Yalan korkunun tortusudur!....
KEMAL ULUSALER KEMAL ULUSALER

Amerikan yerlisi bir kabile şefi ölmek üzeredir. Oğluna son kez uyarılarda bulunur: “Bak oğlum hayatta en çok korkacağın şey yalan olmalıdır. Yalan ve iftira, altından zor kalkılır güçlükler barındırır. Kulaktan kulağa çok hızlı yol kateder. Sen makosenlerini bağlayıncaya kadar o dünyayı dolaşır. Ve elbette yalan söylemeyeceksin.

Şef böyle söylerken, uzun mesafe koşucusu olan Kenyalılar ise; “Bir yalan, ne kadar hızlı olursa olsun hakikat ona yetişip geçer.”demişler.  

Yalan konusunda bin yıllardır çok şey söylenmiştir. İnsanlar,”yalan kötüdür” lafzı üzerinde hem fikirdirler, ancak ihtiyaç duyulduğunda ona başvurmaktan da kaçınmazlar.

Siyasette yalan söylemek ise en çok başvurulan yoldur. Elan, içinde bulunduğumuz ve bizi kıskacı içine almış olan Liberal- Muhafazakar siyesetin en büyük dayanak noktalarından biridir yalan. Olmazsa olmazıdır dersek abartmış olmayız. 

Daha önceleride bu satırlarda “Noble lies” yani “Asil yalan” söylemine değinmiştim. ABD’nin yeni liberal-muhafazakar Başkanı Bush’un “Asil yalan” söyleminin sahiplerinden Leo Strauss’un şaşmaz bir izdeşi olduğundan ve politik yönelimlerinde onun argümanlarını nasıl kullandığından bahsetmiştim. Bush’un zamanında Irak’ı işgal planlarını; ‘Saddam’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu’ yalanı üzerine kurduğunu ve buna Blair’i ve diğerlerini de kattığını bir kez daha anımsayalım. Bu gün Obama benzer bir yalanı Ortadoğu’da tezgahlıyor. Bu kez ABD’nin ardılında olanların başını Türkiye ve Tayyip Erdoğan çekiyor. Erdoğan, Leo Strauss izdeşlerinden biri olup yalan ve riyanın toplumun bekası için gerekli ve elzem olduğuna gönülden inanlardandır. Zaten dini bir takım argümanlarda onu desteklemektedir;

“Hayır için söylenen yalan, fitne için söylenen doğrudan iyidir” diyerek zaten Muhammed de bu yolu açmış bulunmaktadır.

Yalanın beyaz olanı her ne kadar hoş görülse de unutmamak gerekir ki en çabuk kirlenen renk te beyazdır.

“İnsanın kendi vatanı için yalan söylemesi bir vatanseverlik sanatıdır. Buna diplomasi denir” diyen Ambroce Bierce’de siyaseten yalanın mubahlığına yol açanlardandır.

Bu bağlamda; “durmak yok yola devam” diyen Erdoğan da siyaseten ‘vatanı’ için yalan söylemekten kaçınmamaktadır. 2002 seçimleri öncesi İzmit mitinginde "Şu sisteme bakın hele ülkede 72 bin öğretmen açığı var sen sınavla öğretmen seçiyorsun(KPSS) hangi akla hizmet ediyorsunuz?  Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin göreve başlasın önüne niye engel koyuyorsun. Ama inşallah biz hükümetimizi kurduğumuzda bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz” diyen Erdoğan’ın bu yalanı yüzlercesinden sadece biridir. 

Bu gün Suriye’ye yönelik bir emperyalist müdahele, bir işgal hayata geçirilmeye çalışılırken; Suriye’nin iç işlerine müdahele edip, başta mafyavari unsurlar olmak üzere bir çok başıbozuk kesimi silahlandırıp eğiterek Suriye’nin içine salarken, Van’da kendi halkından sakındığı yardımları, ABD dolarları ile birlikte  kamplarda bol keseden dağıtırken, Antakya’da  cirit atan ajanlar Harbiye’de bir tek boş daire bırakmamışken, sınırlarımızda silah yüklü kamyonlar yakalanırken,  barıştan söz etmek ne büyük bir yalan değil mi?

Montaigne; “Bir yalancı, iyi bir hafızaya sahip olmalıdır” der.

Yine 2002‘de ;Orta-Doğu’da akan kan, tüm dünya kamuoyunu olduğu gibi, bu bölge ile yakın kültürel ve tarihi ilişkileri olan Türk halkını da üzmekte ve endişeye sevk etmektedir. AK PARTİ, din ve ırk ayırımı yapmaksızın, kime ait olursa olsun dökülen kanın ve göz yaşının acilen durdurulmasını sağlayacak tek yolun, kalıcı bir barıştan geçtiğine inanmaktadır.” diyerek iktidara gelen Erdoğan’ın hafızası, şimdilerde Ortadoğu’da sünnilerin hamiliğine soyunurken bu yalanı anımsar mı?

Sanmıyorum, zaten yalan zihni kalın kabukluların kolayca kıvırabileceği bir şeydir.

Sadece Erdoğan değil tabi, bu AKP başta olmak üzere hakim sınıfın içine işlemiş bir olgudur. Nitekim Aziz Çelik birkaç gün önce “Muhalefette grevci, iktidarda yasakçı” başlıklı yazısında benzer örnekleri vererek bunun AKP içinde ne kadar yaygın bir olgu olduğuna değinmişti.

Yine, kapitalizmin yalanı ne kadar içselleştirdiğine dair bir kelam da Bakunin etmiştir;

"ekonomik eşitlik olmayınca verilen politik eşitlik bir teranadir, bir sahtekarlıktır, bir yalandır; ve işçiler yalan söylemiyor.”

AKP’nin Referandum, Anayasa, 12 Eylül yargılamaları vs edimlerinden olumlu sonuçlar çıkarmaya çalışan liberallerinde kulağı çınlasın..

Peki,  bunca laftan sonra gelelim sadede; adını andığımız bu güruh neden yalan söyler? Özdemir Asaf’ın şu sözü bir yanıt, bir son söz olsun;

“Yalan, korkunun tortusudur.”