“Xwezî bi Wî ku Dibêje Ez Misilman im (Sunnî im)”
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

“Ne Mutlu Müslüman’ım (Sünni’yim) diyene.”

Faşizmi yerleştirirken siyasi İslam kullanılıyorsa, faşizme karşı en önemli mücadele kavramı ve aracı elbette laiklik, sekülerlik... Faşizmin ekseni siyasi İslam olduğunda faşizme karşı demokrasi mücadelesinin ekseni laiklik olur elbette.
Geçen hafta böyle vurguladım ama sadece siyasi İslam değil, aslında Türk-İslam sentezi de köpürtüldükçe köpürtülüyor. Faşizmlerini örtmek için başörtüsü yanında bayrak da var. Ensar Vakfı bayrak asarak tabelasını ve tecavüzcüsünü gizlemedi mi?
Gelinen noktada Kürt meselesinden ötürü laik kesimler geri planda duruyor ve hatta sırf PKK’ye vuruyor diye dolaylı olarak siyasi İslam’ı destekliyorlar… Perinçekgillerin başını çektiği neo-faşistler de laiklik kavramını çoktan unuttu ve Bahçeli AKP’nin en büyük destekçisi…

Ve tabii bu arada laiklerle ilişkide Kürt hareketinin çelişkili karakteri de önemli. Bir yanda Rojava’da seküler bir güç olarak sempati yaratıyorlar, Kürt hareketinde kadınların ve kadın özgürleşmesinin öne çıkmasının tarihsel bir atılım olduğunu da biliyoruz.
Ama öbür yanda, çözüm sürecinde İslam ittifakı vurgusu da var. Altan Tan filan bir yana, Newroz bildirileri ve “İmralı Tutanakları” ısrarla “Sol-Kürt-İslam ittifakı” tespitleriyle dolu. Demokratik İslam Konferansı vb ile “rol çalmak”, kitleyi kaybetmemek ötesinde zaten Öcalan da 478 sayfalık İmralı Tutanakları’nda “laik” kavramını sadece birkaç kez kullanıyor, bir keresinde “milliyetçi ve laik diktatörlük” (s.315) diyor ve İzleme Heyeti’nden söz ederken “laik” ve “Alevi” kavramlarını özdeşleştiriyor: “Laik kesimin temsiliyeti az. Laik camiasından gelecek olan eleştirilerin önünü kesmek lazım.”(s.442)
HDP elbette bir “kitle partisi” ve bu tür manevraların mesela 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin muhafazakâr Kürt seçmeninin oylarını almasında etkili olabildiği söylenebilir.
Ama çözüm masası devrildikten sonra siyasi İslam daha da azgınlaşmadı mı? Sri Lanka modeli artık tehdit olmaktan çıktı, misliyle uygulanıyor. AKP Türk-İslam senteziyle Türkleri yanına alırken Kürt-İslam senteziyle PKK’yi etkisizleştirip Kürtleri teslim almaya doğru adım adım ilerliyor.

Peki, ne olacak?
Diyelim ki, Kürt sorununda askeri çözümü uygulamaya devam ettiler. Astılar, kestiler, şehirleri bombaladılar, Kürtleri tenkil ve tehcir ettiler ve hiç tahayyül edemeyecekleri acıları yaşattılar ki zaten daha önceleri de yaşatmışlardı. Balığı yani PKK’yi etkisiz hale getirmek için gölü (Kürdistan’ı) kurutmayı göze aldılar. Yani coğrafyaya hâkim oldular ve Kürtleri iyice köşeye sıkıştırdılar. Dört dörtlük bir savaşı tırmandırdılar ve diyelim ki bu savaşı da kazandılar. İyi de, bu habitatın yaşayanları, yani sıradan ve sahici Kürtler ne yapacak?
Elbette korkacaklar. Sinecekler. Artık sabah akşam “Xwezî bi Wî ku Dibêje Ez Tirk im” (“Ne mutlu Türküm diyene”) bile değil “Xwezî bi Wî ku Dibêje Ez Misilman im (Sunnî im)” (“Ne mutlu Müslüman’ın [Sünni’yim] diyene”) sözünü tekrarlamayacaklar mı?
Çünkü sindikleri zaman dahi, illa ki tutunacakları bir şey olmalı ki o milliyetleri değilse artık sadece dinleridir… Burada siyasi İslam faşizminin, PKK seçeneği karşısında tutunmalarını istedikleri tam da budur.
AKP elbette Kürt-İslam sentezi yoluyla ve siyasi İslam faşizmi çerçevesinde sorunu ve Kürtleri çözmeyi (halletmeyi!) hedefliyor. Kürtler, bütün mazlumlar gibi, yüzyıllardır sindirildikleri zaman din limanına sığınacaklarını öğretilmiş bir çaresizlikle zaten biliyorlar. AKP de bunu biliyor. Kürtleri sadece dine sığınmaya, tarikatlara bel bağlamaya mecbur bırakıyor.
Peki ya TSK, IŞİD’le savaştığı söylenen “laik”-NATO ordusu? Bir vakitler Kemalist veya Atatürkçü Ordu sıfatını taşırken, hani şeriata ve hatta ılımlı İslam’a bile alerjileri vardı ya; şimdiyse “Bölücülük”ten kaçarken “Şeriat” dolusuna tutuluyor, IŞİD’in tarlasını sürüyorlar, çünkü kendi silahlarıyla Kürt-İslam sentezine denklem kuruyorlar.

Peki ya Kılıçdaroğlu? Bilmelidir ki laiklik kaygıları yerine “bölüneceğiz” evhamıyla HDP’yi ve Kürtleri dokunulmazlık sürecinde siyasi İslam cellâdına terk ederse, faşizmi güçlendirecek ve CHP’nin elindeki laiklik silahını da tamamen teslim etmiş olacaktır.
Peki ya HDP? Unutmamalıdır ki bir vakitler göz yumduğu Kürt-İslam sentezi tuzağını boşa çıkarmanın yolu onların da laiklik-sekülerlik damarına sahip çıkmasıdır. Bugüne dek olup bitenler, çözüm uğruna siyasi İslam’a elini verenlerin milletini kaptırdığını göstermedi mi?


İşte bu hakikat görülmediği sürece Kürt-Türk siyasi İslamcılar ezici çoğunlukken, sadece laikler ilelebet ezilen azınlık olarak kalmayacak, tüm ezilenler yok olacak. Öyleyse, faşizme karşı:
Xwezî bi Wî ku Dibêje Ez azad û laîk im e…
Ne Mutlu Laik’im ve Özgür’üm diyene…