Vay bee Platon da HAYIR’cıymış...
TURAN ESER TURAN ESER

“Demagoglardan diktatörler çıkar’’ diyen Platon, diğer ismi ile Eflatun, “tek adam rejimlerine”, asırlar öncesinden itiraz etmiş ve HAYIR demiş!

O, MÖ 4.yy’da, egemenliğin halkta olması için, demokrasi ve hak eşitliği erdemliğini savunmuş. Aradan asırlar geçmesine rağmen, Türkiye, demokrasinin ve hak eşitliğinin erdemliğini bir türlü anlayamamış, içselleştirememiş, en acısı demokrasi kültürünü yaratamamış ve uygulayamamış.

Eşitlikçi demokrasi, ailede, işyerinde, okulda, sosyal ilişkilerde, siyasette ve devlette hiçbir zaman olamamış. Bu insani hak erdemlikleri, Türkiye’de hep eksik, yaralı ya da sorunlu yaşanmış.

Okullarımız birer demokratik cumhuriyet okulu değil. Laik değil, mezhep eğitimi veriyor. Demokratik yurttaş eğitimi değil, emre itaat kulluk eğitimi veriyor.

Sağda, solda, iktidarda, devlette, orduda, dinde, evde ve erkekte o “demokratik insan” her daim eksik ya da yaralı kalmış.

İşte bu nedenle, demokrasi ve hak eşitliği fukarası ülkelerde tek adam rejimine giden yolun cehalet ile örüldüğünden şüphe yok.

‘Demokrasi eğitim işidir’
Antik klasik Yunan filozofu Platon MÖ 4.yy’da bize “demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar. Demokrasi despotluğa dönüşür. Demokrasinin esas prensibi, halkın hakimiyetidir. Bu temin edilemezse demokrasi, otokrasiye dönüşebilir” diye seslenmiş. Bizi uyarmış ve demokrasiyle uyandırmak istemiş. Tek adamlığa giden yo karanlık olduğu için, “HAYIR” diye uyarmış.

Demokrasi ve hak eşitliği, küresel ölçekte antidemokratik uygulamalar, ideolojik, gericilik ve otoriterlik gibi kuşatmalarla karşı karşıya.

Bu kuşatmaya karşı laik yaşam, laik düzen ve laik siyaseti savunmalıyız. İnsanın demokratik gelişimini demokrasi kültürüyle birlikte inşa etmeliyiz. Yaşamsal kılmalı ve örnek olmalıyız. Demokratik ve aktif yurttaşlık hakkını, katılımcılık ve çoğulculuk zemininde, bilinçle ve özgüvenle toplumsallaşmasını sağlamak zorundayız.

Mezhep değil, demokrasi okulları
Bu gerici kuşatma ise ancak okulların birer demokratik cumhuriyet modellerine dönüştürülmesi, demokratik, laik ve bilimsel eğitimlerle, halkın hak temelli güçlendirilmesine, söz, yetki ve kararın kendisinde olduğu bilinci ve özgüvenine kavuşturulmasıyla mümkün olacaktır.

Bu yetmez, siyaset alanı ve kurumları demokratikleşmelidir. Toplumsal ilişkiler demokratikleşmelidir.

Zira halkın aktif ve bilinçli katılımı, demokrasinin ve demokratik yaşamın teminatıdır.

Siyaseti toplumsallaştırmak için, demokrasiyi de halkın kendisinin yaratacağı yaşamsal eser haline getirmesine zemin yaratmalıdır.

Demokrasi eşitlik, demagoji despotluk doğurur
“Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır” diyen Platon, bu nedenle “demokrasinin eğitim işi” olduğuna vurgu yapmış. Aklın laik,

bilimsel, demokratik ve özgür eğitimine önem verilmesi durumunda “oligarşinin” çıkmayacağını, “demagogların” üremeyeceğini ve “despotluğun” kurumsallaşmayacağını dile getirmiş. Bunu ifade edeli, aradan tam 2500 yıl geçmiş!

AKP, eğitimin dinselleştirmesini tam da bu nedenle istiyor. Hakimiyetin halka değil, tek adam rejimlerine geçmesi içindir.

Tek adam rejimlerine biat etmeyi, boyun eğmeyi öğütleyen dogmaların, hurafelerin ve vahiylerin vaazlık eğitimini savunuyorlar.

Eleştirel düşünceye, aklın sorgulama hakkına, bireylerin kendi kaderini belirleme ve geleceğini inşa etme hakkını öğrenebileceği demokratik, laik ve bilimsel eğitime karşılar.

Yani her rejim kendine yakışanı yapıyor.

Hak eşitliği ve demokrasi erdemliğinden yana olan rejimler, demokratik, laik ve bilimsel eğitimi benimserken, despotluğa biat etmeyi arzulayan rejimler ise, otoriter ve gerici-dinci eğitimi benimsiyor.

O koca koca egoları için, küçücük beyinlere biat etmeyi öğreterek uyuşturuyorlar.

Peki biz ne kadar demokratiğiz?

Biz söz var; “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır” diye. İtiraf edelim ki; biz halk olarak ne uyandık, ne uyarabildik.

Platon’dan Fransız devrimine bizi uyaranları anlamadık. İnsanca yaşam uğruna ödenmiş onca ağır bedellerle elde edilen hak eşitliğini ve demokrasinin erdemliğini iyi okuyamadık, kavrayamadık ve içselleştiremedik.

Kavradığını iddia eden “demokratik” çevreler de kusura bakmasın, örnek bir demokrasi ve hak eşitliği dünyası kuramadık! Hak ve demokrasi erdemliğine dayalı siyaseti, “liderlerden”, “bencilliklerden”, “biz merkezcilikten” ya da “ben bilirimden” kurtaramadık. Kendilerine yetmez küçük siyasi aile şirketlerini dağıtıp, “Biz” olarak kolektif hale getirip toplumsallaştıramadık.

“Farklı ama birarada” olmaya dayalı demokrasi ve dayanışma kültürü ile başaramadık. Demokrasi doğrulardan ve ilkelerden yana olmaktır. “Bizden yana olanların” değil!

Bize düşen sorumluluk, insanın “hayati sığınağı olan demokratik devleti” demokratik cumhuriyet, laik düzen, laik yaşam, eşit yurttaşlık ve eşit hak üzerine kurmaktır.

Bu değerleri ve ilkeleri ancak hak eşitliğini ve demokrasinin erdemliğine inananlar sağlayabilir. Hak ve adalet, tüm toplumsal kesimlere eşit sunuldukça, demokrasi her daim kalıcı olur.

Hak eşitliği ve doğrudan demokrasinin toplumsallaşması için, siyaset “sevgi, eşitlik ve kâmil akıl” ile yürümelidir.

Aksi taktirde Platon “sonu çöküş ve yok oluştur” diyor.

HAYIR’larımızı, demokrasiyi kazanmak için sihirli bir söze dönüştürebiliriz.

Platon’da öyle diyor...