Ve kanımda karbonmonoksit
ALİ MURAT İRAT ALİ MURAT İRAT

Raporu ellerim titreyerek aldım. “Zehirli gazın solunumuyla karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu ölüm meydana gelmiştir” yazıyordu. Uzun süre elimde tuttum. Ağlıyordum. Sanıyorum yine çaresizliğime ağlıyordum. Tıpkı o törende olduğu gibi. Dernek Başkanı Murtaza Demir’in konuşurkenki çığlığı geldi kulaklarıma yeniden: “Yavrularım yanıyor ne olur yetişin sayın başbakan yardımcım.” “Gelmediler” diyordu Murtaza Demir, “yetişmediler” diyordu. O da ağlıyordu yüz binlerin içinde. Ben dizlerimin üzerine çöküp kalmıştım. Ortasında bu koca dünyanın, içindeyken yüz binlerin, gittikçe yalnızlaşıyordum. Yalnızlığıma ağlıyordum. Yanan kardeşlerimin yalnızlığına, kimsesizliğine, çaresizliğine. “Ali’m” diyordum “Alim ne yatarsın günlerin geldi.”
Asuman’ın elimde kalan tek fotoğrafına bakıyorum şimdi. 16 yaşındaydı o zaman. On altısında kaldı. Çocuk elleri, çocuk gözleri hep çocuk kaldı. Ablası Yasemin’le yakıldı Sivas’ta. Bedeninin yüzde 30’u yanık bulundu Yasemin’in. Raporunda “Yanık ve zehirli gazın solunumu sonucunda karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu ölüm meydana gelmiştir” yazıyordu. 19 yaşındaydı. Yani o da ve hatta 12 yaşındaki Koray Kaya da, yakılacak kadar büyümüştü.

Bu katillerin abileri de Maraş’ta yaş gözetmemişti. Maraş Katliamı davasında mahkemede bir tanık anlatıyordu: “... Daha sonra karşı taraftaki bir gözü görmeyen yaşlı kadın Cennet Çimen’in evine girdiler. ‘Gel nene, gel nene’ diye dışarı çıkardılar. Cennet Çimen’in tek gözünü tornavida ile oyarak, silah sıkıp öldürdüler, yakındaki hela çukuruna baş üzeri atıp at arabasını üzerine devirdiler. Sonra bütün evleri, bizim evi de yaktılar.” Maraş’tan, Çorum’dan ve Sivas’tan sonra Türkiye’de birçok kişi için hayat artık eskisi gibi olmadı. Filozof Adorno’nun Nazi toplama kamplarındaki vahşetlerden sonra, “Artık bu zulümden sonra söylenecek hiçbir şey anlamlı değildir” dediği gibi, bu vahşetlerden sonra o kadar boş geldi ki siyasilerin dillerine dolaşan çoğu sözcük. Ne diyordu siyasiler her fırsatta “Ar, namus, devlet, ordu, devlet adamlığı, ahlak, laiklik.” Ne de çirkinleşiyordu bu kelimeler onların ağızlarında.

İtler uluyor Sivas’ta. Tıpkı Kerbela çölünde uludukları gibi uluyor hem de. Sivas’ı her düşündüğümde Kerbela düşüyor aklıma. Kerbela’da ahlak yoktu, namus yoktu, ar yoktu, acıma yoktu, adalet yoktu. Zeynep’i çırılçıplak soyup Yezid’in karşısına getirenlerin namus anlayışıydı Sivas’ta insan yakanların anlayışı. Ateş sıcağı çölün orta yerinde, aç ve susuz bir şekilde Yezid soysuzunun binlerce kişilik ordusuna karşı çıkan yiğit Hüseyin’e yapılan zulümdü Sivas’ta yapılan zulüm de. Şehid-i Kerbela’nın başıyla gövdesi arasına giren kılıç Sivas’ta yeniden kınından çıkmıştı köpek uğultuları arasında. Fotoğrafına bakıyorum Asuman’ın. Son gördüğümde “Sivas’a gidiyorum sen de gel” dediği geliyor aklıma. Ağlıyorum.

Bilinir ki Nazi toplama kamplarında gaz odalarında ölüme gönderilenler ölenlerin üzerine çıkarak nefes almaya ve yerde biriken dumanın etkisinden kurtulmaya çalışarak ölümlerini birkaç dakika geciktirmeye çalışırlardı. “Gazdan tasarruf edebilmek için mümkün olduğunca çok kişiyi gaz odalarına dolduruyorlardı, çünkü ısı gazın yayılmasını kolaylaştırıyordu. Odadaki insan sayısına göre ölüm süresi 7 ile 20 dakika arasında değişiyordu. Cesetler buradan krematoryuma taşınıyor ve yakılıyordu. Bir cesedin kül olması için ortalama 40 dakika gerekiyordu.”

Sivas’ta cesetlerin kül olması için devlet 24 saat bekledi. Madımak’ta önce alt kattakiler öldü. Baş dönmesiyle kanda dolaşmaya başladı karbonmonoksit. Sonra kulaklarda çınladı sesler. Görme bulanıklaştı. Ve bilinç kayboldu en sonunda. Otelin dışındaki bilinçsizlik, bu ülkenin bilincini yok etmeye çalışıyordu. El değişti, silah değişti ama Kerbela değişmedi. Yezid değişmedi.

Birileri hayırlıyor Sivas Katliamı davasını. Yüreğimi çıkarıp kafasına atasım geliyor. Sivas’ta her yıl kibriti çakıyor birileri. Ve bu ülkenin “ben insanım” diyen azınlığının damarlarında dolaşmaya başlıyor duman yeniden. Aklımın bir köşesinde kalıyor Asuman’ın gülen yüzü. “Bir yavru yolladım gurbet ellere” diyorum “Bir yavru yolladım gurbet ellere/ Emanetim sanadır Bozatlı Hızır.” Damarlarımda dolaşmaya başlıyor karbonmonoksit, ağlıyorum yeniden.