Vicdan, sağlıksız hayat ve arınma

Zehirli atıkları uzaya gönderemeyiz. Yapamayacağımız için değil. Taşınacak atık miktarından çok daha fazla atık ortaya çıkacağı için. Altı ya da yedi astronotu uzaya göndermek için bile birkaç bin ton yakıt gerekiyor! Kısacası atıkları uzaya gönderme işi faydadan çok zarar doğurur.

Peki, üretilen zehirli ya da radyoaktif atıklara ne oluyor? Hiç. Hepsi de dünyada kalıyor. Dünyanın çok büyük olduğu gibi tehlikeli bir fikre sahibiz. Tehlikeli, çünkü büyüklük fikrine dünyanın sınırları olduğu fikri eşlik etmiyor. Ufuk çizgisinden ötesini sonsuzluk sanıyoruz hâlâ.

Kapitalist ekonomi atıkları dikkate almayan, bedeli ödenmeyen ya da hesaplara dahil edilmeyen maliyetler üzerinden işleyen bir sistem. Sürekli zarar eden, yalan üzerine kurulu bir sistem. Dünyanın en büyük 3 bin şirketinin yol açtığı zararın her yıl için 2,2 trilyon dolar olduğu belirtiliyor. Bu zarar şirketlerin bilançosunda yer almıyor, ama fatura bir şekilde herkese çıkıyor. En çok da yoksullara, doğadaki diğer canlılara ve hukuki mevzuatı gevşek ülkelere.

Küreselleşme süreci tehlikeli kimyasal maddeleri de bir meta haline getirdi. Bu maddeler zengin kuzey ülkelerinden yoksul güney ülkelerine üste para alınarak ihraç ediliyor. Şu sıralar Aliağa gemi söküm tesislerine gelen Kuito isimli gemi gibi yüksek düzeyde radyoaktivite ve asbest başta olmak üzere pek çok toksik kimyasal madde içeren hurdaları ton başına 150-200 dolara satın alıyoruz.

Gemi sökülüyor, toksik kimyasallar da gayet doğal bir şeymiş gibi çevreye saçılıyor. Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen İzmir-Gaziemir’de bir fabrikanın bahçesine gömülü radyoaktif bileşiklerin nereden geldiği hakkında sağlıklı bir bilgimiz olabildi mi? Ya da gemi sökümü esnasında ortaya çıkan zehirli kimyasallara ne oluyor? Bir fikrimiz yok. Muhtemelen gömüyor, zamanla unutuyor ve her şey yolundaymış gibi hayata devam ediyoruz. Çevreye bulaşan toksik kimyasallar besin zincirine girerek sofralarımıza kadar geliyor. Bu kimyasallara maruz kalanlar ve en çok da çocuklar hastalanıyor, ama bağlantıyı görmüyor ya da göremiyoruz.

Sadece gemi söküm işi değil, toksik kimyasalları ortalığa saçan ve toplumsal hayatı sağlıksız kılan pek çok işkolu var. Ama bir şekilde hayat sorunsuz devam ediyor ve ara sıra çıkan cılız bir itiraz da toplum katında suskunlukla, devlet katında ise şiddetle karşılanıyor. İşin içinde olan herkes bir şeylerin yolunda gitmediği bilgisine sahipken bu kadar suskunluk ve görmezlikten gelme hali nasıl mümkün olabiliyor? Son derece zehirli atıklar taşıyan devasa bir gemi ülkemize sessiz sedasız nasıl gelebiliyor? Ve her şeyin kontrol altında olduğu, hiçbir sorun olmadığı söylenebiliyor.

Böyle yalanlar içerisinde nasıl yaşıyoruz?

Çevre, insan ya da çocuk sağlığı ile ilgili konular sadece teknik önlemler alarak, mevzuatımızı düzelterek çözebileceğimiz meseleler değil. En teknik görünen mesele bile, nihayetinde vicdanla ilgili. Görmezden geldiğimiz, sorgulayamadığımız, yüzleşemediğimiz, arınamadığımız her olay bizi aşındırıyor, yozlaştırıyor. İçimiz bu kadar kirli olduğu için toksik atıklar da toprağa ya da suya bu kadar kolay gömülebiliyor belki. Geçmişten günümüze uzanan her sorunu yokluğa, hiçliğe mahkûm eden baskıcı, zorba bir devlet anlayışı aşılmadıkça bir arınma gerçekleşmeyecek. Sağlıklı bir hayat da.

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL