Virgülün Başından Geçenler
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

“Virgül” deyip geçmeyin; boyuna bosuna bakıp küçümsemeyin! Boyu küçük, beli bükük olsa da, noktalama imleri arasında virgülün yeri ve işlevi çok önemlidir. Kullanıldığı yerler de hayli çeşitlidir. Eşgörevli sözcük ya da sözcük öbekleri arasında hiç sektirmeden yerini alır. Sıralı tümceleri ayırmada, uzun tümceleri anlaşılır kılmada çok işimize yarar. Ünlem ve seslenme sözcüklerinden sonra bize soluk aldırır, vurgulamak istediğimiz sözleri öne çıkarır, ama en çok da tümce içindeki değişik öğelerin birbirine karışmasını önlemek için vardır.
     
Gereksiz kullanılan virgül, yazının akışını bozar, üstelik görsel kirlilik yaratır. Ama onun eksikliği de yazıda duraksamalara, anlam kaymalarına yol açar. Özetle söylemek gerekirse, virgülün azı karar, çoğu zarardır!
     
Yazıyla, yazma uğraşıyla içli dışlı olanlar; bu işin sancısını çekenler çok iyi bilirler virgülün değerini. Bilge yazarlar, ozanlar; hor görmek şöyle dursun, hep sevecen duygularla gözetip korurlar onu!
     
Türk yazınında virgülün hakkını veren, onu yücelten kalemlerin başında Ülkü Tamer gelir. Yazılarında ve şiirlerinde sıklıkla anar virgülün adını. Anmakla da kalmaz, kimi zaman övgüye boğar bu gözağrısını! Sözgelimi, “Virgül, noktalama işaretlerinin en alçakgönüllüsüdür. Böbürlenmelerden, caka satmalardan hoşlanmayanların simgesi…” der onun için. (“Şiir Üstüne Dağınık Düşünceler-3”, Cumhuriyet, 24 Eylül 2011).                                 
     
Ülkü Tamer’in virgül sevgisi öylesine güçlüdür ki; bu gösterişsiz, kendi halinde noktalama imi için şiirler bile yazmıştır. Dahası, Tamer’in 1965 yılında yayımlanmış dördüncü şiir kitabının adı, Virgülün Başından Geçenler’dir. İşte bu kitaptaki “Virgülün Kılıcı” şiirinden birkaç dize:
 
     “Nedir bu telaşınız, korkmayın çocuklarım,
       Sonunda cezasını bulur o öcü sansar,
       Kafam karışır sonra böyle bağırırsanız,
       Virgül elbet yetişir, burda Ülkü Tamer var,”

Fahrettin Koyuncu, Ülkü Tamer’in şiirini incelediği bir yazısında, “Virgülün başından geçenler, aslında insanın, yani hepimizin başından geçenlerdir. Virgülü bir sembol olarak düşünmek mümkündür bu kitapta. Virgülün Başından Geçenler, bir noktalama işaretiyle, yani virgülle, hayatın kesişme noktaları arasında boşluklar bırakmanın, o boşlukları herkesin kendi diliyle, gözüyle doldurmasının kitabıdır” diyor. (http://koyuncufahrettin.blogcu.com/ ulku-tamer-in-siiri/3128495.)                                                        
    
Dünyada virgül için “aferin” çekmiş ve de şiirini virgülle bitirmiş bir başka ozan var mıdır acaba? Şimdi Ülkü Tamer’in bu ilginç şiirine kulak verelim:
 
AFERİN VİRGÜL
Aferin virgül sana  sansara dikkat!
Bekçi gibi düdüğünü uzaktan çalıyor
Uzaktan çiftliğe bir ölüm çiziyor
Çiziyor bir mezar  kazıcısı ibikten
Taşları tavuk tüyü  orduları ibikten
Bir manga sansar almış  kümesi kaçır;
Çünkü aydede sansarı sevmiyor.

Virgül sana aferin  bence çok önemlisin
Belki nokta değilsin  ama virgülsün;
Ödevimin sonuna nokta koyarım;
Sansarın boynuna ben silgi astım
Silsin diye burnuyla pençelerini
Sen çok cesursun virgül  saklanmıyorsun
Çünkü silgilerden hiç korkmuyorsun.

Sana aferin virgül  silgi sansarı sildi
Bütün düşmanlar öldü  silgi de öldü;
Piliçler geri dönsün çiftçinin yatağından
Tirenle geri dönsün  ördek şeftiren olsun
Tavuklar bando çalsın  horoz da teftiş etsin
Kazlar madalya versin  sana virgül aferin
Çünkü sansara bile meydan okudun.

Mor bir kalem gelecek siz hepiniz uyurken
Düşmanlar öldü diye mışıl mışıl uyurken
Bir denizi kümesin duvarına çizecek
Ben boğulunca defterler üzülecek
Öğretmenime kızdım  kıskansın seni nokta 
Sana nişan takmadım  ama gücenme virgül
Çünkü bu şiirim virgülle bitecek

Bütün bu güzellemelerden sonra, virgülü küçümsemenin ne büyük bir yanılgı olduğu anlaşılmıştır sanırım. Ozanımız açık açık söylüyor zaten: “Virgül sana aferin  bence çok önemlisin ”. Başka ne desin?

“OKU BABAN GİBİ EŞEK OLMA!”
Virgülün yazıdaki yaşamsal önemini çarpıcı biçimde anlatmak için, genellikle şu klasik tümceye başvurulur:
“Oku baban gibi eşek olma!”   

“Oku”dan sonra virgül koyarsanız, karşınızdakinin babasını eşek yapmış olursunuz! Virgülü “baban gibi”den sonra kullanırsanız, bu kez bambaşka bir anlama bürünür sözünüz: “Baban gibi oku ki eşek olmayasın!”
     
Yazıda bu tür anlam kaymalarını önlemek için sözcük aralarında virgül zorunludur. Bunu yapmazsanız, tümce içinde “eşek baba”ya benzeyen çok garip söz kümeleri oluşur. Böyle örnekleri zaman zaman çeşitli yayın organlarında görmekteyiz. İşte birkaçı:
     
Cumhuriyet gazetesinin 23 Temmuz 2008 günlü sayısının 4. sayfasında dört sütun üzerine şöyle bir başlık yer almış:
    “Laiklik dini özgürlüğün güvencesi”.
     
AKP Hükümeti’nin Diyanet’ten sorumlu o zamanki Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu’nun ağzından aktarılan bu sözü ben ilk okuyuşta şöyle algıladım:
     “Laiklik dini, özgürlüğün güvencesi”.
    
Sonra düşündüm: Cumhuriyet gazetesi, gerici yayın organları gibi, laikliği “din”  diye nitelemeyeceğine göre, yanlışlık başlıkta olmalı... Gerçekten de öyleydi. Benim bu sözü ilk bakışta yanlış algılamam, bir virgül eksikliğinden kaynaklanıyordu. Haberin başlığı eğer “Laiklik, dini özgürlüğün güvencesi” diye yazılmış olsaydı, doğru iletiyi bir çırpıda kavramakta hiç duraksama geçirmeyecektim.
    
Demek ki, “Altı üstü bir virgül, koymasak da olur!” diyemeyiz. Öyle durumlar oluyor ki, bir virgülün eksikliği, tümcenin anlamını tersyüz edebiliyor.

KİM KİMİ SUÇLUYOR?

    
Örnekleri çoğaltalım. Cumhuriyet gazetenin 4 Kasım 2008 günlü birinci sayfasında şöyle bir başlık görüyoruz: “Ankara düşesi suçladı”.
     
Siz ilk bakışta ne anlarsınız bu başlıktan? Suçlamanın “Ankara düşesi”nce yapıldığı gibi bir anlam çıkmıyor mu? Oysa haberin metni okununca görülüyor ki, anlatılmak istenen bunun tam tersi: İngiliz Düşesi Sarah Ferguson, Türkiye’de kılık değiştirerek Çocuk Esirgeme Kurumu yurtlarında gizli kamerayla çekim yapmış ve oralarda barınan zihinsel engelli çocuklara kötü davranıldığını dünya kamuoyuna duyurmuş. Türk Hükümeti’nin kimi bakanları da görüntülerin alınış biçimine tepki göstererek Düşesi suçlamış. Evet, konunun özeti bu. Ama haberin gazetedeki başlığı bambaşka çağrışımlar yapıyor. Nedeni ise çok basit: Özneden sonra virgül gerekiyor. Haberin başlığı “Ankara, düşeşi suçladı” biçiminde olsaydı, böyle bir sorun yaşanmayacaktı.
    
Melih Aşık’ın 12 Ekim 2011 günkü yazısındaki bir tümcesi de benzer bir özensizlik içeriyor. Milliyet gazetesindeki “Açık Pencere” köşesinde Prof. Baskın Oran’a kimi eleştiriler yönelten Melih Aşık, bir yerde şöyle demiş:
     “Arkadaş üzerine kitap yazdığı konuyu başkalarına soruyor.”
     
Bu tümcede “arkadaş” sözcüğünden sonra kesinlikle virgül gerekiyor. Görüldüğü gibi, virgül unutulduğu için, “Arkadaş üzerine kitap yazmak” gibi bambaşka bir anlam kazanmış  tümce…

CAN DÜNDAR + HAŞİM KILIÇ = DÜNDAR KILIÇ

   
Aşağıdaki alıntıyı da Odatv.com’dan aktarıyorum. Bir virgülün neleri değiştirdiğini, bazen başımıza ne işler açabileceğini göstermesi bakımından çok çarpıcı bir örnek bu. Can Dündar’la Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın soyadları arasına virgül konmayınca, bakın nasıl bir sonuç çıkmış ortaya:     
     “Milliyet gazetesinden Can Dündar Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yargı üzerindeki baskıları eleştirdiği açıklamalarını köşesinde değerlendirdi. Dündar Kılıç'ın çıkışının zamanlamasına dikkat çekerek, CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruyu gündeme getirdi.” (“Erdoğan’ın Köşk Hesabı Çökebilir”, Odatv.com / 05.04.2012).                                                                                   
     
Yani, Can’ın Dündar’ıyla Haşim’in Kılıç’ı birleşerek ünlü bir kabadayının adına dönüşmüş!
 
Eh, bu örneği de gördükten sonra, “virgül olmasa da olur!” diyebilir misiniz artık?
    
Kim bilir, daha neler geçmiştir virgülün başından!
    
Onu da Ülkü Tamer’e sormak gerekir.