“Winter is coming” çocuklar!
Ayşenur Arslan Ayşenur Arslan

Afrin harekâtı, artık adını/gerçek hedefini/boyutunu bilemediğimiz bir savaşa dönüştü.

İçerde, yerli ve milli olmayanların ayıklanması imkânını veren bir post modern darbe işlevi görüyor.

Dışarda ise, Çin’in “Sahnede ben de varım” açıklamasıyla birlikte bölgesel ve hatta belki küresel bir savaşın işaretlerini veriyor.

Ankaralı meslektaşlarıma.. Yani iktidar milletvekilleriyle, bakanlarıyla görüşme imkânı olan gazetecilere ASLA YAZAMAYACAKLARI bilgiler servis ediliyor. Evet, yazamıyorlar ancak fısıltı gazetesine manşet atmaktan da geri kalmıyorlar. Duyanlar duymayanlara anlatıyorlar. Benim kulağıma kadar gelen “fısıltılar” şöyle:

»Bu (AKP’lilerin kendi sözcükleriyle) SAVAŞ daha çok uzun sürecek.

»Savaşın gidişatına göre seçim yapılıp yapılamayacağına karar verilecek.

»Yine savaşın gidişatına göre Türkiye’nin “İTTİFAK HARİTASI” netleşecek. Yani ABD ile ipler tamamen kopacak mı? Rusya ile –Suriye’de çatışan çıkarlarımıza rağmen- birlikte olabilecek miyiz? Örneğin, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Ankara’ya gelişinden hemen önce Rusya’dan “yeni S-400 füzesi anlaşması” haberinin sızdırılması bunun işareti mi?
•••

Soru işaretleri ve fısıltılar bir yana.. Savaş konusunda iki “sorun” çok açık:

»İktidar ABD, Rusya, İran, İsrail ve hatta muhtemelen Suriye rejimi ile konuşuyor. Resmi ya da gayri resmi görüşmeler, pazarlıklar yapıyor. Onların sonuçlarına göre mevzi alıyor ya da değiştiriyor. Ancak, bütün bunları, başta TBMM ve onu oluşturan partiler olmak üzere kamuoyu ile konuşmuyor. Türkiye’nin kaderi, Saray çevresi dışında kimseyle paylaşılmıyor.

»Oysa, belli ki savaşa/ölüme gönderilen gençlere, onların yakınlarına.. Sokaktaki insana “bambaşka şeyler” söyleniyor. O bambaşka şeyleri, iktidar çevrelerinin konuşmalarında satır aralarından.. Yaralanan askerlerin anlattıklarından.. Ya da hayatını kaybeden gençlerin geride bıraktığı notlardan çıkartıyoruz. Örneğin, yandaş bir gazetenin tam sayfa ayırdığı bir mektuptaki ifadelerden anlıyoruz: “Bu savaş haç ile hilalin, imanla inkârın, hak ile batılın, küfür ve tevhidin savaşıdır.”

Afrin harekâtı eğer CİHAD olarak algılanıyorsa, savaşın Afrin ve hatta Münbiç kapılarında bitmeyeceği açık değil mi! Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, vatan sınırlarını korumak ve bu amaçla sınırı terörden temizlemek adı altında HAÇ İLE SAVAŞA giriştiyse, bu savaş nerede sona erer?

Cümleyi, tek tek kelimeleri bir daha okuyun. Bir astsubayın “vasiyet” gibi mektubu size/ülkeye ne anlatıyor:

“Bu savaş haç ile hilalin, imanla inkârın, hak ile batılın, küfür ve tevhidin savaşıdır.”

•••

Game of Thrones, yani “Taht Oyunları” dizisinin, kendisi kadar ünlü deyişini duymuşsunuzdur: “Winter is Coming.” Evet, KIŞ GELİYOR. Dizideki “düşman”, duvarın arkasındaki Akgezenler.. Varlıkları bile kuşkulu kış insanları.. Ya da zombileri!
Peki ya BİZİM DÜŞMANLARIMIZ?

Medeniyetler Buluşması diye yola çıkıp.. İspanya Başbakanı ile mutlu pozlar verip.. Hangi ara, tam da Huntington’ın öngördüğü gibi Medeniyetler Çatışması’na vardık? Hangi ara, Huntington’ın sınıflandırmasıyla BATI’ya ve temsil ettiği HAÇ/KÜFÜR/BATIL kavramlarına “kelimelerle” değil, gerçek anlamıyla savaş açtık?

Gelin de hatırlamayın Samuel Huntington’ın sözlerini:

“Medeniyetler insanları birleştiriyor ve bölüyor. Artık önemli olan ideoloji ve ekonomik çıkarlar değil. İnsanların kendilerini tanımladıkları ve uğruna savaştıkları şeyler, iman, aile, inanç gibi (kutsallık atfettikleri) kavramlar.”

Küreselleşme ile doruğa çıkan yoksulluk/eşitsizlik, gerçekten de “medeniyet” diye tanımlanan kültürel/dinsel/toplumsal grupların karşı karşıya gelmesini dayattı.

ABD’nin yoksulları ile Pakistan’ın yoksulları birbirinden nefret eden kutuplara ayrıldılar. İngiltere’nin işsizleri ile Irak’ın işsiz/mesleksizleri birbirine düşman kesildiler.

Emperyalist güçlerin “küresel alanda hâkimiyeti ellerinden kaçırması” öfkelerin patlamasına.. Kanlı eylemlere.. Asimetrik savaşlara.. Hatta bir bakıma (post modern) 3. DÜNYA SAVAŞI’na yol açtı.

Biz şimdi, bu savaşa balıklama dalıyoruz. Hem de ülkeyi/vatan toprağını korumak üzere değil.. “Yerli ve milli” duygularla değil.. Neredeyse CİHAD diye tanımlayabileceğimiz dinsel argümanlarla.. En azından cepheye gidenlere “böyle söyleyerek”...

Başta da söyledim. Suriye’de durum öyle bir noktaya vardı ki, artık VEKALETEN savaşların yerini ASLİ UNSURLARIN SAVAŞI almak üzere. Rusya’nın sahneye çıkması zaten dengeleri baştan sona değiştirmişti. Şimdi sıra –Trump’ın asıl korkulu rüyası- Çin’de..

Kış bütün heybetiyle yaklaşırken yapılması gereken, yalın kılıç kavgaya koşmak mıdır? Yoksa 2. Dünya Savaşı’nda yaptığımız gibi kavgadan uzak durmak mı?

Biliyorum, bu soruların zamanı geçti. Zaten üç beş kişiden başka soran da kalmadı. Baksanıza, Doğan Grubu’nun son kalemlerinden Murat Yetkin de sessizliğe sürgün edildi. Suriye/uluslararası diplomasi alanındaki yazdıkları yüzünden oyundan atıldı!

Ve, sizler de hissediyor olmalısınız, hava çok ama çok soğudu!!!