Wonder Woman: Hayret bir şey!
CÜNEYT CEBENOYAN CÜNEYT CEBENOYAN
Bir gişe canavarı filmde Türkiye imajı ‘kötülükle’ özdeşleştiriliyorsa bu ne tesadüftür ne de senarist ya da yönetmenin kendi kararıdır. Bu, ABD’nin Türkiye’ye dair kötü niyetlerinin göstergesi olarak görülmelidir. Yeni Osmanlı’nın kaderi eski Osmanlı ile aynı olacağa benzer

‘Wonder Woman’ filmi olmayacak bir duaya amin diyor ve bizim de dememizi istiyor. Bir yandan şiddeti estetize eder ve yüceltirken, diğer yandan dünyayı sevgi kurtaracak gibi iyi niyetli ama nihayetinde manâsız bir mesajı yutturacağını sanıyor. Süper kahraman demek, süper şiddet potansiyeline sahip olmak demek. Süper kahraman bu şiddet potansiyelini hayata geçirdiği için süper kahraman olur. ‘Wonder Woman’ın kahramanı Diana (Gal Gadot) için de geçerli bu. Diana film boyunca adam öldürür ve hatta işkence bile yapar ama öte yandan savaş gazilerine hayretle karışık bir acıyla bakar. Nasıl yani? Sen kılıcını sallayıp insanları doğradığında farklı bir sonuç mu doğuyordu ki, savaşta yaralanan, kolunu bacağını kaybeden askerlere hayretle bakıyorsun bre ‘Hayret Kadın’? Bu arada filmde hiç söylenmeyen ‘wonder woman’ sözcüklerinin hem ‘harika kadın’, hem de ‘hayret et kadın’ şeklinde çevrilebileceğini belirtmiş olalım.

Filmin hikâyesi çok kısaca şöyle: Amazon kadınlar, dünyadan izole edilmiş bir adada kadın kadına yaşarlarken, adalarına düşen İngiliz asker (Chris Pine) onları sürmekte olan Birinci Dünya Savaşı’ndan haberdar eder. Diana, savaş tanrısı Ares’i öldürürse, bütün savaşlara son vereceğini düşünür. Ve bu amaç doğrultusunda kötü Almanların peşine düşer. Ama sürpriz sürpriz: Kötülük ve iyilik herkesin içinde mevcuttur ve dünyanın düzeni hep böyle süregidecektir! Yani yapılacak tek şey hababam debabam savaşmaktır. Savaşların nedeni de böylece insan karakteriyle açıklandıktan sonra (filmin sınıf savaşından ve onun nedeni sömürüden söz edeceğini bekliyor değildiniz herhalde?) geriye yine de sevgi mesajını kakalamak kalır. Ne de olsa bu kadın bir yönetmenin çektiği bir kadın süper kahraman filmidir.
Filmin başlarda Türkiye’ye kötü bir sürprizi var. Kötülüğün yuvalandığı mekânın kapısında kocaman iki Türk bayrağı dalgalanmaktadır. Burası Almanların, kötü niyetli araştırmalarını sürdürdürdükleri Osmanlı karargâhıdır. Bu Türk bayrakları, birkaç kez seyircinin gözüne sokulur. Amerikan ‘blockbuster’ları yani gişe canavarı filmlerinin asli özelliklerinden biri aynı zamanda propaganda filmleri oluşudur. Bu işler öyle rastlantıya bırakılmaz, ABD dışişleri bakanları ya da başkan yardımcıları film stüdyolarının yöneticileriyle oturup, stratejiler oluştururlar. İnanmayan, eski Dışişleri Bakanı Kerry’nin stüdyo temsilcileriyle yaptığı toplantılara dair haberlere bakabilir (Bkz.: Kerry’nin IŞİD’le mücadele konusundaki girişimleri).

Şimdi, eğer bir gişe canavarı filmde Türkiye imajı ‘kötülükle’ özdeşleştiriliyorsa bu ne tesadüftür ne de senarist ya da yönetmenin kendi kararıdır. Bu, ABD’nin Türkiye’ye dair kötü niyetlerinin göstergesi olarak görülmelidir. Zaten Ortadoğu’da ABD tarafını seçmiş görünüyor. Kısacası yeni Osmanlı’nın kaderi eski Osmanlı ile aynı olacağa benzer. Ne bekliyorduk?

Filmin bir yere kadar fena gitmediğini de belirteyim. Özellikle Diana’nın erkek egemen ve sanayi kirlisi Londra’da yaşadıkları eğlenceliydi. Hoş bu bölümün de feminist bir eleştirisini okudum. Bu bölümde Diana’nıni filmin baş erkeğinin tepeden bakan açıklamalarına (mansplaining) maruz kaldığını ileri sürüyordu yazar. Fakat belli bir yerden sonra, her sıkıcı süper kahraman filmi gibi, ‘Wonder Woman’ da kavga dövüşe gark oluyor. Gal Gadot’a gelince, süper bir vücudu var. Yüzü hoşuma gitmiyor, oyunculuğu da.