Vekiller ve ırgatlar
AZİZ ÇELİK AZİZ ÇELİK

Irgat sözcüğü bir kez daha Türkiye’nin siyasetinin gündeminde. TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar 1965 seçimleri için yaptığı radyo konuşmasına “işçiler, ırgatlar, azaplar, fakir köylüler, ezilen hor görülen eli nasırlılar, çilekeş yurttaşlar” diye başlamıştı. TİP 15 milletvekiliyle girdiği Meclis’te onların sesi olmuştu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde seçmenin dikta özlemine dur demesi karşısında öfkelenen AKP’li ilahiyatçı Hayrettin Karaman şöyle yazmış: “Birkaç ırgat bir araya geldi ve bazı eksikleri ve kusurları olsa bile Türkiye’yi şaha kaldıran ve alternatifi de ortada bulunmayan iktidarı yıktı” (11 Haziran 2015, Yeni Şafak).

Aslında bu ifade sadece 7 Haziran seçimlerine özgü bir hazımsızlığın değil, siyasal İslamcıların demokrasiye ilişkin hazımsızlıklarının ve öfkelerinin de bir göstergesi. Emekliye iki ikramiye isteyenleri, asgari ücret artışı isteyenleri elitizmle suçlayanlar, yoksul seçmeni ırgat diye aşağılamaya kalkıyor. İşte sağın “milli irade” teranesinin kofluğunun da delili.

Irgat, Grekçe ergates (çalışan, işçi) sözcüğünden geliyor. Tarım işçisi ve inşaat işçisi anlamında kullanılıyor. Düzenli işçilikten daha çok geçici ve düzensiz işçiliği ifade ediyor. Irgatlar işçi sınıfının en alttakilerinden. Ancak Karaman’ın dilinde “ırgat” olumsuz ve aşağılayıcı bir anlam ifade ediyor. Amele sözcüğü de geçmişte emeği ve emekçiyi aşağılamak için kullanılan bir sözcük olmuştu.

İşçinin, amelenin, ırgatın oy kullanmasına, seçmesine ve seçilmesine dönük bu öfke ve aşağılama yeni değil. Seçkinler, mülk sahibi sınıflar, aristokratlar ve muhafazakârlar uzun yıllar boyunca ırgatların ve kadınların oy kullanmasına karşı çıkmıştı. Çartistler genel oy hakkı, herkese seçme ve seçilme hakkı için 1830’larda mücadeleye başlamıştı. Anlaşılan o ki, 2015 Türkiyesi’nde 1830’lar İngilteresi’nin muhafazakârları az değil.

Irgatların hükümeti yıkmasından pek müteessir olanlar için yine de bir teselli var. Yüce Meclis’e ırgatlar pek girememiş. Meclis yine pek seçkin ve nezih bir topluluk olarak kalmış. Sandıkta hükümeti yıkan “birkaç ırgat” Meclis’te pek varlık gösterememiş.

Meclis’in sosyal-sınıfsal profili ana hatlarıyla ortaya çıktı. Kuşkusuz çok daha ayrıntılı ve bilimsel değerlendirmeler şart ama Meclis’in sosyal-sınıfsal bileşimi kabaca meydanda. Meclis’te ırgatın, amelenin, işçinin esamesi okunmuyor. Yeni Meclis’te 100’ün üzerinde avukat ve hukukçu, 70 civarında tıp doktoru, 50’ye yakın akademisyen, 20 civarında gazeteci-yazar, 50 civarında mimar-mühendis vekil var. 30’a yakın öğretmen, 7 ilahiyatçının yer aldığı Meclis’te esnaf kökenli vekil sayısı ise sadece iki. Meclis pek elit!

Ancak Meclis’in sosyal-sınıfsal kompozisyonunun daha da çarpıcı yanı, emek ve sermayenin temsilinde ortaya çıkıyor. 70’den fazla işveren, sermayedar ve özel sektör yöneticisinin yer aldığı Meclis’te emek örgütleri kökenli vekil sayısı yok denecek kadar az.

AKP’de iki eski konfederasyon başkanı vekil seçildi. Hak-İş Başkanı bir önceki Meclis’teydi ve yine seçildi. Ancak geçen dönem işçi hakları konusunda çaba gösterdiğini, hatta konuştuğunu duyan olmadı. Sendikal yasalar tartışılırken kürsüye bile çıkmadı. Memur-Sen Başkanı da AKP’den vekil seçildi. Onun da memurların toplusözleşmesinde enflasyon farkı dahi almayan bir sendikacı olduğunu hatırlatalım. Onlardan işçiye-emekçiye pek umut yok!

CHP’de durum ne? CHP’de sendikacı-işçi vekil sayısı iyice azaldı. CHP bu dönem sendikacıları çok az yerde aday gösterdi. Aday gösterilenler ise seçilecek yerlerde değildi. Önceki dönem Meclis kürsüsünde emeğin haklarının sözcülüğünü yapan eski DİSK BaşkanıSüleyman Çelebi’ye önseçimde büyük bir vefasızlık yapıldı ve Çelebi seçilemedi. CHP’de görebildiğim tek sendika kökenli vekil, eski DİSK Genel Sekreteri Musa Çam. Çam’ın bu dönem de omuzunda epey ağır bir yük olacak. Buna karşın CHP’de 20’ye yakın işveren ve sermayedar vekil olduğunu hatırlatalım.

Kadın temsilinin, etnik çeşitliliğin arttığı ve bu açılardan çoğulculaşan ve çeşitlenen Meclis’te sınıfsal kompozisyon açısından pek değişiklik yok. CHP’de ve HDP’de emeğin hakları için özveriyle çalışacak bir grup vekil olduğunu biliyoruz. Ama asıl soru şu: Neden Meclis’te bir sanayi işçisi, bir maden işçisi, bir taşeron işçisi vekil yok? Neden işçi-sendikacı kökenli vekil sayısı bunca az? Neden emekçilerin kendilerinin, emek örgütlerinin temsilcilerinin Meclis’te esamesi okunmuyor?