Vegan
ÖZGE BAŞAK TANELİ ÖZGE BAŞAK TANELİ
Ben ne kadar sebze seven biriysem, en yakınlarım etsiz yemeğe yemek demez. Günde beş öğün tavuk, balık, dana falan yiyebilseler...

Ben ne kadar sebze seven biriysem, en yakınlarım etsiz yemeğe yemek demez. Günde beş öğün tavuk, balık, dana falan yiyebilseler onlardan daha mutlusu olmayacak. Ben ne kadar limonlu mercimek çorbasıysam onlar bir o kadar kelle paça. Onlar için et;  kan, damar, kas ve tendon gibi kelimelerin tabaktaki hali değil. Öyle bile olsa, önemli değil. Onlar balığa çıktıklarında tuttukları balıkların büyüklüğüyle gurur duyup hatıra fotoğrafları çektirenlerden. Ben gizli gizli kovadaki balıkları denize geri atanlardanım. Ve evet, herkes et yerken ben bazen sebze yediğimden, sebep olarak vicdan azabımı öne sürdüğümden, her seferinde masada eğlence konusu olanlardanım. Vejetaryen değilim. Olabilirim. Konu bu değil.


Vegan kelimesini ilk defa bundan dört yıl önce, bir vegan tarafından duydum. Sütlü çikolatamı paylaşmayı önerdiğimde ki bunu çok sık önermem, verdiği “hayır” cevabı karşısında önce sevindim sonra reddetme nedeni olarak sunduğu “veganım” cevabını duyunca şaşırdım. Önce “neyse, bütün bir çikolata bana kaldı” diye geçirip içimden, kelimenin anlamını -ya da- onun çikolatamı paylaşmama nedenini umursamadım. Ancak sonra içimi bir merak saldı. “Çikolata yedirtmeyen zalim bir hastalığın pençesinde zavallı” diye düşünürken içim parçalandı. Ve hemen ardından,  artık bencilce mi dersiniz,  insanca mı,  ikisi de bir mi dersiniz ne dersiniz bilemem ama “bulaşıcı mı acaba” korkusu sardı birkaç saniye önce parçalanmış olan içimi. Dur bir sorayım, öğreneyim dedim. Sordum. Anlattı. “Biz veganlar, vejetaryenler gibi et yemiyoruz. (Buraya kadar her şey “normal”). Onlardan farkımız ise hayvanlardan elde edilen hiçbir ürünü yemememiz (buradan sonrası zor). Yumurta, süt, peynir, yoğurt gibi ürünleri tüketmiyoruz. Açıkçası, o sırada dile getirememiş olsam da içimden “deli mi ne” diye geçirmedim değil. Sütsüz kahve, sütsüz çikolata, balsız bir hayat çok tatsız gözüktü gözüme. Bir yandan onun sıra dışı olmak için kendini zorlayan ya da gereksiz duyarlı biri olduğunu düşünürken, bir yandan boş sütlü çikolata paketindeki inek resmine bakıp kendimi vahşi biri gibi hissetmekten kendimi alamadım.


Bütün bunlar bir yana, hayvanların temizlik, kozmetik ürünleri ya da moda için katledilmelerine, depolarda, hareket bile demeyecekleri dar alanlarda tutulup daha fazla verim elde edebilmek için gagalarının kesilmesine, suni ışıkla yumurtlandırılmalarına, makinelerle zorla gebe bırakılmalarına sonuna kadar karşıyım. Bunun yanında biraz da bilinçsizim. “Kürk monta karşıyım ama ipek, kaşmir, yün gibi kumaşlar da hayvanlardan üretilen tekstil ürünleri, o zaman onları neden giyiyorum?” diye düşünmeye başladığınızda, içinizdeki durduramadığınız bir vicdan azabı varsa ne demek istediğimi anlarsınız belki. Hayvan severlik kucağımıza alıp, sevip okşayabildiğimiz hayvanların dışında kalanları da sevebilmek, sevmesek de saygı gösterebilmek ve elimizden geldiğince onları korumaya çalışmaktır. Günümüzde hayvanların insanlar yüzünden nelere maruz kaldıklarını düşününce, tavuk ya da inek olarak dünyaya gelmediğimize şükretmekten öte yapabileceğimiz bir şeyler olmalı onlar için. Artık hayvanlar kendi doğal ortamlarında, özgürce yaşayamadıklarına göre veganları anlamaya çalışmayı, insanlığın geldiği son noktayı sorgulamak açısından önemli buluyorum. Hadi hepimiz vegan olalım, vahşiliği bırakalım yazısı değil bu tabii ki. Ama bilinçlenelim artık. Hayvanlar üzerinde deney yapan markalardan uzak durarak, o markalarla iletişime geçip,  bu konuyu eleştiren bir mail atarak bile değiştirebileceğimiz şeyler var bence. Bırakın bize deli desinler. İlk defa başımıza gelen bir şey değil ne de olsa.


Kısacası vegan olmak bir hastalık değil, bir yaşam biçimidir. Şiddet karşıtı bir görüşü savundukları, etik, çevresel açıdan hassas bir yaklaşımları oldukları ortada. Bitkilerin acıyı algılayacak bir sinir sistemi olmadığını hatırlatmadan bu yazıyı bitirmek istemem. Bir de soru sormayan insan gerçekten de mutlu olan insanmış, bunu bir kez daha anladım. İster yoğurtlu iskender yiyin, isterseniz vegan olun. Etsiz yemek, yumurtasız kek, balsız bir dünyadan çok, duyarsız, bencil ve acımasız insanın yarattığı dünya üzerine düşünün biraz. İsteyen fazla da düşünebilir.