Vedat ile Tefo
SEVİN OKYAY SEVİN OKYAY

Polisiye ile aranız nasıl? İyi değilse şu sıralarda kendinizi futbol sevmeyen biri gibi hissediyor olabilirsiniz. Çünkü polisiye kitaplar yerlisiyle-yabancısıyla çok basılıyor, epeyce de okunuyor. Durumun farkında olanlar Algan Sezgintüredi’nin April Yayıncılık’tan çıkan yeni kitabı “Maktulün Şansı”nı, yazarını ve karakterlerini Radikal Kitap ekinin kapağında ve iki sayfa boyunca da içinde görünce pek hayret etmemiştir.

Okuyan azınlığın çoğunun iyi bir çevirmen olarak tanıdığı Algan Sezgintüredi, aslında hem o, hem de iyi bir polisiye yazar. Her ikisinde de silahı, tamamen hâkim olduğu, bazı bazı sentaks oyunları yaparak okurunun kafasını karıştırsa da yanlışsız kullandığı o zengin Türkçesi. Sezgin Türedi bir de üstelik, kitaplarının polisiye özelliklerinden ziyade, kahramanları Vedat ile Tevfik-Tefo’nun adamlıklarına önem verdiğini açık açık söylüyor.

Algan’ı ilk romanının yayınlanmasının az öncesinden beri tanıyorum. Polisiyelerden önce bir bilimkurgu yazmıştı. Çok da beğenmiştik, ama kendisinin içine sinmemiş, geri çekti. O gün bugün tanışırız. Hem uzaktan uzağa (İzmir’de yaşıyor), hem de ruhen yakından: Türlü iyi hasletinin yanı sıra, bir de özbeöz Beşiktaşlı’dır çünkü. Şartlar elverdiğinde, genellikle fuarlarda görüşürüz. Bazen, yeni kitabı çıkınca, NTV Radyo’daki neredeyse on beş yıllık “Cinayet Masası” programıma konuk olur.

Demek ki en çok kitaptan kitaba sürüyor abla-kardeşliğimiz. İlk kitap “Katilin Şeyi”, Vedat ile Tefo’yu bize tanıtan kitaptı. Boylu poslu, yakışıklı, kafası pek basmayan ve bir baltaya sap olmamış Vedat’la kara kuru, ufak tefek, kafasında istediğiniz kadar tilki dolaştırabilen Tefo. Eski arkadaşlar, alt-üst komşular, bir elmanın iki yarısı. Bizim tarafın çocuklarıydı. Şimdi mutlu ve evli bir İzmirli olan Algan, İstanbullu iken Suadiye civarlarında takıldığı için, karakterleri de bizim caddenin çocuklarıydı. Tevfik’in emekli polis babasının yardımıyla kurulan bir dedektiflik bürosunda özel dedektifliğe başlamışlar, sıkıntıdan patlarken bir akşam Şaşkınbakkal civarında bir ceset bulmuşlardı.

Hiç alışmadığımız türde bir polisiyeydi. Yazar hem Türkçe’nin hakkını veriyordu, hem de mizah yanı kuvvetli bir kitaptı. Vedat ile Tefo ise, polisiyede rastlamadığımız karakterlerdi, arkadaşlıkları kitabı daha da güçlendiriyordu. Sonra kitaplar birbirini izledi: Katilin Meselesi, Katilin Uşağı, Katilin Şahidi derken katilden maktule geçti. İsim değişikliğinin bir nedeni var mı derseniz, eh var elbet, pek de zekice. Vedat ile Tefo gidiyor mu diyorsanız, şimdilik öyle bir tehlike yok gibi. Hatta birlikte dolaşıyor, çalışıyorlar. Her kitapta bu lüksümüz olmuyor. Katilin Şahidi’nin finalinde cilveleşirken bıraktığımız Vedat ile büronun asistanı Nilgün, pek ilerlememiş görünseler de gene fingirdiyorlar.

Bir akşamüstü, avukat Seyfi’nin telefonuyla Vedat yola düşüyor. Seyfi’nin bir arkadaşının oğlu aramış, Seyfi’yi çağırmış, hayat memat meselesi demiş. Avukat da aksi gibi Tekirdağ’da. Vedat’tan rica ediyor. Evine gidiyorlar ki, kapı duvar. Kapıcıyla konuşuyorlar, oğlan çıkmış gitmiş, döndüğünü görmemiş. Anahtar yok bende diyor. Akşam gelip gizlice içeri girmişken (Vedat, Tevfik, Nilgün) karşı komşu Ömer Bey’e yakalanıyorlar. Ama endişeye mahal yok, daha kaç saat olmuş ki şunun şurasında? Olsa olsa bir kayıp vakası. Kitabın tam adı da: “Maktulün Şansı: Bir Kayıp Vakası” zaten. Öyle bir açılıyor ki vaka, okumalara seza. Baştaki, Homeros’un, Vergilius’un izindeki şiir ise Algan’ın çeşitli açılışlarına yepyeni bir örnek.