Venezuela seçimleri neden önemli?
27.05.2018 09:43 BİRGÜN PAZAR
Maduro, ekonomisinin krizini göğüslemek zorunda. “Ekonomik savaş”la yaratılmış olsun ya da olmasın, açlığı ve ülke içindeki hayal kırıklığını durdurmak önceliği olmalı

Vijay Prashad - Tarihçi

20 Mayıs’ta, Venezuela halkının yarısı sandık başına gitti. Hugo Chávez’in 55 yaşındaki halefi, Nicolás Maduro’ya hükümeti kurma yetkisi verdi. Maduro oyların yüzde 68’ini kazandı. En yakın rakibi Henri Falcón, oyların yüzde 21’ini alabildi. Falcón, 2010’a kadar Chavismo destekçisiydi. Maduro’nun seçimi kazanacağı aylar öncesinden belliydi. Ve bunun, Avrupa Birliği’nin (AB) ileri sürdüğü seçim “usulsüzlükleriyle” hiçbir alakası yok. Chavismo hareketinin bağlılığından geriye kalan ortada. Maduro’ya ve Chavismo hareketine karşı olanların oligarşiyi temsil ettiği de ortada. Bu kişiler demokrasinin koruyucuları değiller; “demokrasi” kelimesini eski günlere dönmek için kullanıyorlar. Şu andaki durumun yetersizliklerine rağmen Chavez hareketini desteklemeye devam eden yoksullar, bu konuda netler.

Peki Venezuela halkının yarısı neden oy vermedi? Maduro’nun seçildiği, önceki başkanlık seçiminde, sandığa gitme oranı yüzde 80’di. Bu düşüşün, 1998’de Chavez’in seçim kazanmasıyla başlayan Bolivarcı Devrim muhaliflerinin stratejisiyle çok ilgisi var. Muhalefet ve onun müttefikleri (Özellikle ABD hükümeti), oy sandığında kazanamayacaklarını biliyorlar. Yaptıkları şey, ABD’yi ve onun Latin Amerika’daki dostu olan oligarkları Venezuela ekonomisini kuşatma altına almak için ikna etmek. Bu “ekonomik savaş”ın yarattığı acı, demoralize ettiği Venezuela halkının kafasını karıştırdı. Seçimi kazancaklarından emin olmadıkları bir noktada Chavismo hükümetinin meşruiyetini azaltmaya çalıştılar. Dolayısıyla oligarklar ve ABD tarafından desteklenen muhalefet seçimi boykot etti. Nüfusun yalnızca yarısının oy vermesinin sebebi bu.

Başkanlık seçimindeki “usulsüzlükler”in kaynağı aslında Venezuela’nın politik süreçlerine dışarıdan yapılan müdahaleden kaynaklanıyor. ABD’de pek çok kişi ülkedeki başkanlık seçimlerine Rus müdahalesi iddiaları konusunda öfkeli. Fakat ABD’nin Venezuela seçimlerine açık müdahalesinden mutlular. Venezuelalılar sandıklara gitmeden haftalar önce (Başta seçimlere “hileli ve danışıklı dövüş” diyen Başkan Yardımcısı Mike Pence olmak üzere) Beyaz Saray’dan gelen açıklamalara yönelik hiçbir açık eleştiri yapılmadı.

Birleşmiş Milletler (BM) ve seçimlere yönelik eleştirilerinde çok keskin olan AB gözlemcilerine Venezuela’dan davet gitti, ancak her iki örgüt de bu daveti reddetti. Seçimi takip eden gözlemcilerse (Bu kişilere İspanya eski Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero da dahil) çok uygunsuz bir durumla karşılaşmadıklarını söylediler. Harvard ve Sydney Üniversitelerinin çalışmasına göre ABD, batı demokrasileri içindeki en kötü seçim performansını sergiliyor. Venezuela’da 2015 parlamento seçimlerini muhaliflerin kazanması bile aslında Maduro’nun seçim sistemini kendi lehine çevirmediğini kanıtlıyor. Bana kalırsa, Venezuela’da muhalefetin seçimi boykot etmesinin ülkede adil seçim sistemi kaygısıyla değil, hükümeti izole ederek çöküşüne zemin hazırlama çabasıyla ilgisi var.

Ocak ayında, Maduro, yakın zamanda ülkenin başkanlık seçimine gideceğini açıkladı. Hiç zaman geçmeden, seçimin meşruluğunu tanımayacaklarını söyleyen ABD ve AB, Lima Grubu’nda (Amerika kıtasında yer alan 17 ülke yönetiminin yer aldığı örgüt) hızlıca müttefikler buldu. Kanada’dan Şili’ye kadar olan bu 17 devlet, sadece Maduro hükümetine değil, aynı zamanda Latin Amerika’daki Bolivarcı sürece düşmanca bir pozisyon aldı.

ALBA, Lima’ya karşı
Lima Grubu; yerel oligarkların, ABD’nin ve Kanada’nın sözcüsü görevini görüyor. Lima’da (Peru) geçen yıl ağustos ayında kuruldu. Lima’nın amacı Venezuela hükümetini devirmekti. Venezuela’ya karşı sert bir pozisyon alması için Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) üzerinde baskı uygulamak amacıyla yaratıldı. ABD ve Kanada, bir süredir OAS’ta istediğini elde edebilmiş değil.

2014’te Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak’ın (ALBA) ortaya çıkışı, OAS’a doğrudan bir meydan okumaydı. Chavez ve Fidel Castro’nun yönettiği ALBA, OAS’ı bir kenara itti ve ABD’nin idaresi olmaksızın yeni oluşumlar üretti. Chavez, “gömülmesi gereken bir cenaze” olduğunu söylediği OAS için 2010’da “ölmekte olan bir imparatorluğun işareti” demişti. Yakında 11 üyesi olacak ALBA, Latin Amerika’nın egemenliği ve ekonomik işbirliği konusunda yeni bir bakış açısı vaat ediyor.

ABD, 2009’da Honduras’taki darbe sonrası, ALBA dinamiğine karşı daha saldırgan bir tutum açıkladı. Honduras gruptan ayrıldı. Bu durum gelmekte olanlar konusunda açık bir işaretti. 2010’dan beri, ABD ve müttefikleri “pembe dalgayı” geri sarmak için sıkı çalıştı. ALBA sürecinin kalbindeki Venezuela’ya baskı yapıldı. 2017’de Lima kurulduğunda, Peru Dışişleri Bakanı Ricardo Luna, Venezuela için “diktatörlük” dedi. Kanıta gerek yoktu. Lima’nın bir diğer üyesi Brezilya’da yakın zamanda Dilma Rousseff hükümetine “yumuşak darbe” yapıldı. Bu onları bu ittifakın kibirli bir üyesi olmaktan mahrum etmedi. Peru Cumhurbaşkanı Pedro Pablo Kuczynski’yle ilgili de bir huzursuzluk yoktu. Maduro’nun Wall Street’in uşağı dediği Kuczynski daha sonra yolsuzluk suçlamaları nedeniyle istifa edecekti, fakat istifasından önce, Perulu diktatör Alberto Fujimori’yi affedecekti. Bu adamların hiçbiri aynaya bakmıyor. Parmakları ise her daim Venezuela’yı işaret ediyor.

Lima Grubu’nun liderlerinden Kanada’nın Dışişleri Bakanı Chrystia Freeland, 2017’de şu sözleri sarf ederken hiç utanmadı: “Eğer gerekiyorsa onu uluslararası toplumdan izole etmek için somut adımlar atarak Maduro rejimine daha fazla baskı yapmalıyız.” Bu sömürgeci dil Kuzey Amerika’da çok az kişiyi rahatsız ediyor. Freeland’ın Venezuela muhalefetine Maduro’ya karşı tek aday arkasında toplanmaları nasihatini vermesi de öyle.

Maduro başkanlık seçimleri yapılacağını açıklamadan çok önce, bu nedenle, Venezuela aleyhtarları (ABD, AB ve Lima Grubu) hükümetin meşruluğunu inkâr etme sürecini başlattılar. Venezuela’yı izole etme ve rejim değişikliği için stratejiler üzerine çalışmak amacıyla açıkça Lima Grubu olarak toplanıyorlardı. Seçimlerden hemen önce ABD ve Lima Grubu, Venezuela’nın OAS’tan çıkarılmasını tasarladı.

Seçim bitti. Tahmin edilebileceği üzere ABD ve Kanada yaptırımları artıracaklar. Lima Grubu elçileri talimatları alıyorlar. Büyük ihtimalle Venezuela’yla diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürecekler. Bu esnada ALBA grubu Venezuela’yı kutladı. Meselenin sadece tek bir seçimle ya da Venezuela’da yaşanan zorluklarla ilişkisi olmadığını biliyorlar. Bu, halk merkezli politikalar izlemek isteyen ALBA’yla, Wall Street merkezli politikalar izlemek isteyen Lima arasındaki bir mücadele.
Petrol fiyatları yüksek. Fakat bu Venezuela’ya yaramayacak. Petrol ekonomisi tehdit altında; sadece rafinerilerinin zaptedilmesi nedeniyle değil aynı zamanda petrol altyapısına yatırım eksiği nedeniyle. Rusya ve Çin, planlamışçasına, izolasyon stratejisinden kendilerini ayırdılar. Hem sıkıntılı Venezuela ekonomisi için hem de petrol sektörü için sermayeyle dönecekler.

Fakat elbette Maduro, ekonomisinin krizini göğüslemek zorunda. “Ekonomik savaş”la yaratılmış olsun ya da olmasın, açlığı ve ülke içindeki hayal kırıklığını durdurmak önceliği olmalı. Venezuela idam sehpasında. Maduro hükümeti ipi kesmenin yolunu bulacak mı?

Çeviri: Ömür Şahin Keyif