Veda zamanı…
Murat Meriç Murat Meriç
Bu sayfalar aracı oldu; birlikte sevindik, üzüldük, sinirlendik. Birlikte ilerledik. Gezi’de, Sofya’daki Roger Waters konserinde, Soma’da, Suruç’ta, Ankara Garı’nda ve bütün meydanlarda “bir arada”ydık…

Ankara hayatımın merkezi. Çok şeyi orada gördüm, orada yaşadım. Çok zaman geçirdim, geçiriyorum. Belli ki daha çok zaman geçireceğim orada. “Başgan”a rağmen sevdiğim, sokaklarını özlediğim ve meyhanelerinde rakı içmeyi, kitapçılarında vakit geçirmeyi istediğim yer Ankara. Beni ben yapan şehir aynı zamanda.

BirGün Pazar’a yazdığım çok yazı Ankara’da başlar. İlk yazım da öyle başlamıştı: “80’li yılların sonu, Ankara… Okumak için taşradan gelmiş genç bir üniversiteliyim, bir yandan ‘ortam’a alışmaya çalışırken diğer yandan şehri keşfediyorum. Ne zaman Kızılay’a insem, sürekli uğradığım iki dükkan var: Konur’daki Dost Kitabevi ve bir dönem eğlencenin kalbi olan, aylar önce yalnızlığa terk edilen, bugün belediye binası olarak yeniden kullanıma açılan SSK işhanındaki Ada Müzik. Lisede keşfettiğim Yeni Türkü, Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya’nın üzerine Çağdaş Türkü, Mozaik, Grup Yorum gibi isimleri eklediğim yıllar… Çok sevdiğim Fikret Kızılok yıllar sonra yeni albümünü yapmış, 12 Eylül sonrasında çöken müzik piyasası yavaş yavaş canlanmaya başlamış… Hey’de okuduğum, gördüğüm ancak liseyi okuduğum İzmit’te bulamadığım Fikret Kızılok – Bülent Ortaçgil albümü ‘Pencere Önü Çiçeği’ düşüyor bir gün aklıma, sormak üzere Ada’ya gidiyorum. Oradaki ‘abi’, beni bir rafa yönlendiriyor: Dizi dizi çizgili kapakların olduğu kasetlerle dolu bir raf bu. Arada tanıdık isimler var: Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Doğan Canku… Yanlarında ise, çoğunu ilk kez duyduğum Erkan Oğur, Mutlu Torun, Jak Esim, Su Epik... Hepsi, onlarca albümün kapağından bana bakıyor. Elle yapılmış, çocukça çizimlerin olduğu şahane kapaklar bunlar! Param yettiğince alıyorum, yurda gelir gelmez walkman’imi çıkartıp dinlemeye başlıyorum… Bu, ‘Çekirdek kasetleri’yle ilk tanışmam. Sonrası, iflah olmaz bir tutkuya dönüşecek, yıllarca o kasetlerin peşinde koşacağım.”

Tarih, 20 Nisan 2013. Ankara’dan yollamıştım yazımı. Editörüm Can Uğur, twitter üzerinden şöyle duyurmuştu “olay”ı: “…bu haftaki sürpriz Murat Meriç, artık yazılarıyla BirGün Pazar’da olacak. Bize de hoş geldin demek düşer.” Heyecanlandığım bir karşılamaydı bu. Şöyle yazmıştım, sonrasında, aynı mecrada: “Yarın BirGün alırsanız, Pazar ekinde yazımla karşılaşacaksınız; şaşırmayın. Oradayım.”

Kaba bir hesapla, 168 haftadır bu sayfalarda yazıyorum. Arada kimi “kaza”lar oldu elbette, yazamadığım zamanlar… Onları çıkartsak bile, 150’yi aşkın yazı anlamına geliyor bu. İçinden müzik geçen yazılar hepsi… Kimi hüzünlü, kimi coşkulu ama illa ki umutlu! Şunu açık yüreklilikle söyleyeyim: BirGün Pazar’da yazdığım hiçbir yazıya umutsuzluk sirayet etsin istemedim. Bu yüzden, en kötü olaylarda bile şarkılara sığındım. Umutlu şarkılara. 16 yaşımda, bir Ünol Büyükgönenç şarkısı aracılığıyla hafızama kazınan o dizeleri hep hatırımda tuttum, onlara inandım: “Güzel günler göreceğiz çocuklar / Güneşli günler göreceğiz / Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar / Işıklı maviliklere süreceğiz…”

Bu sayfalar aracı oldu; birlikte sevindik, üzüldük, sinirlendik. Birlikte ilerledik. Gezi’de, Sofya’daki Roger Waters konserinde, Soma’da, Suruç’ta, Ankara Garı’nda ve bütün meydanlarda “bir arada”ydık… Cannes’da Nuri Bilge Ceylan’ın yumruğuna sevindik, Yaşar Kemal’in ardından ağıtlar yaktık. Metin Altıok’tan Hrant Dink’e kayıplarımız, Turgut Uyar’dan Orhan Veli’ye şairlerimiz ve elbette Duman’dan Sevinç Eratalay’a şahane müzisyenlerimiz, hep bu sayfalar aracılığıyla bizi bir araya getirdi. Ahmed Arif’ten Cemal Süreya’ya tanıdığım ve gördüğüm şairleri anlattım, Ankara’dan Berlin’e uzandım ve şehirlerimi yazdım. BirGün Pazar’a yazmaya başlarken, çok sevdiğim Mozaik üzerine yazdığım satırların hayatımı değiştireceğini bilmiyordum. Böyle sürprizleri de oldu bu yazıların. İyi ki oldu.

Şimdi veda vakti. Yıllar önce Ankara’yı terk etmiştim, bugün gazeteme veda ediyorum. Bu, “vakit tamam seni terk ediyorum”daki veda değil. Ne de “bir kenti böylece bırakıp gitmek / içinde bin kaygı bin bir soruyla” ya da “bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmek var aklımda” sözlerine benziyor. Bu, biraz yorulmuşluk, biraz tükenmişlik, (ve hadi saklamayayım) biraz da kırgınlık içeren bir veda. Çilingir arkadaşım Feridun Nâdir’i bilirsiniz: “Rakı Beyazı” köşesinin muharriri. Geçtiğimiz hafta bu köşe sonlandı. Bir anda bitti. Veda bile edemeden bu sayfalardan “uçtu”. Bu beni çok üzdü. Böylesi bir ruh hali içinde, bu “eksik” sayfalarda yazmam artık mümkün değil. Kırgınlık geçicidir. Örseler yine de. Arkadaşlık baki ama: Bundan sonra yine bir yerlerde ve hep “yan yana”, hep “omuz omuza” olacağımız muhakkak.

Yazı yazmak hiçbir zaman zûl olmadı bana. Bilakis yazmayı hep sevdim. BirGün’e yazmak bambaşkaydı: Perşembe gününden itibaren “ne yazacağım” diye telaşlanmam, cuma geldiğinde konuyu tespit edip başına oturmam ve sonrası… Bunları özleyeceğim. Şunu da itiraf etmeliyim: Pek çok şey öğrendim bu yazılar sayesinde. Her şey bir yana, sadece bunun için bile BirGün Pazar’a müteşekkirim.

Özetleyeyim: Pinhâni’nin konser albümü vesilesiyle Çekirdek kasetlerini anlatarak başladığım BirGün Pazar maceram, Ulus Baker’i andığım yazıyla sonlanmış oldu. Şu ana kadar yanımda olan, yalnız bırakmayan, (olumlu ya da olumsuz) fikirlerini dile getiren okuyucularıma çok teşekkür ederim. Bu macera boyunca en çok iletişim kurduğum iki isim, editörlerim Selçuk Özbek ve Can Uğur. Kahrımı çok çektiler. Zaman zaman onları üzdüm ama hep şahane bir noktada buluştuk –ki yazılarım güzelse, öyle düşünüyorsanız, biraz da bundan. Uzatmayayım, Feridun Nâdir cümlesiyle bitireyim: “Umarım bir gün yine kağıt kokulu bir yerlerde buluşuruz.”

Veda şarkım, Mazhar Fuat Özkan’ın 1986 tarihli albümü “Vak the Rock”tan: “Adımız miskindir bizim / Düşmanımız kindir bizim / Biz kimseye kin tutmayız / Kamu alem birdir bize // Biz dünyadan gider olduk / Kalanlara selam olsun / Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selam olsun…” Âşık Veysel’e ait bu şarkının çok yorumu var ama ben en çok bu yorumunu severim. Bu sayfalarda birlikte dinleyeceğimiz son şarkı olsun isterim.

Hoşça kalın. Şimdilik.