Whitney: Katilini biliyoruz
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Whitney ile Michael Jackson buluşurlar, hiçbir şey konuşmadan saatlerce yan yana otururlarmış. Aynı cenderenin altında posaları çıkarılan, pırıl pırıl bir dış görünümün altında kayıp, yaralı iki çocuk

Whitney Houston ile Michael Jackson buluşurlar, hiçbir şey konuşmadan saatlerce yan yana otururlarmış. Aynı cenderenin altında posaları çıkarılan, pırıl pırıl bir dış görünümün altında kayıp, yaralı iki çocuk... Onlar birbirlerini konuşmadan anlamasın da kim anlasın? “Whitney” adlı belgeselde öğrendiğim en çarpıcı, en dokunaklı bilgi benim için buydu.

whitney-katilini-biliyoruz-531800-1.Bu yıl içinde Whitney Houston üzerine seyrettiğim ikinci belgesel oldu “Whitney”. İlki ki benim daha çok beğendiğim ama genelde daha az beğenileni “Whitney: Can I Be Me?” yani “Whitney: Kendim Olabilir miyim?” adını taşıyordu.

1963 doğumlu Whitney Houston yaklaşık 6 yıl önce Şubat 2012’de hayatını yitirdi. Gelmiş geçmiş en başarılı şarkıcılardan biriydi. Plak satışlarıyla, ardı ardına bir numaraya ulaşan şarkılarının sayısıyla birçok rekora sahip Whitney Houston. Çok güzel bir kadındı. Müzisyenliğinin yanı sıra oyunculuk da yapmıştı ve Kevin Costner’la oynadığı Bodyguard’la da çok başarılı olmuştu.

Bütün bu trajik Hikâyelerin başında hep olduğu gibi Whitney’nin Hikâyesinin de başında mutsuz bir çocukluk ve işlevsiz bir aile var. Bunlara ek olarak Whitney’nin Hikâyesinde bir kuzen tarafından taciz edilme de var ki, birçok şeyi belirliyor. Whitney’nin cinsel kimliğinde yaşadığı karmaşadan uyuşturucu bağımlılığına kadar. Karmaşa dedim ama belki de hem erkeklerle hem de kadınlarla birlikte olan Whitney doğuştan biseksüeldi ve sağlıklı bir şekilde cinsel kimliğini yaşıyordu. Bütün bunları filmden öğrenebilirsiniz ve kendi kararınızı verebilirsiniz.

whitney-katilini-biliyoruz-531802-1.

Asıl büyük etken iğrenç müzik endüstrisi
“Whitney” filminin ilk belgesel “Can I Be Me?”ye kıyasla dezavantajı bana göre Houston’ın Robyn Crawford adlı hayat arkadaşıyla yaşadığı ilişkiyi çok geride bırakması. Whitney Houston’ın koruyucusu, kollayıcısı, tur menajeri ve büyük ihtimalle sevgilisi olan Robyn ikinci filmde neredeyse bir dipnot düzeyine inmiş. İlk filmden anladığım ise Houston’ın Bobby Brown’la evlenmesinden sonra kocasının baskısına boyun eğerek Robyn’i yanından uzaklaştırması, şarkıcının trajik sonunu getiren büyük bir etkenmiş. Ama tabii asıl büyük etkeninin iğrenç müzik endüstrisi olduğunu aklımızda tutarak. Bu dünyada Whitney Houston üzerinden o kadar çok kişi o kadar büyük paralar kazanıyorlar ki... Çevresindeki sülüklerin gözünü para bürüdüğü için altın yumurtlayan kazlarını öldürdüklerini fark etmiyorlar bile. Bu Hikâyeyi biliyoruz, en son Amy Whinehouse’ın Hikâyesinde de seyrettik. Ya da kapitalizmin kâr hırsının gezegenimizi öldürmesini naklen izliyoruz her gün.

Whitney’le dans etmek isterdim, pek beceremesem de... Fonda “I wanna dance with somebody, with somebody who loves me” çalarken...

Whitney, dokunaklı bir film. Bu büyük şarkıcıyı anmak için iyi bir fırsat.


whitney-katilini-biliyoruz-531801-1.

Dul Kadınlar: İkinci hayat

Yönetmen Steve McQueen (oyuncu olan değil) 2013 tarihli “12 Yıllık Esaret” filmiyle Oscar kazanmıştı. Ondan önceki filmleri “Açlık” ve “Utanç” da kendilerinden çok söz ettirmişlerdi. Güncel sanat dünyasından gelen biriydi McQueen ve hep bir saygınlık halesi taşıdı başının üstünde. “Dul Kadınlar”ın aldığı eleştirilere bakacak olursak bu hâle orada durmaya devam edecek. Ama bana kalırsa “Dul Kadınlar” pek de iyi bir film değil.

Önce filmin iyi yanlarından söz edeyim. Kendisi de Siyah olan McQueen, meseleleri kimlik siyasetine indirgememiş. Irk ayrımının acı sonuçlarını da göstermiş ama sistemin işleyişinde Siyah-Beyaz ayrımının önemli olmadığını, yozlaşmanın deri rengiyle değil, çarkların nasıl ve neyle döndüğüyle alakalı olduğunu vurgulamış.

Filmin oyuncu kadrosu çok iyi ve hepsi de işlerini iyi yapıyorlar. Ama hiçbirinin performansı akılda kalmayacak çünkü canlandırdıkları karakterler yüzeyseller ve inandırıcı dönüşümler yaşamıyorlar. Hikâye işlemiyor, inandırmıyor. Film ne bir dram ne de bir gerilim/macera filmi olarak işliyor. Zaten macera filmi seyretmek isteyenler için giriş sahnesinden sonra o kadar uzun bir giriş bölümü var ki, bitmek bilmiyor gibi gelebilir o beklentideki seyirciye.

3 kadının değişimi
Filmin konusunu tanıtım yazılarından biliiyorsunuzdur: Kocaları soygun yaparken ölen bir grup kadın, kocalarının soyduğu adamlara, soygun sırasında kaybolan paralarını iade etmek için, bir soyguna girişirler. Daha önce hiç bu işlerde parmağı olmayan 3 kadının bu kimlik değişimini yerseniz, buyrun diyeyim. Viola Davis bu ekibin şefi olarak en büyük role sahip ve işini çok iyi yapıyor. Davis’in filmle ilgili bir videosunu gördüm. Filmin açılış sahnesinde Liam Neeson’la yakın planda verilen öpüşme görüntüsünün “Siyah-Beyaz” bir çiftin sevişmesini göstermesi açısından bir ilk olduğunu söylüyordu. Bu kadar basit bir şeyin ilk olması çok düşündürücü ve filmin artılar hanesine yazılmalı.

Ama dediğim gibi bu artılar fazla değil. Colin Farrel, Liam Neeson ve Robert Duvall gibi oyuncular basmakalıp rollerde harcanıyor. Hikâye tutarsız ve inandırıcı değil. Ama film yine de iyi yapıldığı için kendini seyrettiriyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız