolayısıyla değil hocalık yapmasına, mesleğini icra etmesine bile izin verilmemesi gereken bir ‘her neyse’.