Yaklaşan temel tehlike!
FİKRİ SAĞLAR FİKRİ SAĞLAR

Bizler, iktidar partisi Bakanları tarafından bir yıl önce 17/25 Aralık’ta yapılan büyük soygunla meşgul iken, yurtta gelişen önemli bazı olayları atlıyoruz... Gündemin bilinçli olarak bu kadar yoğunlaştırılması siyasi yönetimin bir oyunu!.. Bu yöntem sömürü düzenini devam ettirmek için 12 yıldır kullanılıyor. Yurttaşların gerçek gündemi yerine iktidarın yapay önceliği, doğal olarak toplumun aleyhine işliyor... Bilinçli uygulanan bu algı yönetimi başarılı oluyor çünkü, muhalefet gündem yaratamıyor!..

İktidar nefes almadan, bir yandan sürekli nefret ve kin tohumları yayan, çokça zaman geçmişi karalayan ve yalan yanlış beyanlarla günü geçiren bir strateji uyguluyor! Kimlik karmaşasına girmiş, dahası ideolojisi ile çelişen amorf bir yapılanmayı yeğleyen muhalefet, bu sistemli saldırı karşısında iyice sersemliyor!.. Doğrusu toplumun büyük bir çoğunluğu yaşanan gerçeklerin farkında!.. Ancak büyük çoğunluğun umutsuzluğa kapılmasının nedeni, sürekli geride kalmaktan yorulmuş ve zayıflamış muhalefetin iktidarla uğraşma yeteneğini her an kaybetme kuşkusudur!.. Üstelik iç çekişmelere dalan partilerin toplum indinde iyice güven kaybedeceği korkusu, ülke geleceği için tehlike sinyalleri veriyor...

19 Aralık günü Karaman’da bir hukuk cinayeti daha işlendi. Gezi Direnişi nedeniyle polisler tarafında gaz fişeği ile öldürülen ”Berkin Elvan” için yapılan protesto eylemine katılan Karaman Mehmet Bey Üniversitesi Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse, Mehmet Hüner ve Fatma Eser Gün hakkında açılan dava görüşüldü. Alışıldık şekilde “adil yargılama” yapılmadı. Deliller toplanmadı. Şahitler dinlenmedi. Duruşmaya girmeden önce hazırlanmış karar alelacele okundu. Dönemin Başbakanı RTE’ye hakaret ettiklerine karar verdi. Mahkeme; Yrd. Doç. Dr. Elifhan Köse’ye ise, “ tefhimin ertelenmesini kabul etmemesi” nedeniyle “11 ay hapis cezasına” hükmetti...

Bu ceza ertelemişse de Anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşünü yasaklayan bir karar daha verilmiştir... Amaç bellidir. Korkutma ve sindirme!.. Genç bir akademisyenin daha yaşamının başında düşünce ve ifade etme özgürlüğünü elinden almak,haklarını ona vermemek giderek faşistleşen düzeni gösterir!..

Hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, eşit yurttaşın ortadan kaldırılması ancak “evrensel hukuk” yerine “dikta yargısının” getirilmesiyle mümkündür. Faşist yönetimler kendi mahkemelerini kurar! Orada adalet değil diktatörün istediği olur! Yarattığı hukuk dışı düzen, her türlü yolsuzluk ve hırsızlığa meşruiyet kazandırır!

Devlet artık odur!.. İstediğini asar, istediğini keser!.. Kuralları o koyar. Memurları yapar!.. Bakan da, vekil de, Vali de onundur!.. Polis halka karşı onu savunur!.. Saraylarda oturur, cumaları ümmetine selam verir... Sivas’ı da Maraş’ı da o yönetir...

İsterse öğretmenleri meydanda gazlar... Hırsını alamazsa dövdürür... Yetmezse sorgusuz sualsiz hapse attırır... “Makul şüphesi” hep vardır. Herkes ona karşıdır!.. Çalışanları, emekçileri, emeklileri, gençleri, çevrecileri, devrimcileri, hele Alevileri hiç sevmez!.. Onlar münafıktır...

36 yıl önce Maraş’ta bir katliam oldu. İnsanlar bu vahşeti yapanları lanetlemek ve katledilenleri anmak istediler... Valinin dayatmasıyla şehitler cemevinde anıldı... Polisin ve silahların gölgesinde, ana karnında vahşice katledilen bebenin ağıtları düzüldü... İnsanlık onuruna sahip çıkanlar, insanlık dışı vahşetin bugünkü uzantılarına bir kez daha dikkat çektiler...

O gün Cuma namazından çıkan kitleler ırkçılığı, dinci bağnazlığı, mezhepçiliği körüklediler... Alevi, Kürt, Ermeni gibi kimlikleri şeytanlaştırdılar... Bugün de “Başörtülü bacıma saldırdılar”, “Camiye ayakkabılarla girdiler, camide içki içtiler” yalanlarını söylüyorlar... Meydanlarda Alevileri yuhalatıyor, zorunlu din dersleri ve Osmanlıca ile toplumu kutuplaştırıyorlar!..

Daha vahimi bugün yine mezhepçilik üzerinden, sinsice bir çatışma ortamı yaratılmak isteniyor... Amaç belli; neoliberal yağma düzeninin korunması!.. Unutmayın bu kez, devletin deneyimli derin yapılarının yanı sıra faşist anlayışla büyütülmüş hatırı sayılır bir cihatçı güce de sahipler!..

Evet hırsızlılarla alabildiğince mücadele edelim. Ama “yaklaşan temel tehlikeyi” de göz ardı etmeyelim!..